Gizli servislerin kontrolünde bir terör saldırısı

"11 Eylül 2001’de ABD’de, 2015’de Paris’de ve 2016’da Brüksel’de gerçekleştirilen terör saldırıları gibi Berlin’de Noel pazarında yaşanmış olan saldırı da devlet otoritesini güçlendirmek ve mülteci yasalarını katılaştırmak için sistematik bir suretle kullanıldı. Buna ek olarak bu dört terör olayının saldırganları güvenlik güçleri tarafından uzun bir süreden beri hem tanınmakta hem de takip edilmekteydiler."



28-12-2017 18:49

Çeviri: Özer Erdin

Bir yıl önce Lukasz Urban, Sebastian Berlin, Klaus Jacob, Dorit Krebs, Angelika Klöster, Dalia Elyakim, Fabrizia Di Lorenza, Christoph Herrlich, Nada Cizmar, Peter Völker, Anna Bagratuni ve Georgiy Bagratuni Berlin’de bir Noel pazarında düzenlenen terör saldırısına kurban gittiler. Katilleri Anis Amri’ydi. Şansölye Angela Merkel saldırıdan hemen sonra; “Bu korkunç terör saldırısı bütün detayları ile açıklığa çıkartılıp, failleri cezalandırılacaktır.” demişti. Gerçekten de Alman polisi ve gizli servis görevlileri Tunuslu Amri’yi Almanya’ya giriş yaptığı 2015 yazından itibaren şüpheli statüsüne alarak takip etmişler; fakat nedense saldırının detaylarının karanlıkta kalması için büyük bir çaba göstermişlerdi. Çünkü Die Welt ve Berliner Zeitung gazetelerinin yayınladıkları belgelerden hareketle güçlenen şüpheye göre gerek polis gerekse de Alman gizli servisi saldırıdan birkaç ay önce bir terör saldırısının planlandığını bildikleri halde Amri’yi takip etmeyi bırakmışlar.

Öte yandan Alman hükümeti bugüne kadar gerek Federal Gizli İstihbarat Servisi’nin gerekse de Anayasayı Koruma Dairesi'nin Amri Dosyası’nı incelemediklerini ileri sürmüş olmasına rağmen Welt gazetesi Anayasayı Koruma Dairesi’nin Ocak 2016’da konuya ilişkin iki sayfalık bir rapor hazırlamış olduğunu belgeledi. Üstelik bu rapor bizzat Anayasayı Koruma Dairesi Başkanı Hans Georg Maassen tarafından imzalanmış. Berliner Zeitung gazetesi ise Amri’nin muhtemelen intihar komandosu olma görevini üstlendikten sonra IŞİD militanı olarak Almanya’ya gelmiş olabileceğini duyurdu. Söz konusu gazetenin haberine göre Anayasayı Koruma Dairesi Amri’nin IŞİD militanı olduğu bilinen Bilal Ben Ammar ile 26 Ocak 2016 tarihinde yolculuk yapmış olduğunu biliyordu. Ayrıca, Kuzey Ren Westfalya Ulusal Kriminal Dairesi henüz Ekim 2015’de "İslamcılığı Araştırma" adı altında yazdığı bir raporda Almanya’daki İslamcıların açık bir biçimde IŞİD’e ideolojik yakınlıklarının olduğunu bildiriyordu. Buna ilaveten Amri’nin akıllı telefonunu 24 saat dinleyen gizli servis görevlileri 14 Aralık 2015 günü bu telefona bomba yapımı için detaylı şemaların indirildiğini tespit ettiler.

Amri 2016’ya kadar bütün zamanını İslamcı çevreler ile geçirdi. Anayasayı Koruma Dairesi’nin takibi neticesinde Berlin’de yer alan Fussilet Camisi’ne sık gittiği ve orada cihatçılarla buluştuğu anlaşıldı. Kuzey Ren Westfalya Eyaleti’nde ise Amri’nin görüştüğü en önemli kişiler Boban Simeonovic Alias, Abdul Rahman’dı. Abdul Rahman, Celle kentinde yargılanmış olan Abu Walaa’nın çok güvendiği bir isimdi. Polise bağlı ‘Murat’ kod adlı bir ajan bu teröristlerin yakın çevresine sızmayı başardı. Yine son edinilen bilgilere göre bu gizli ajan Kasım 2015’den beri Amri ile yakın ilişki içindeydi ve hatta bir keresinde Amri ile beraber Berlin’e yolculuk bile yaptı. Celle’de görülen davada ifadesi alınan tanıklardan biri Murat’ın sürekli Almanya’da terör saldırılarının düzenlenmesi gerektiğine dair tavsiyelerde bulunduğunu ve bunun için iyi yetişmiş adamlara ihtiyaç duyulacağını söylediğini belirtti. Yani Amri’yi cesaretlendiren bizzat polisin ajanı olmuştu.

