Gevelemenin ötesine geçmek: Sınıfın yeni üyeleri

Türkiye’de işçi sınıfının ‘yeni’ üyeleri var ve bu yeni sömürü biçimleri sol siyasette bir gevelemeye dönmüş vaziyette. Elimizdeki çalışmanın en önemli yönü, bu yeni biçimleri toplumsal sınıf kompozisyonu içerisine hangi özelliklerine göre dahil edeceğimizin tartışmasını, emekçilerin nasıl refleksler ürettiğinin tartışmasıyla birlikte yapmasıdır.



16-07-2017 09:30
Çağan Sabancı

Denizcan Kutlu ve Çağrı Kaderoğlu Bulut’un derleyicisi oldukları Sınıfın Suretleri, Emek Süreçleri ve Karşı Hareketler çalışma geçtiğimiz aylarda yayımlandı. Kitapta yer alan makaleler 14. Ulusal Sosyal Bilimler Kongresi’nde sunulan bildirilerden oluşmaktadır. Bunlar Tarladan Teknokente Emek Süreçleri ve Ofisten İnternete Karşı Hareketler  başlıkları olmak üzere iki bölüm halinde tasnif edilmiştir. Makale formatına dönüştürülmüş bildiriler muhtelif sektörlere ve o sektörün emekçilerine yoğunlaşmış sosyolojik metinlerdir. Neredeyse tamamı ele aldığı iş kolundaki emekçilerle yüz yüze yapılan görüşmelerle ortaya çıkarılmıştır.

Dönüşen Pratiğin Dönüştürücü Teorik Etkisi

Sınıfın Suretleri ilk olarak kendisinin de dahil olduğu akademik emek/sınıf çalışmalarının genel görünümüne değinmektedir. 2000’li yılların ortalarından itibaren Türkiye’de sosyal bilimler alanında emek konulu araştırmaların sayısında bir artış olduğu ve bu artışın içinde genç kuşak araştırmacıların önemli bir yer tuttuğu saptanmaktadır. Sınıfın yeniden keşfedilmesinde iki olgunun belirleyici olduğu vurgulanmaktadır: 2008 krizi ve post-modernizm ile post-yapısalcılığın akademide ivme kaybetmesi. Akademideki sınıf çalışmaları, post-modern yaklaşımlarla elbette ilişkisiz, donuk biçimde seyretmemiştir. Son kertede hakikatin, bilginin, bütünün, evrenselin genel olarak soyutlamanın olumsuzlandığı post-modern(yapısalcı) ekol kendi düşünce sistematiğinin sonuçlarını ortaya koyarken Marksizme de başvurur hale gelmiştir. Sınıfsal veriler, yaklaşımlar kullanılarak post-modern okumalar (söylem, farklılık, kimlik, temsil vs.) yapılmaya başlanmıştır. ‘Böylesi çalışmaların bir kısmında sınıf ancak bir tema olarak zikredilmekte, postmodern kod ve bilgi üretme pratikleri bu çalışmaların ufuk çizgisini belirlemektedir. Bu çalışmalarda kimlik, söylem, temsil gibi nosyonlar analizin merkezine alınmakta, sınıf nosyonu ise bunlara eklemlenen bir görüngü olarak konumlandırılmaktadır.’ (s.12)

Açıkçası Marksizmden bu şekilde daraltılmış biçimde faydalanılması bir yönüyle zorunluluktur. Marksizmin sınıflı toplumlar var olduğu müddetçe düşünce ve bilgi üretmede başvurulması gereken başarılı bir yöntem oluşunun zorunluluğudur. Bu aynı zamanda Marksit yöntemin hala geçerli oluşunun nedenlerinden biridir. Post-modern(yapısalcı) yaklaşımların Marksizmle kurdukları bu zorunlu ilişki Yaratılışçıların ‘evrim var ama bu süreci yaratıcı başlattı’ şeklindeki düşünsel rücusuna benzemektedir.

