‘Gerçek yaşam’ ne kadar gerçek?

"Bütün filozofların babası olan Sokrates 'gençleri yoldan çıkarma' temel suçlamasıyla ölüme mahkûm edildi. Felsefenin bilinen ilk alımlanışı çok ciddi bir suçlama biçimindedir: Felsefe gençleri doğru yoldan saptırır. Dolayısıyla, bu bakış açısını benimsersem, basitçe şunu söyleyebilirim: Benim amacım gençleri yoldan çıkarmaktır."



24-09-2017 09:10
Erkin Öncan

"Hedefleriyle", "görevleriyle" ve molalarıyla birlikte belirli bir rutine bağlı olan pratik sürece "gündelik hayat" diyoruz. 

İçerisinde bulunduğumuz çağın hakim ilişki biçimlerinden ve ürettiği kültürden bağımsız tanımlanamayacak olan bu süreç, kendi iç çelişkileri ve sınırları bağlamında, "mevcut düzende" yaşayan insanlara -özellikle gençlere- her şeyden çok "sıkışmışlık" vaat ediyor.

Diğer bir deyişle, biçimsel farklar ne kadar derin görünürse görünsün, özü itibariyle "gündelik hayatlarımızda" her zaman mevcut sistemin minderi üzerinde tepiniyoruz.

Yukarıda bahsi geçen "sıkışmışlık durumu" ise en çok gençler üzerinde kendini gösteriyor. Sosyoloji ve toplumsal psikoloji alanlarına derinlemesine dalmaya gerek kalmaksızın, söz konusu sıkışmışlığı okulumuzda, çalıştığımız işyerlerinde ve hatta kendimizde kolayca tespit edebilmek mümkündür.

Bireyin toplum içerisindeki yerini, özgürlük alanlarını ve nasıl bir sistem içerisinde yaşadığını belirleyebilmede en doğru ölçütlerden biri de zaman planlamasıdır. Kapitalist toplum düzeninde, insanın "zamanını kendisi yönetebildiği ölçüde" özgürleştiği algısı hakimdir.

Peki, durum gerçekten böyle midir? Eğer mesele kişinin kendi zamanını yönetebilmesiyse, bunun araçları nelerdir, sınırları kim tarafından çizilmektedir? Yakıcı sorumuz budur. Nihayetinde, "düzen" dediğimiz olgu, mevcut sisteme hizmet edeceğimiz rutini oluşturmakla kalmaz, aynı zamanda bu rutinin "molalarını", mevcuda adapte olmaya devam edebilmenin araçlarını da organize eder, bunları pazarlar ve satar.

Somutlamak gerekirse, haftasonları hınca hınç dolan barlar, her yerde reklamlarını gördüğümüz "mini tatiller", "her şeyi bir süreliğine unutabileceğiniz" festivaller, oksijen kafeler, her hafta bir yenisi çıkan ucuz uçak bileti kampanyaları ve saymakla bitmeyecek onlarca örnek, bir anlamda yukarıda bahsi geçen "sıkışmışlık" olgusunun gündelik hayatlarımızdaki karşılıklarıdır.

Yüzleşmemiz gerekiyor: Sıkça duyduğumuz ve kurduğumuz "Bütün hafta çalışmışken haftasonunu boş geçirmeyelim" cümlesi, "Bu düzende idare etmeye devam edebilmek için yine bu düzen tarafından sunulan seçeneklere bakalım" cümlesinin aynısıdır.

Bu sıkışmışlık içerisinde sığınılan bu alanların çeşitliliği ise, rutinin bireyler üzerindeki sınırlandırıcı etkisiyle doğru orantılı bir seyir izliyor. Düzenin yarattığı çelişki ve sıkışmışlık hali ise, sahip olduğu dinamizm ve düzenle gerçek anlamda henüz yüzleşmeye başlayan toplumsal kesim olan gençliği etkiliyor.