Die Welt gazetesi yazarları Stefan Aust ve Helmar Büchsel’in savunduğu, ayrıca Yeşiller Partisi’nden politikacı Hans Christian Ströbele’nin de mantıklı bulduğu bir teoriye göre söz konusu terör saldırısı başını ABD’nin çektiği uluslararası gizli servislerin müdahalesi sonucunda gerçekleştirildi. Bu gizli servisler Amri’yi muhtemelen bir çığırtkan kuşu gibi kullanıp, IŞİD’in Libya’da gizlenen azmettiricilerine ulaşmak istemişlerdi.

En geç 2 Şubat 2016’dan itibaren Amri, IŞİD’in Libya’daki orta dereceli iki önder kadrosu ile yaptığı telefon görüşmelerinde Almanya’da intihar eylemcisi olmak istediğini söyledi. Bunun üzerine Amri 18 Şubat 2016’da otobüsle Berlin’e geldiğinde kısa süreli olarak Ulusal Kriminal Dairesi görevlileri tarafından tutuklandı. Oysa Kriminal Daire Amri’nin tutuklanmasını talep etmemiş, kendisi ve çevresi hakkında daha fazla bilgi toplanabilinmesi için yalnızca aranmasını istemişti. Bu göstermelik aksi durum şimdiye kadar şüpheyle karşılanmıştı; ancak yeni edinilen bilgiler ile hedefte Amri’nin cep telefonuna el koymak olduğu açıklığa kavuşmuş oldu. Böylece Amri’nin Libya’daki IŞİD'liler ile yapmış olduğu görüşmelerden oluşan 12 binin üzerindeki kayıt Federal Kriminal Dairesi’nden Anayasayı Koruma Dairesi’ne iletilmiş oldu. Söz konusu kayıtların Federal Gizli Servise ulaşıp ulaşmadığı, oradan diğer ülke gizli servislerine gönderilip gönderilmediği konusu ise henüz aydınlatılamadı. Konuya ilişkin yöneltilen sorulara Alman Hükümeti tepki göstererek böyle bir uygulamanın olamayacağını, aksi takdirde devlet huzurunun tehlikeye atılacağını belirtti.

Bu arada ‘Murat’ kod adlı ajan sayesinde Amri’nin yeni cep telefonunun WhatsApp ve Telegram uygulamalarının şifresi kırılarak Libya ile yaptığı tüm yazışmalar anında okunabildi. Ancak tüm bu açık ve kesin verilere rağmen Amri serbest bırakıldı. İşte tam bu noktada Die Welt gazetesi muhabirleri Yeşiller Partisi politikacısı Ströbele’nin ABD’yi işaret ettiği tezini mercek altına alıyorlar. Buna göre saldırıdan yaklaşık bir ay sonra 19 Ocak 2017’de Amerikan Hava Kuvvetleri’ne ait bir B2 bombalama uçağı gizli bir operasyon ile Almanya’dan havalanarak IŞİD’in Libya’daki gizli üslerini bombalıyor. Sadece bu nedenden dolayı Die Welt gazetesi yazarları şu soruyu yöneltiyorlar: “Berlin’deki Noel pazarına düzenlenmiş olan terör saldırısı güvenlik güçlerinin tertipsizliği yüzünden mi gerçekleşti; yoksa bu zayiatı göze alınmış bir gizli servis operasyonu muydu?” Fakat bizim aklımıza daha farklı bir soru geliyor; Alman polisi ve gizli servisi iç politik nedenlerden ötürü bu saldırıya bilerek göz mü yumdular?