Sonuç olarak Türkiye’de akademi ‘zombiye’ dönüştürülürken ve yukarıda anılan örneklere de rastlanırken emeğe, sınıfa odaklanan çalışmaların farklı disiplinlerden beslenerek arttığını söyleyebiliriz.

Türkiye’de işçi sınıfının ‘yeni’ üyeleri var ve bu yeni sömürü biçimleri sol siyasette bir gevelemeye dönmüş vaziyette. Elimizdeki çalışmanın en önemli yönü, bu yeni biçimleri toplumsal sınıf kompozisyonu içerisine hangi özelliklerine göre dahil edeceğimizin tartışmasını, emekçilerin nasıl refleksler ürettiğinin tartışmasıyla birlikte yapmasıdır. Derlemeyi oluşturan toplantı (Sosyal Bilimler Kongresi) sadece kapitalizmin emeğin ve emek süreçlerinin tarihsel ve güncel boyutlarıyla nasıl dönüştüğüne değil aynı zamanda bu dönüşümlere ne tür tepkiler verildiğine de ev sahipliği yapan bir motisyonla düzenlenmiştir.

Çalışmada ele alınan iş kolları ve başlıkları şunlardır:

Kentlileşen Türkiye’de Kırda Çalışan Olmak: Gezici Mevsimlik Tarım İşçisi Genç Kadınların Çölü

Bir Ev İşçisinin Yol Hali: ‘Gündelikçi’ Kadın Emeği Gözünden Kenti Anlamak

AVM Mağazalarındaki Satış İşi: Performans ve İş Tatminlerinin Toplumsal Cinsiyet Temelli Analizi

Zanaattan Robotiğe: Tıp Teknolojisi ve Türkiye’de Kuşaklararası Cerrah Tipolojisi

Teknokentte Sınıf İçi İletişim

Anemik Uzlaşmadan” Potansiyel İsyana Beyaz Yakalı Hayatlar

Beyaz Yaka Örgütlenmeleri ve Beyaz Yaka Kavramını İşgörenler Meselesi Üzerinden Yeniden Düşünmek

Bilişim ve İletişim Teknolojileri Sektörü Emekçilerinin Sınıf Mücadelesi Kapasitesi Üzerine Değerlendirmeler

Bilgi Toplumu ve Sermaye: Neoliberal Üniversite Karşısında Bir Hegemonya Kırıcı Olarak Hackerlar

İnternetin Ortak Alanları ve Dijital Çitleme

Bu bölümlerin tamamından örnek vermek mümkün olmadığı için yalnızca sınıf içi hiyerarşide en altta ve en üstte duran ‘yeni üyelerden’ örnekler vererek çalışmanın kapsamının genişliğini en azından biçimsel olarak ortaya koymayı amaçlıyoruz.

Sınıfa En Alttan Dahil Olanlar

Gezici mevsimlik tarım işçiliği Urfa ve Adıyaman bölgesinde yaşayan çalışmak için başka illere giden otuz genç kadınla (15-25 yaş) yapılan görüşmelere ve onların deneyimlerine dayanmaktadır.TÜİK’in verilerine göre tarım 5 milyon 470 bin kişi istihdam edilmektedir. Bu nüfusun 2.5 milyonu mevsimlik tarım işçisi olup yaklaşık 546 bini de gezici mevsimlik tarım işçisidir. Aileleriyle birlikte 1 milyon nüfusu aşan gezici tarım işçileri Çukurovada’ pamuk, Malatya’da kayısı, Giresun’da fındık, Polatlı’da soğan, Niğde’de kabak ve ay çiçeği gibi 48 ile çalışmak için göç etmektedir. 1950’lere kadar Türkiye istihdamında birinci sırada yer alan tarım 1950-70 arasındaki kentlere göçle gittikçe erimiştir. Bu dönem gerçekleşen göç dalgalarında en çok göç veren bölge Karadeniz iken en az göç veren bölge Güneydoğu Anadolu olmuştur. Dolayısıyla gezici tarım işçisi en fazla olan bölgemizin Güneydoğu Anadolu olmasının tarihsel nedeni kente göç ‘fırsatını’ kaçırmış olmalarıdır. Yine topraksız köylü oranlarında bu bölge başı çekmektedir. Topraksız aile oranlarının en yüksek olduğu kentler Şanlıurfa (yüzde 55), Diyarbakır (yüzde 46.9), Hakkari (yüzde 45), Mardin (41.9) ve Bingöl’dür (yüzde 39.6).

