Gerçekçi olanı mümkün kılmak: Sosyalizm ve sağlık

Uygulamadaki ve rakamlardaki başarısının ötesinde insanı önceleyen, planlı ve koruyucu sağlık hizmetlerini hayata geçirmenin bir hayal değil son derece gerçek ve mümkün olduğunu da göstermiştir. Tıpkı 1917’de Bolşeviklerin eşit ve özgür bir ülke kurmanın gerçek ve mümkün olduğunu göstermeleri gibi. Gerçekçi olanı mümkün kılmak elimizdedir.

24-11-2016 00:40

Ekim Nehir

 

Geçen haftadan kalan yazımızı, sosyalizmin sağlık alanında deneyimleri ve somut sonuçlarla sürdürmek mümkün.

Sovyetler Birliği’nde işçi sağlığı, halk sağlığı uygulamaları ile beraber merkezi örgütlenme ile koordine olarak yürütülmüştür. 1918'de halk sağlığı ünitelerinin kurulması ve 1919'da tüm sağlık enstitülerinin bunlara bağlanmasıyla kuruluş gerçekleştirilmiştir. İlk işçi sağlığı enstitüsü 1923 yılında Moskova' da kurulmuştur. Amacı meslek hastalıkları konusunda araştırma yapmak, koruyucu önlemleri geliştirmek, daha sağlık çalışma ve yaşama koşulları sağlamaktır.

İlkyardım istasyonları

 Sovyet sağlık otoriteleri, bir yandan I. Dünya Savaşı ve iç savaşın yıkımlarından kurtulmak için önlemler alırken diğer yandan işçilere hizmet veren sağlık birimleri kurmaya yöneldiler. Sanayi bölgelerinde sendikaların da etkisi ile ilkyardım istasyonları kuruldu. 1928'de bu bölgelerin %85'inde ilk yardım istasyonları kurulmuştu ve bunların %40'ında hekim çalışıyordu. Bütün bu istasyonlar uzman hekim ve yardımcı sağlık personeli tarafından yönetiliyordu. Her 2000 işçi için bir hekim bulunurken kimya, kömür, maden ve petrol rafineri endüstrilerinde ise her 1000 işçi için bir hekim bulunuyordu. Bu istasyonlar işçi ailelerine ve o yöredeki halka da hizmet verirdi. Maden ocakları içinde ise 24 saat açık kalan sağlık birimleri kurulmuştu.

İşçi sağlığını koruma yasası

İşçi sağlığı hizmetleri hem toplumsal koşullar hem işçi sağlığı örgütlenmesi hem de hizmet içeriği itibarıyla kapitalist dünyadan tamamen farklı bir biçimde yapılanmıştır. Öncelikle 1918 yılında işçi sağlığını koruma yasası çıkarılmış ve bu yasa, tüm işçi ve emekçileri kapsaması ve diğer özellikleri nedeniyle dönemin tek örneğidir.

Yasaya göre, çalışma saatleri genel olarak sekiz saat olmakla birlikte, bazı iş kollarında yedi, diyabetli işçilerde ise altı saat idi. Ayrıca, aşırı çalışılmamasını, haftada beş gün çalışılmasını, işçilerin yılda bir-iki ay izin kullanmasını, yılda bir kez parasız tatil yapmasını, 18 yaş altındaki gençlerin tehlikeli işlerde, 16 yaş altındaki çocukların hiç çalıştırılmamasını, iş yerlerinde koruyucu giysinin giyilmesini, işçilere ilave süt dağıtılmasını ve tüm işçilerin periyodik olarak muayene edilmesini yasal olarak güvence altına almaktaydı.

1922 yılında işçilerin sağlık muayeneleri yapılmaya başlanmış, endüstriyel yaralanma ve zehirlenmeler kayıt altına alınmıştır. Hatta sık görülen meslek hastalıkları, iş kazaları ve işçi ve emekçinin sağlığını risk altında bırakan durum ve uygulamalar işyerlerinde ve gazetelerde resmi olarak yayımlanmıştır. Sosyalist inşa süresince kadın işçiler tehlikeli ve ağır işlerde, doğum öncesi-sonrası dönemde de gece çalıştırılmamış, iş seyahatlerine gönderilmemişti.