11 Eylül 2001’de ABD’de, 2015’de Paris’de ve 2016’da Brüksel’de gerçekleştirilen terör saldırıları gibi Berlin’de Noel pazarında yaşanmış olan saldırı da devlet otoritesini güçlendirmek ve mülteci yasalarını katılaştırmak için sistematik bir suretle kullanıldı. Buna ek olarak bu dört terör olayının saldırganları güvenlik güçleri tarafından uzun bir süreden beri hem tanınmakta hem de takip edilmekteydiler. Diğer yandan yeni belgelerden edindiğimiz bir bilgiye göre Amri’nin serbestçe hareket etmiş olması yalnızca Amerikan gizli servis görevlilerini değil, aynı zamanda Almanları da yakından ilgilendirmişti. Yine belgelere göre geçen yıl Amri Berlin’in uyuşturucu satışı ile ünlü semti Neukölln’de girdiği bir bıçaklı kavgadan sonra tutuklanma kaygısı nedeniyle İsviçre üzerinden İtalya’ya oradan da Tunus ve Libya’ya gitmek için Almanya’yı terk etmek istemiş. Berliner Zeitung yazarlarının bildirdiğine göre Amri’nin Almanya’yı terk etmek istemesi güvenlik görevlilerini alarma geçirmiş. Bunun üzerine Ulusal Kriminal Daire Amri’yi Zürih’e yolculuk ederken kendi telefonu vasıtasıyla canlı olarak gözetime alıp, yolculuk esnasında yaptığı her görüşmeyi tercümanlara çevirtmiş. Bu takibin sonucunda Amri, 30 Haziran 2016’da İsviçre sınırına yakın bir yer olan Friedrichshafen’da sahte pasaport ve uyuşturucu ile tutuklanıp, polisin bilgisayarına tehlikeli İslamcı olarak kaydedilmiş. Ancak savcılık olay yerindeki nöbetçi hâkimi şaşırtan bir biçimde tutuklama tutanağını ret etmiş. Bu reddiyeden sonra nöbetçi hâkim son bir çaba ile Amri’yi en azından hafta sonunda geçici olarak gözaltında tutarak Almanya’dan sınır dışı edilmesini garantilemek istemiş. Sorgulama protokolüne yazıldığı üzere Almanya’dan derhal sınır dışı edilmeyi bekleyen Amri’yi bu gel-git hali oldukça şaşırtmış, çünkü Amri Almanya’dan kesin olarak ayrılmak istiyordu. Buna izin çıkmadığı için Ravensbrück’de yer alan bir cezaevine gönderilen Amri, oradan da iki gün sonra serbest bırakıldı. Amri’nin bundan sonraki zaman zarfında ziyaretçisinin olup olmadığı, olduysa bunun kim olduğu henüz bilinmiyor. Bilinen tek şey Amri’nin kaçmak yerine Berlin’e döndüğüdür. Ayrıca, Amri’nin telefonuna Friedrichshafen’daki tutuklama esnasında gizli servis görevlileri ve polis tarafından el konulduğundan, bu tarihten sonra militan hakkında başka hiçbir bilgiye ulaşılamadı. Kuzey Ren Wesfalya Ulusal Kriminal Dairesi henüz Mayıs 2016’da Amri’yi takip etmeyi bıraktı. Berlin Kriminal Dairesi ise 21 Eylül 2016’da takibine son verdi. 2 Kasım 2016 tarihinde ‘Terör Savunma Merkezi’nde’ 40’ın üzerinde güvenlik görevlisi Amri’nin dosyası için nasıl ilerleneceği hakkında bilgi alış-verişi yapmak üzere buluştu. Toplantı, “somut bir tehlike mevcut değildir” hükmü verilerek dağıldı. Amri bir ay sonra 19 Aralık 2016’da Berlin’deki terör saldırısını gerçekleştirdi.

Polis, saldırıdan hemen sonra olay yerinden kaçmayı başaran Amri’nin aranması için yapılan ilk operasyonu ancak saatler sonra başlattı. Amri ise üzerinde taşıdığı silahla rahatsız edilmeden bütün Berlin’i kat ederek, Batı Avrupa üzerinden kaçmaya devam etti ve 2016 Noel’inden hemen önce 2015 yazında ikamet etmiş olduğu İtalya’ya geri döndü. Die Welt’in haberine göre Amri’nin yaptığı tüm yolculuk İtalyan Polisi’nin takibindeydi. Amri, 23 Aralik 2016 gecesi iki İtalyan polisi tarafından vuruldu. Resmi kaynaklara göre tesadüfen kim olduğu bilinmeden vuruldu.    

Kaynak: Dietmar Henning, World Socialist Websites.