Bu bölümün odaklandığı nokta yalnızca tarım işçiliği değil genç kadın işçiliktir. Yapılan görüşmelerin ortaya koyduğu durum ataerki ile kapitalizmin çıkarlarının örtüşmesinin sonucu sömürünün yanında kadınlara kentlerdeki istihdam alanlarının kapanması ve eğitim haklarının gasp edilmesidir.

Yok, bitirmedim dörtte çıktım. Diyor, ne bileyim diyor, kızlar okuyamaz yani okullar pistir. Kızlar şey oluyor yani başı açık, önceden diyordu sen başın açık gidemezsin. Erkekler orada var yani ne bileyim öyle. Hem de işe götürelim diye çıkardı beni.” (22 yaş, Şanlıurfa)

Diyoruz burada yani kız çalışamaz, ayıptır, pistir yani erkekler var. Biz diyoruz yani orada da erkekler var yani. Biz bir yere gidiyoruz arkamızdan bakıyorlar yani. Orada sanki günah değil mi? Burada(Şanlıurfa merkezi kast ediyor) insan namusuyla çalışsa ne olacak?” (21 yaş, Şanlıurfa)

Tarlada babaları, abileriyle birlikte çalışmaya zorlanan hatta çoğunluka sadece anneleri ve kendileri çalışan genç kadın işçilerle yapılan görüşmelerden bazıları... Üretimin gelişkinlik düzeyi en düşük, özlük hakların en çok gasp edildiği iş kolu olan gezici mevsimlik tarım işçiliğinde toplumsal gerilik katmerlenmiş durumdadır. Yukarıda sıralanan tüm iş kolları ile ilgili kuramsal çerçeve ile birlikte doğrudan görüşmeler hemen her bölümde yer almaktadır.

Sınıfa Mensup Olmadığını Sanacak Kadar Üstten Dahil Olanlar

Sosyal bilimler yazını beyaz yakalıları uzlaşmacı orta sınıflar olarak ele almaya yatkındır. Bu konuda teorik ve pratik dayanaklara geçmişte daha fazla rastlanırken artık beyaz yakalıyı düzene bağlayan bu dayanakların yanında  gerilim noktalarının çeşitlenmesi de ortaya çıkmaktadır. İlk olarak düzenle ilişkilerini kuvvetlendiren en temel açıklama beyaz yakalıların eğitim düzeyinin onlara doğrusal olarak yükselen bir kariyer sunduğu ve firmayla uzun dönemli bir özdeşlik kurmalarına yol açtığı şeklindedir. Ancak uzun bir süredir eğitim sınıf atlamanın, sınıf içi hiyerarşide yükselmenin yolu olmaktan çıkmıştır. Tersine üniversiteler piyasanın tasallutunda düzenlenip belli meslekleri ön plana çıkartıp öğrencisini arttırırken aynı anda aynı mesleğin sosyal haklarını, çalışma yaşamının koşullarını düşürmektedir. Artık verili anda piyasa değeri yüksek mesleklerin trendi eğitim hayatı bitene kadar değişebilmektedir.

