Gönüllü mecburiyet: ‘Oyunlarla Yaşayanlar’

Eylemsizlikle geçen hayatın gülünçlüğü söz konusu olurken, zaman zaman aydının bizzat içinde bulunduğu eylemsizliğin mahkumiyeti de ele alınıyor. Oyun iki perde olmasına rağmen, oyundaki kişilerin ayrıca oluşturduğu küçük oyunlarla, takibi zor fakat eğlenceli bir okumaya kapı açılıyor.



18-06-2017 12:02
Umut Döner

Oğuz Atay’ın tek tiyatro eseri olan “Oyunlarla Yaşayanlar”, Türk aydınının kronik bunalımının sebebi olarak görülen değişen toplumsal değerleri ve aydının içine düştüğü “kültür çorbası”nı ele alıyor. İstediği gibi gitmeyen hayatın içinde, avuntuyu istediği gibi kurduğu oyunlarda bulan bir oyun yazarının iki perdeden oluşan macerasını sunuyor.  Eylemsizlikle geçen hayatın gülünçlüğü söz konusu olurken, zaman zaman aydının bizzat içinde bulunduğu eylemsizliği mahkumiyeti de ele alınıyor. Oyun iki perde olmasına rağmen, oyundaki kişilerin ayrıca oluşturduğu küçük oyunlarla, takibi zor fakat eğlenceli bir okumaya kapı açılıyor.

Oğuz Atay’ın oyunun sahnelenmesini çok istediği, ancak bunun ölümünden sonra mümkün olduğu bilinmektedir.

Bahsedildiği gibi eserin iç içe yapısı bulunmaktadır. Oyun içindeki oyunlarda, kişiler kendi hayatlarını anlatırken kendi isimlerinin yerine tarihi şahsiyetleri kullanıyorlar. Oyun içindeki oyunun yazarı tanıdıklarını ele vermemek için, onları tarihi şahsiyetlerin arkasına gizliyor. Böylece tarihteki yerini büyük hadiselerle alan büyük isimler, bir oyun yazarının kendisinde ve çevresinin bedenlerinde alay edilen bir kişilik kazanıyorlar. Oyun içinde oyun olması, bizzat tiyatronun konu edilmesi ve yaşanılan hayatla oynanan oyunun iç içe geçmesi göze çarpmaktadır. Dikkatin asıl oyunda değil oyun içinde oluşturulan oyunlarda olduğu söylenebilir.

Oğuz Atay’ın hemen her eserinde kurmacanın başlı başına bir konu olduğu kolaylıkla fark edilir. Gerçek-oyun ikilemini sürekli yansıtmıştır. Bu iki başlığı vermeye en müsait eseri olan “Oyunlarla Yaşayanlar”da ise bu başlıklar doğrudan eserin konusu ve biçimi olmuştur.

Asıl oyunda ise bir aktör birden fazla kişiyi canlandırabiliyor. Bu da Brecht’in oyunlarıyla paralellik göstermektedir. Üstelik bu durum oyunda alay konusu dahi oluyor. Bu benzerliği birçok yerde yakalamakla birlikte, açık olarak da görebiliyoruz: “(…) insanlar arasındaki engelleri kaldıralım, bütün oyunları birlikte oynayalım, birlikte seyredelim, kendimize isimler vermeyelim, yaptığımız işlerle varolalım,”(s. 37)  Metin içindeki alakasız yerlerde Turgut, Selim gibi isimlerin vurgulanmasından da, Oğuz Atay’ın diğer eserlerine göz kırptığı anlaşılıyor.

Kitabın etkileyici bir bölümü, metindeki oyun yazarının meyhanede tiyatro çevresinden birkaç kişiyle içki içerken verdiği nutuktur ve esere dair birçok şeyi yansıtmaktadır. Birtakım yazarın kaygısının ve eylem(sizlik)inin oldukça açık ve samimi ifadesidir: (…) Ey sevgili milletim! (…) Bizler bu kadar çok gelişirken geri kaldığın için hiç utanmıyor musun? (…)  Fakir fukaranın hayatını anlatan zengin yazarlarımıza gece kulüplerinde içtikleri viskileri zehir oluyor. Zengin takımının hayatını gözlerimizin önüne sermeye çalışan meteliksiz yazarlarımız da aslında şu fakir milleti düşündükleri için, küçük meyhanelerinde ağız tadıyla içemiyorlar.  Sefil ruhlarımızın korkak karanlığını anlatıyoruz. İşte onun için sana yanaşamıyoruz. Senin yanında bir sığıntı gibi yaşıyoruz. Hiç utanmıyor muyuz? Hiç utanmıyoruz. “(s. 51)


KÜNYE: Oyunlarla Yaşayanlar, Oğuz Atay, İletişim Yayınları, 138 sayfa.