Gezi bizimdir, Sur bizimdir... 

"Tahir Ağabey bu açıklamanın sonrasında Sur sokaklarında silahlı saldırıya uğrayarak katledildi... Onu büyük bir saygıyla anarken dayanışmayı yükseltelim, direnişi yükseltelim, barışı yükseltelim. Sur, Sur halkınındır. Türkiye direnenlerin."



28-08-2017 16:46
Şilan Geçgel

Sur, Diyarbakır'ın dört büyük merkez ilçesinden biri. 2008 yılında, 5747 sayılı kanunla, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi sınırları içerisinde, Diyarbakır'ın en eski yerleşim merkezinde kurulmuştur. Sur adını ise ilçe merkezi ile çevrili bulunan tarihi Diyarbakır surlarından almıştır. Diyarbakır surları, dünyadaki en uzun surlardan örneğin Çin Seddi’nden, İstanbul surlarından sonra gelir.

Bugün açık hava müzesi konumunda olan Diyarbakır Sur'ları Roma döneminden sonra bölgeye egemen olan Bizans, Abbasi, Selçuklu, Artuklu, Eyyübi ve Osmanlı dönemlerinde de önemini korumuş, çok kez yeni düzenlemeler yapılarak onarılmıştır. Birçok duvarında, sokağında, meydanında onlarca uygarlıktan izler ve mimari motifler barındırmaktadır.

Sur ilçesi 9500 yıllık tarihiyle, 30'a yakın uygarlığa ev sahipliği yapmış, sosyo-kültürel olarak büyük bir birikimin, farklı renklerde, farklı dillerde bir arada ve kardeşçe yaşamın adresi olmuştur. Diyarbakır surları geçmişte birçok kuşatmada da önemli rol oynamıştır. Örneğin 1930’lu yıllarda Diyarbakır’ın "hava alabilmesi" için bu surların yıkılması yönünde bir fikir öne sürülmüş ve dönemin şehir valisi bu surları birkaç yerden yıkmaya çalışmışsa da 1932 yılında buraya gelen Prof. Dr. Albert Gabriel ve şehir aydınlarının çabaları sonucunda bu yıkım engellenmiştir.

Geçtiğimiz günlerde ise Sur, 1 yıl 8 ay 23 günle dünyanın en uzun süreli sokağa çıkma yasağının olduğu ilçe olarak tarihe geçmiştir.

Yaklaşık iki yıldır şiddetli çatışmaların yaşandığı, evlerin ve şehir merkezinin ağır silahlarla tarandığı, tabiri caizse tahrip olmayan tek bir evin kalmadığı Sur, şimdi de Acele Kamulaştırma Yasası ile tüm tarihi dokusu ile yok edilmek isteniyor.

25 Mart 2016 tarihinde Bakanlar Kurulu kararıyla kabul edilen yasa gereği "kamu güvenliği" için Sur tamamen yıkılıp, “terör odaklarından” arındırılacak ve yeniden inşaa edilecek. TOKİ'si, TOMA'sı, polisi de tam kadro hazır yıkım için. Peki devlet kamu güvenliğini kimin için sağlamakla mükelleftir? Kamu güvenliği halk için midir, yoksa müteahhitler için mi? AKP/Saray Rejimi'nin ülkeyi 16 yıldır nasıl yönetiyorsa Sur'da cereyan eden tablo da odur esasında. Özelleştirme, ötekileştirme, rant, kentsel dönüşüm ve biat eden bir toplum. Bunların gerçekleşebilmesi için de gereken zor aygıtını kullanma.

Geçtiğimiz Mayıs ayında camilerden yapılan "evlerinizi boşaltın" uyarısıyla bazı yurttaşlar evlerini sırtlarına yükleyip, göç yollarına düştüler. Alipaşa ve Lalebey mahallelerinde ise yıkım çoktan başlamış durumda, şu ana kadar 300'ün üstünde evin yıkıldığı söyleniyor. Uzun zamandır devam eden çatışma ortamı, sokağa çıkma yasakları, Sur halkının gaspedilen yaşama ve barınma hakkı düşünüldüğünde daha iyi bir gelecek için göç edenleri anlamak, insani ve vicdani olarak hak vermek mümkün. Peki ya kalanlar?