Kitapta da üzerinde en çok durulan işçi sınıfının ‘yeni üyeleri’ işçi sınıfının beyaz yakalı bölmesidir. ODTÜ Teknokent’te yapılan araştırmada küçük ya da büyük kurumsal firmalarda çalışan mühendislerle, özel güvenlik görevlileriyle ve temizlik çalışanlarıyla görüşülmüştür. Mühendislerle yapılan görüşmelerde kapitalizmin son döneminde özellikle nitelikli işin proje odaklı olması nedeniyle güvencesizlik, belirsizlik en büyük sorun olarak göze çarpmaktadır. Yapılan işin proje bağımlısı olması nedeniyle proje bittikten sonrası planlanmamaktadır. Ayrıca çalışma saatleri oldukça esnek olan sınıfın bu üst kesimi eve iş götürmenin normalleşmesinden de çok şikayetçilerdir. Mühendisler müdürlerinin bir arkadaşlarına balayında kod yazdırdıklarını bile söylemişlerdir. (.s132) Bu düzeyde çalışanlar için iletişimin kendisi de sanallaşmaktadır. E-posta temel iletişim kanalı olarak şekillenirken yüz yüze iletişim ikinci plana atılmaktadır. Kameralar, işe giriş çıkışları dakika sektirmeyen turnike sistemi kontrollü bir mekan yaratarak çalışanların birbiriyle iletişimlerinin de önüne geçmektedir.

Karşımda oturan, yaş olarak bana en yakın olan kişi. Hiç konuşmayan biri de karşımda oturuyordu lakin fiziksel konumumdan ötürü onla sohbet ediyordum. En fazla iletişim kurduğum adam bana fiziksel olarak en yakın olan adam.”

Ayrıca sınıfın katmanları yemek molalarında da birbirinden yalıtılmış vaziyettedirler. Mühendislere verilen Sodexo güvenlik görevlilerine ve temizlik çalışanlarına taşeron firmaya bağlı oldukları gerekçesiyle verilmemektedir. Ancak çalışma saatleri turnike kayıtlarıyla kontrol edilen mühendisler zaman zaman güvenlik görevlilerinin iltiması sayesinde turnikeye girmeden molaya çıkabilmekte ve bu vesileyle iletişim kurabilmektedirler. Böylesi bir iletişim ise çok sınırlıdır. Mühendisler genel olarak yatay bir iletişim kurmaktadırlar. Fiziksel koşullar nedeniyle her katman en çok kendisiyle görüşebilmekte, yakınlaşabilmektedir. İş yerinde iletişim kanalları olan sosyal medya gruplarının kontrollü olması nedeniyle esas paylaşım iş yeri dışında olmakta ancak bu iletişim şeklinin de yaş ilerledikçe görülme sıklığı azalmaktadır. Mühendisler iş dışı aktiviteler olarak düğün, bebek görme, paint ball oynama, bara gitme vs. sıralamıştır. Bunların dışında beyaz yakalı adayının meslek öncesi deneyimleri, kültürel birikimi genel olarak işçi sınıfıyla özdeşlik kurmasında kimi farklılıklar da yaratmaktadır. Daha mesleğe başlamadan duygusal ve zihinsel bir bölünmeyle başlanmaktadır.

Tüm bunlara rağmen sigara ve yemek molalarında mühendisler sohbetlerinin ortak konusunun siyaset olduğunu belirtmişlerdir. Beyaz yakalının yanılsaması hakkında çok şey söylenebilir ancak bilişim ve iletişim teknolojileri başta olmak üzere beyaz yakalı emekçilerin kapitalizme karşı mücadelede anahtar sektör olma gibi bir pozisyonu gittikçe güçlenmektedir. Çünkü bu sektör hem kendi başına bir sektör hem de diğer sektörlerin alt yapılarını oluşturmaktadır. Kapitalist düzeni ‘sallayan’ sınıf hareketlerinin ortak noktası düzen için kritik sektörlerde gerçekleşiyor olması ve bu sektörlerin emekçilerinin toplumsal gündemle haşır neşir olmasıdır.

Kavramlar pratiklerden pratikleri açıklamak için elde edilir. Teorik mirasın servetinden yiyip ezbere sınıfçılık oynamak artık oyalamıyor bile.

Olmaz diyeceksek de böyle olmaz diyelim.

KÜNYE:  Sınıfın Suretleri, Emek Süreçleri ve Karşı Hareketler, Kolektif, Der: Denizcan Kutlu ve Çağrı Kaderoğlu Bulut, NotaBene Yayınları, 2017.