'Goncourt Ödülü'nü  iki kez alan yazar: Romain Gary

Anlaşılan o ki, Gary bir savaş adamı değildir. Yaşamı onu gerçekten ziyade, düşe iter, savaştan çok huzura, kaba ve saldırgan bir yaşamdan çok sanatçı duyarlılığına ihtiyaç duyar. Hangi isimle yazarsa yazsın her romanında kahramanlarının peşinden koştuğu, mücadeleye değen tek bir şey vardır, özgürlük. Belki de yaşamı boyu kendini bir an olsun sahiden özgür hissetmediği için böyledir bu.



17-12-2017 06:16
Berna Metin

66 yıllık ömründe babasını hiç görmemiş bir çocuk, sıradan bir lise öğrencisi, kendini annesinin düşlerini gerçekleştirmeye adayan bir hayalperest, Litvanya’da doğup Fransa’da büyüyen ve dünyayı adım adım gezen bir göçmen, hukuk eğitimi almış bir idealist, Özgür Fransız Kuvvetleri’nde savaş pilotluğu yapan ve Légion d’honneur Nişanı ile ödüllendirilen bir savaş kahramanı, ülkesine samimiyetle bağlı, hazırcevaplığıyla ün salmış bir konsolos, edebiyat dünyasının en prestijli ödülü olarak kabul edilen ve yazın hayatı boyunca her yazara bir kez verilen “Goncourt Ödülü”nü  iki kez kazanan tek yazar: Romain Gary ya da kendi seçtiği ismiyle Emile Ajar.

Tefrika Yayınları tarafından Türkçeye kazandırılan Romain Gary biyografisi yılın en iddialı kitaplarından biri. Yazarı Dominique Bona’ya “Académie Française”in biyografi büyük ödülünü kazandıran kitap, dilimize Ertuğrul Efeoğlu tarafından çevrildi. Romain Gary adıyla basılan biyografik eserde yazarın yoksullukla geçen çocukluk yılları, annesi Nina’ya olan dehşetli bağlılığı, okul yaşamı, dostları, başarılardan ziyade başarısızlıkları, askerlik yaşamı, evlilikleri ve yazın hayatı oldukça detaylı bir şekilde aktarılmış. 432 sayfalık bu eser aynı zamanda okura 2. Dünya Savaşı’nın öncesi ve sonrası hakkında da incelikli bilgiler sunuyor. Soğuk Savaş dönemi Romain Gary’nin Birleşmiş Milletler’de Fransız Delegasyonu sekreterliği dönemine rastlıyor. Kendisinin de dâhil olduğu yenidünyanın şekillendirilmesinden duyduğu kaygı ve “kâğıt işleri”nin verdiği yorgunluk sebebiyle sıklıkla istediği görev değişimleri, dünyanın farklı ülkelerini görme ve bol bol roman taslağı yapmasına olanak sağlıyor.

“Gary, ne denirse densin, işe hevesli biri olarak görünmemektedir. Diplomasinin ona bir örtü işlevi gördüğü söylenebilir. Gerçek etkinliğini ve gerçek yazarlık eğilimini karşılamak için diplomasiyi bir ekmek teknesi olarak kullandığı, annesine körü körüne yönlendirilmiş olan saygınlık susuzluğunu oradan giderdiği ama diplomatik rolünü hep başka şeyleri, örneğin kadınları ve yazını düşünerek oynamaya çalıştığı düşünülebilir… Ama hevesli olmak Gary’nin kişiliğine yazılmış bir özellik değildir.”

Romain Gary adıyla yazdığı romanlardan ilki olan “Polonya’da Bir Kuş (Avrupa Eğitimi)” ile eleştiri ödülü kazanan yazar, bir tür doğaya şükür söylencesi olan Afrika konulu “Cennetin Kökleri” ile “Goncourt”u alıyor. Diplomatik çevrenin saygı duyduğu Gary, aynı zamanda edebiyat dünyasının “gizemli” yazarı olarak adından sıkça söz ettiriyor. Fransızcası eleştiriliyor, romanlarında biçem olmadığı söyleniyor hatta öyle ki Gary’nin romanlarını Albert Camus’ya yazdırdığı bile konuşulur hale geliyor. Gary bunları yalanlamıyor fakat Camus öfke dolu bir mektupla basına üzüntüsünü dile getiriyor.

Anlaşılan o ki, Gary bir savaş adamı değildir. Yaşamı onu gerçekten çok, düşe iter, savaştan çok huzura, kaba ve saldırgan bir yaşamdan ziyade sanatçı duyarlılığına ihtiyaç duyar. Hangi isimle yazarsa yazsın her romanında kahramanlarının peşinden koştuğu, mücadeleye değen tek bir şey vardır, özgürlük. Belki de yaşamı boyu kendini bir an olsun sahiden özgür hissetmediği için böyledir bu.

45 yaşında âşık olduğu, evlendiği ve tek çocuğunun annesi Fransız sinemasının ünlü aktristi Jean Seberg’in ardından yazdığı kısa bir mektupla, vicdan azabı gibi yaşadığı hayatına son veren Romain Gary intihar notunu şöyle bitirir:

“Çok eğlendim. Hoşça kalın ve teşekkürler.”

Askerî bir törenle uğurlanan Gary’nin külleri vasiyeti üzerine Akdeniz’e saçılır.

Annesi Nina’nın kendisine yazdığı neredeyse 200 mektubu annesinin ölümünden sonra öğrenmesi gibi, edebiyat okurları da Romain Gary’nin aslında Emile Ajar olduğunu bu son, kısa ve jilet gibi keskin intihar notuyla öğrenir. Gidişiyle de adından söz ettiren Gary basının gündeminden haftalarca düşmez. Bir değil adeta iki yazarını kaybeden edebiyat dünyası yastadır.

Yaradılışıyla ve kuşkusuz yaşam öyküsüyle karalar bağlamayı ve olayları hüzünle harmanlamayı seven Romain Gary ömrü boyunca bir şeyler yapmak, özellikle de “Biri” olmak istemiştir. “B”si büyük harfle yazılan biri.  

Sizin okuduğunuz, sevdiğiniz bir yazar mıdır bilemem ama Romain Gary’nin Emile Ajar adıyla yayımladığı “Onca Yoksulluk Varken” benim başucu kitabımdır. Defalarca okusam bıkmayacağım, içimin üzüntüsünü alan kitaptır. Çünkü o kitabın çocuk kahramanı öksüz Momo şöyle der: “… ama ben mutlu olmak için yaşamın kıçını yalayacak değilim. Yaşamı süslemek istemiyorum ben, bok yesin o. Birbirimize karşı hiçbir şey hissetmiyoruz.”


KÜNYE: Romain Gary, Dominique Bona, Çeviri: Ertuğrul Efeoğlu, Tefrika Yayınları, 2017, 432 sayfa