Enfeksiyon hastalıklarının azaltılması ya da yok edilmesi, salgınların, meslek hastalıkları ve iş kazalarının önlenmesi, sanitasyon koşullarının sağlanması, aşılama, doğru beslenmenin sağlanması, gebe, yetişkin izlemlerinin yapılması, ilgili sağlık verilerinin kayıt altına alınması başlıca işçi sağlığı hizmetleriydi. Hizmetin her aşamasında işçi katılımı sağlanırdı.

Kadın sağlık odaları, süt dağıtım merkezleri, kreşler, istirahat sanatoryumları

Anneler çalışsın ya da çalışmasın tarım sektöründe dahi altı aydan sonra bebeklerini kreşe bırakabilirdi. Annelerin çalışma düzeneğine göre bebek ya da çocuklar kreş ve anaokullarında 14 saate kadar kalabilirdi. Üretim birimi nerede bulunursa bulunsun ihtiyaca göre, her bir üretim biriminde mutlaka kreş ve anaokulu olur; eğitimli sağlık ve sosyal hizmet emekçileri burada istihdam edilirdi.

 1940'lı yıllara kadar işçi ve emekçilerin sağlık hizmetleri ilk yardım istasyonlarında yürütülürken, bu yıllardan sonra sanayileşme ve kentleşmenin hızlanması, sanayide çalışan işçi sayısının artması ile birlikte, işçi sağlığı hizmetleri Fabrika Sağlık ve Sanitasyon Birimi örgütlenmesi içinde ele alınmıştır. Bu birim, kadın sağlık odaları, süt dağıtım merkezleri, sağlık personeli çalışma birimi ve hekim çalışma birimini içeren birinci basamak, fabrika hastanesinin yer aldığı ikinci basamak düzeyindeki sağlık kurumlarını içermekteydi.

Ayrıca, bünyesinde işçinin çocuğu için kreş, anaokulu, işçi ve ailesinin istirahat edebileceği istirahat evleri ve sanatoryumlar da yer almaktaydı. Genel olarak 4.000'den daha fazla işçinin çalıştığı yerlerde bulunurken, kömür, petrol vb. sektörlerde 2.000, maden gibi tehlikeli işyerlerinde ise 500 işçisi olan işyerlerinde de kurulmuştur. Bu birim, maden işkolunda 24 saat sağlık hizmeti sunmuştur. Tarım emekçileri ise, devlet ve kolektif çiftliklerdeki sağlık birimlerinden ve ebe merkezlerinden hizmet almıştır.

70 yıl boyunca hangi üretim birimi olursa olsun, her bir işçi koruyucu ve tedavi edici sağlık hizmeti alır, işe başlamadan önce mutlaka bir saat spor yapabilir, iş çıkışında isterse sanatoryumlarda dinlenir, istirahat eder, spor yapar ya da kitabını okuyabilir hatta orada kalabilirdi. En önemlisi de işçi ve emekçiler bu hizmetler için para ödemezdi.

Sovyetler Birliği’nde Ekim Devrimi ile başlayan ve sağlık hizmetlerinin tüm topluma eşit ve parasız bir biçimde sunulmasını amaçlayan sosyalist sağlık sistemi 70 yıl boyunca kimi dönemeçlerden geçti. Devrimin hemen sonrasında başlayan inşa süreci, 1922’ye kadar süren ve sadece sağlık değil tüm diğer toplumsal hizmetleri sekteye uğratan iç savaş, II. Dünya Savaşı ve son olarak 80’li yıllar bu dönemeçlerin en kritik olanlarıdır. Kabaca ifade etmek gerekirse sosyalist sağlık hizmetleri ve buna bağlı toplum sağlığı göstergeleri, iç savaş dönemi dışarıda bırakılırsa II. Dünya Savaşına kadar yükselen bir grafik çizmiş, savaş sonrası yaraların sarıldığı bir dönem boyunca durağanlaşmakla birlikte yükselmeye devam etmiş ve 80’li yıllarla birlikte inişe geçmiştir.