Filozof Alain Badiou da, Gerçek Yaşam isimli çalışmasında bu sebeplerle "gençliğe" hitap ediyor. Sel Yayınları tarafından yayımlanan ve Işık Ergüder tarafından dilimize kazandırılan bu çalışma, Badiou'nun şu sözleriyle başlıyor:

"Bütün filozofların babası olan Sokrates 'gençleri yoldan çıkarma' temel suçlamasıyla ölüme mahkûm edildi. Felsefenin bilinen ilk alımlanışı çok ciddi bir suçlama biçimindedir: Felsefe gençleri doğru yoldan saptırır. Dolayısıyla, bu bakış açısını benimsersem, basitçe şunu söyleyebilirim: Benim amacım gençleri yoldan çıkarmaktır."

Badiou, gençliğin içerisinde bulunduğu bu sıkışmışlık halini "Gençliğin gerçek yaşama ulaşmasının önündeki önemli engeller" olarak değerlendirerek, ortaya çıkan bu çelişkiyi “anlık yaşama tutkusu” ile “başarı tutkusu” şeklinde ifade ediyor.

Badiou'ya göre bu iki tutku birbiriyle çelişik bir konumda bulunmaktadır ve bu süreç de, birinden birine ağırlık vermek de sonuçta yaşam karşıtı bir biçime evrilir.

Yaşam pratiğini yalnızca anlık yaşama tutkusu belirlediğinde anlık yaşam "gerçek yaşamdan" git gide uzaklaşır ve nihilizme yol açar. Başarı tutkusu ise pratik yaşam içerisindeki bir çok şeyi salt birer "araç" haline getirerek gençleri sisteme ve sistem tarafından dayatılan güç ilişkilerine mahkum eder.

Badiou'nun mevcut sıkışmışlık durumuna getirdiği çözüm ise, öncelikli olarak bu çelişkiyi bilince çıkarmak ve bununla yüzleşmek. Badiou, gerçek yaşama ulaşabilmek için gençlerin öncelikle içerisinde bulundukları hayatın bir yanılsamalar bütünü olduğunu kavramaları gerektiğini ifade ediyor.

Ancak, Badiou'nun gerçek yaşama ulaşabilmek konusunda yaptığı önermeler, bir yanıyla kendi içerisinde de bazı çelişkileri barındırıyor. "Gerçek yaşama" ulaşabilmek adına bir adım atabilmek için, gençliğin atlayacağı öz-farkındalık eşiği ne kadar yeterlidir? Nihilizm ve yabancılaşma eğilimini de içerisinde barındıran bu "kaçış isteği", bir anlamda gündelik yaşantımızda alttan alta hissettiğimiz bu sıkışmışlığın bir sonucu değil midir?

Zira, gençliğin karşı karşıya olduğu gerçek problem, içerisinde bulunulan yanılsamalar bütününün "gerçek" olmadığını bilince çıkarmak değil, bu gerçekle yüzleşildikten sonra kiminle ve hangi araçlarla, bu sıkışmışlığı sonlandırmak için ne yapılması gerektiği sorusudur. Gençliği bireysel ve gündelik yaşantılar düzleminde etkiler görünen bu çelişkiler yumağı aslında -Badiou tarafından da sıkça belirtildiği gibi- bir düzen sorunudur, dolayısıyla gerçek yaşama ulaşmak için gençliğin kendisinin farkına varması sorunun nihai çözümü adına yeterli olmayacaktır. Bu öz-farkındalık eşiği, yine sistem tarafından sunulan alternatiflerle üzeri örtülen "toplumsal çözüm" seçeneği ile birlikte kavranmadığında, bu farkındalık kendisini dönüp dolaşıp yine mevcut düzenin sınırları içerisinde bulacaktır. 


KÜNYE: Gerçek Yaşam, Alain Badiou, Çeviri: Işık Ergüder, Sel Yayınları, 2017, 90 sayfa.