Kalanlar için göçe zorlanma, kesilen elektrik ve sular, yarısı yıkık bir kentin ortasında yaşama telaşı kaldığı yerden devam ediyor. 

Özellikle yaz aylarında ve Diyarbakır sıcağında suyun ne hayati bir önem arzettiğini bilenler bilir. Sırf evlerin boşaltılma süresini hızlandırmak ve direnci kırmak için mahallelerde sık sık suların kesildiği mahalle halkı tarafından çok kez dile getirildi. Bugün Sur için modern zamanın Kerbela'sı dersek yeridir. Sırf halkın su ihtiyacı için yine halk tarafından su tankeri kiralanmış ama mesele orada bitmiyor. Mahalleyi çevreleyen ve yıkıma eşlik eden TOMA ve polis barikatlarını aşıp eve su taşımak derdi de var. Baş gösteren bir diğer tehlikeyse uzun süreli susuzluk, temel yaşamsal giderlerin sağlanamaması ve kötü şartlarda barınmanın muhtemelen sebep olacağı salgın hastalıklar...Sur halkı bir yandan yoksullukla, işsizlikle boğuşurken diğer yandan evleri, kentleri ve kültürleri için direnmeye devam ediyor.

Çeşitli platform, sivil toplum kuruluşları ve siyasi partilerin yakından takip ettiği Sur yıkımı birçok hukuki yolun denenmesi ile engellenmeye çalışılıyor. Birçok sanatçı yıkıma karşı videolar çekti, destek mesajları yayınladı. Birçok ilde yıkımın durdurulması için imza masaları, standlar kurulmuş durumda. Bizler bu tabloda bu yıkıma karşı durup, kamuoyu desteğini sağlayabilir, Sur halkı ile dayanışma içinde olabiliriz.

Geçtiğimiz günlerde Sur'da çekilen bir videoyu muhtemelen herkes izlemiştir. Gazetecilere yıkımı anlatmaya çalışan Surlu kadına, elindeki şeftaliyi sallayarak büyük bir rahatlıkla "kameralara oynama" diyen polis videosu, hatırlarsınız. Tarihi ve sosyo-kültürel değerini bilmediği -asla bilemeyeceği- yapıları yıkıp, elinde şeftalisiyle halka küstahlık yapanlara izin vermeyelim. Daha çok para, daha çok rant, daha çok kentsel dönüşüm uğruna tarihimizi yerle yeksan etmeye kalkıyorlar, göz yummayalım. Dün gözü Gezi'de olanların bugün gözleri Sur'dadır. Gezi bizimdir, Sur bizimdir... 

Sevgili Tahir Elçi Sur'un tarihi dokusunu korumak için Diyarbakır Barosu adına yaptığı basın açıklamasında şu sözlere yer veriyor:

"Biz Diyarbakırlılar olarak Diyarbakır barosu olarak tarihi değer ve eserlerimize insanlığın bin yıllık emeğine birikimine bu kadim şehre sahip çıkalım. Biz buradan çağrı yapmak istiyoruz. Biz bu tarihi bölgede bir çok medeniyete beşiklik etmiş ev sahipliği yapmış bu kadim bölgede insanlığın bu ortak mekanında silah, çatışma, operasyon istemiyoruz. Savaşlar, çatışmalar, silahlar, operasyonlar bu alandan uzak olsun diyoruz. Bu amaçla bugün arkadaşlarımla Diyarbakır barosu üyesi arkadaşlarımla ve Diyarbakırlılara birlikte buradayız. Buradan demokratik tepkimizi ifade etmek için buradayız. Bu davranışı tarihe yönelik bu şiddet eylemini tarihe bir değere yönelik bu suikastı saygısızlığı kınıyoruz. Tarihine, tarihsel değerlerine tarihsel mirasına sahip çıkmayan toplumlar doğru ve güvenli bir gelecekte kuramazlar. Bu nedenle tarihimize değerlerimize tarihi ve kültürel mirasımıza sahip çıkalım diyoruz"

Tahir Ağabey bu açıklamanın sonrasında Sur sokaklarında silahlı saldırıya uğrayarak katledildi... Onu büyük bir saygıyla anarken dayanışmayı yükseltelim, direnişi yükseltelim, barışı yükseltelim.

  Sur, Sur halkınındır. Türkiye direnenlerin.