Bütün bir dönemin göstergelerine bir miktar örnek vermek gerekirse:

1913-1937 arasında ölüm hızı %40, çocuk ölüm hızı (ÇÖH) ise %50 oranında azalmıştır. Bebek ölüm hızı (BÖH) 1957 yılında binde 45'e, 1970 yılında da binde 26'ya, anne ölüm hızı (AÖH) ise 1954 yılında yüz binde 54'e kadar düşmüştür. Bu oranlar, hem devrim öncesi dönem hem de günümüz dünyasındaki sağlık göstergelerinden oldukça iyi düzeydedir. SSCB'deki bu olumlu sonucun nedeni, temel olarak sosyalist düzenin sömürüsüz dünyayı gerçekleştirme çabalarıdır. Bu çabanın sağlık hizmetlerindeki bir görünümü, ana-çocuk sağlığı kurumlarının ve sağlık emekçilerinin ihtiyaç duyulan sayı ve nitelikte olmasıdır. Nitekim Devrim öncesi Rusya'da kadın/çocuk dokuz danışmanlık birimi varken, 1969 yılında 20.700'e ulaşmıştır. 1917 yılında sadece 27 ana-çocuk sağlığı koruma enstitüsü mevcut iken, 1925 yılında 3.655'e yükselmiş, ebe sayısı 1969 yılında 203.000'e çıkmıştır. Bir başka görünümü, sağlığı geliştirici ve koruyucu sağlık hizmetlerinin öncelenmesidir.

Anne-çocuk izlemlerinin rutin olarak yürütülmesi, gebe izlemlerinin yüzde yüz olması, çocukların %91 'inin anne sütü alabiliyor olması, aşılamanın zorunlu bir hizmet olması vb. en somut olanlarıdır. Öyle ki 1928 yılında difteri aşısı olmayan çocuk sayısı ancak % 14 idi. Aynı yıl, Moskova' da kızamık aşısının yapılmasına bağlı olarak kızamıktan ölen bebek sayısı ise sadece %4.6 idi. Günümüzde çoğu kapitalist ülkenin hiç birisi bu derece yüksek bir bağışıklama oranına sahip değildir. Diğer bir görünümü de sağlık alanındaki ilerlemenin sadece sağlık hizmetleriyle değil, eğitim, yeterli ve dengeli beslenme olanaklarının yaratılmasıdır ve okul öncesi kurumlarının her yerde bulunması ilk akla gelen hizmetlerdir.

Bunların yanında 1928 yılından itibaren çocuklar, anneler ve işçiler için özel süt merkezleri kurularak parasız süt dağıtılmıştır. Üretim birimlerinde bulunan süt mutfakları sayısı 1959 yılında şehirde 605 iken, 1965'de 1399'a köylerde ise 32 iken 255'e yükselmiştir. 1913-1937 arasında kişi başı meyve-sebze tüketimi beş kat artmış, 1938 yılında günlük kişi başı protein tüketimi 100 grama (Almanya'da 35 gram) ulaşmıştır. 1950 yılında kişi başı besin tüketimi et için 26 kg, balık için yedi kg iken, 1968 yılında et 51 kg'a, balık da 15.9 kg'a yükselmiştir. Bu gelişmelere bağlı olarak sadece 1913- 1917 yılları arasında Sovyet çocuklarının göğüs genişliği 2 cm artmıştır. Bulaşıcı hastalıklarla da amansız bir biçimde mücadele edilmiştir.

En sık görülen hastalıklara yönelik olarak sayısız dispanser açılmıştır. Devrim öncesi Çarlık Rusya'sında sadece 43 verem dispanseri mevcutken, 1948 yılında 16.000 olmuştur. İlk olarak 1922 yılında Epidemiyoloji ve Hijyen dergisi, 1923 yılında Verem Sorunları Dergisi yayımlanarak bu alandaki bilimsel bilgiler paylaşılmaya başlanmıştır. Ayrıca, veremli çocuklar için orman içinde açık hava okulları (ilk kez 1918 yılında, Moskova'da) açılmıştır. Bu okullarda büyüklüğüne göre değişmekle birlikte, mutlaka bir hekim, iki hemşire çalışır, çocuklar burada hem eğitim alır hem de tedavilerine devam ederdi. 1924 yılında verem ölüm hızı ise 16.7'ye kadar düşmüştür. Dizanteri nedeniyle ölüm 1950'de 3.3 iken, 1960'da 1.8'e, pnömoniye bağlı ölümler 4.3'den, 1.8'e düşmüştür. Sovyet sağlık sisteminin sonucunu gösteren en önemli göstergelerden birisi de yaşam beklentisidir. 1913 yılında yaşam beklentisi 32 iken, yaklaşık 50 yıl sonra iki kat artmıştır. Sovyet toplumunda yaşam niteliğinin gelişmesine bağlı olarak, yaş grupları içinde yaşlı nüfus da artmıştır. Örneğin, 1939 yılında 70 yaş üzeri yaşlı nüfus %2.3 oranında iken, 1979'a gelindiğinde %5.8'e yükselmiştir. 1979 yılına ait yaşlılık oranı şu anki pek çok kapitalist ülkenin yaşlılık oranından daha yüksektir.

Sağlık istatistikleri 1960’lı yıllara dek Sovyetler Birliği’nin hastalık insidansı bakımından en parlak yıllarını yaşadığını göstermektedir. Örneğin 1964 yılında kaba ölüm hızı binde 6.9’la en düşük düzeydedir. Bu yıldan itibaren yavaş ama istikrarlı bir yükselme izlenmektedir. Sağlık hizmetlerinin tüm ülkeye sağlık emekçileri ve kurumlar düzeyinde uygun bir biçimde dağılmış olmasına ve dolayısıyla ulaşılabilir olmasına karşın göstergelerdeki bu durağanlaşma ve kötüleşmenin kaynağında tıptaki güncel bilimsel ve teknolojik gelişmelerin etkin şekilde uygulamaya geçirilememesi olduğu söylenebilir. Ülkenin her yanına dağılmış olan ve tüm yurttaşlarla temas edebilen polikliniklerdeki gereç ve teknolojiye dayalı tanı araçlarının (endoskopi, ultrason vb) tıbbi uygulamalarda verimsizliğe yol açacağı açıktır.

Çözülüşün yarattığı yıkım

80’lerle başlayan süreç dramatiktir. 1983 yılında ilk kez paralı özel poliklinik ve dispanser uygulaması başlamıştır. Bu tarihten sonra devlet yöneticileri tarafından genel ekonomik-politik gelişmeler ışığında sağlık sorunlarının yeni ekonomik politikalarla aşılacağını belirtilmiş ve Haziran 1987'de sağlık sektöründe de Perestroyka uygulamasına geçilmiştir. Aynı yıl ilk paralı hastane açılmıştır. 1989 yılından sonra ise, sağlık sisteminin merkeziyetçi yapısı yerine ademi merkeziyetçi sağlık örgütlenmesi, kamu finansmanı yerine özel sağlık sigortacılığı, geniş kapsamlı birinci basamak sağlık hizmetleri yerine aile hekimliği ve paralı sağlık uygulamaları başlamıştır. 1991 yılında, sağlık hizmetinin finansmanı ile ilgili yasa çıkartılmış, 1993 yılından itibaren zorunlu özel sağlık sigortası kurulmuştur. Reel sosyalizmin çözülüşüyle birlikte tüm eski Sovyet ülkelerinde kamu sağlık harcamaları azalmış, yurttaşların cepten sağlık harcamaları artmış ve toplumsal eşitsizliklerin de derinleşmesiyle birlikte sağlık hizmetlerine ulaşım güçleşmeye, yaşam süresi kısalmaya ve unutulan bulaşıcı hastalıklar hortlamaya başlamıştır. Onyıllara dayanan geçmişiyle salgın ve bulaşıcı hastalıkların önündeki en büyük engeli oluşturan koruyucu sağlık merkezlerinin kapatılması, gebe ve anne-bebek izlemlerinin durdurulması yıkım etkisi yaratmıştır. Özellikle tüberküloz, difteri gibi artık tarihte kaldığı düşünülen ve sağlık hizmetlerine ulaşma-ulaşamama dışında yoksullukla doğrudan bağlantılı hastalıklar eski Sovyet cumhuriyetlerinde sıradanlaşmaya başlamıştır.

Toplumcu sağlık uygulamalarının sosyalizmin kendi tarihselliği içerisindeki seyri, iniş ve çıkışları başka bir inceleme ve tartışmanın konusudur. Bir bütün olarak bakıldığında Devrim’den çözülüşe dek geçen süre içerisinde Sovyetler Birliği’ndeki sosyalist sağlık uygulamaları başarılıdır.

Uygulamadaki ve rakamlardaki başarısının ötesinde insanı önceleyen, planlı ve koruyucu sağlık hizmetlerini hayata geçirmenin bir hayal değil son derece gerçek ve mümkün olduğunu da göstermiştir. Tıpkı 1917’de Bolşeviklerin eşit ve özgür bir ülke kurmanın gerçek ve mümkün olduğunu göstermeleri gibi.

Gerçekçi olanı mümkün kılmak elimizdedir.