Geçmişten kaçamazsın ki...

Jorge Semprum iki türü birleştirerek yazar, polisiye ve siyaset. Polisiye olması bir lokomotif hızıyla ilerlemesini sağlıyor romanın, politikaya gelince kendi geçmişi kitapta bir otobiyografiye dönüşüyor.



21-05-2017 09:35
Özgül Demir

Jorge Semprum, aslen İspanyol olmasına rağmen 1939’da Paris sürgünüyle birlikte hayatının önemli kesimini Fransa’da geçirdiği için iki dilde de yazıyor. Castila ve Fransızca. Fransız Komünist Partisi üyesi olmuş, direniş hareketine katılmış,  ülkesine döndükten sonra ise militanlığını İspanyol Komünist Partisi’nde devam ettirmiştir. Fakat 1964’te partiden çıkarılmıştır. Bu detaylar ne için derseniz, Jorge Semprum iki türü birleştirerek yazar, polisiye ve siyaset. Polisiye olması bir lokomotif hızıyla ilerlemesini sağlıyor romanın, politikaya gelince kendi geçmişi kitapta bir otobiyografiye dönüşüyor.

Semprum’un 1988’de “Neçayev Dönüyor” adlı kitabı 2016 ‘da yeni editasyonla “Hesaplaşma” adını alarak Ayrıntı Yayınları’ndan tekrar çıktı.

ÜÇ KUŞAĞIN HİKÂYESİ...

Aslen üç kuşak anlatılır kitapta, birinci kuşak Alman faşizminin zindanlarında esir düşmüş, kaçmış ve ölmüş aileler, ikinci kuşak bu yitik ailelerin çocukları ve son kuşak yitik ailelerin devrimci çocuklarının kayıp çocukları.

Zapata’nın sokak ortasında öldürülmesiyle başlar her şey.

Zapata ve arkadaşları mücadeleyi bırakalı 20 yıl olmuştur. O ve dört arkadaşı Proletarya Öncüsü’nü kurduklarında 20’li yaşlarda üniversite öğrencisiydiler. Hepsinin ailesinin ya devrimci bir geçmişi vardır ya da faşizmin baskı ve şiddetini toplama kamplarında yaşamışlardır. Çocukları da bu izde yürümüş, devrimci mücadeleye katılmış, onun her gün artan ateşiyle tartışmalar yürütmüş, silahlı mücadeleye yönelmiş, bunun için öldürmeye kadar gitmiş, dar kadro örgütü militanları ve hatta kendilerine göre teorisyenleri.

Bunlardan biri Neçayev takma adını kullanıyor. Bu bilinçli bir tercih tabi, zamanın devrimci kitaplarına ilham olmuş bir devrimci elbette ki Avrupa solcu gençliğinin de kahramanı olacaktır, hatta fikirleriyle örgütünü şekillendirecektir.

“Devrimci kayıp bir adamdır. Özel çıkarları yoktur onun. Kişisel davası, kişisel duyguları, alışkanlıkları, mülkü de yoktur. Adı bile yoktur. Ondaki her şey tek ve ödünsüz bir çıkar tarafından, tek bir düşünce, tek bir tutku tarafından soğurulmuştur. Devrim.” Devrimcinin Anahtar Kitabı –Neçayev

Birlikte silahlı eylemlere girmiş, birlikte yatmış, birlikte kalkmış, yiyip içmiş ve hatta eğlenmiş bu gençlerin sorguları zamanla değişir. Zaten rüzgar da değişiyor veya artık esmiyordur.

Daniel (Neçayev) 68 yıllarından devrim çıkmayınca örgütü fes etmek isteyen 4 yoldaşına şiddetle karşı çıkar. Silahlı mücadele kesinkes devam etmeli bunun için her türlü şey göze alınmalıdır. Hiçbir tartışma Daniel’ı vazgeçiremez, ikna edemez. Fakat mücadeleden vazgeçmiş diğer 4 arkadaş Neçayev’i infaz etmeye karar vererek bu tartışmaya son noktasını koyacak ve yolları ayrılacaktır. Geçmişi silmek en kolayıdır.

Bakunin onun için: Kimse bana onun (Neçayev) kadar ve bile bile zarar vermedi. Bizim yoksul, ezilen halkımıza karşı çok hararetli, safça pırıltılar görürdüm onda.  Bir kahraman gibi ölecek ve bu kez hiçbir şeye, hiç kimseye ihanet etmeyecek.

Ama arkadaşları Daniel’a ihanet etmişti bile. Kendi gelecek kurguları için yoldaşlarından vazgeçmişlerdi. Dostoyevski ve Neçayevi sürekli andığınız bu kitapta özellikle şu alıntı bu infazın 4 kişiyi nasıl birleştirdiğini anlatır.

‘ “…Grubunuzun dört üyesini, muhbirlik yaptığı bahanesiyle beşinciyi öldürmeye itiniz; kan döktükleri anda birbirlerine bağlanacaklardır…” Dostoyevski, Ecinniler

Engel kalkınca aradan hepsi başka yollara savrulmuş, biri hariç hepsi mücadele ettikleri düzenin önemli bir parçası olmuştur. Tanıdık geldi mi? Aklınızdan isimler bile geçmiştir.

Sırf bu alıntıyla bile bir roman çıkabilirdi, Jorge Semprum’da bu noktayı çok iyi yakalamış. Peki Semprum aslen kimi infaz etmiştir romanda, belki kendi geçmişini, belki kendi kaybettiği düşünce ve heyecanlarını…  

GEÇMİŞE KÜFÜR!

Kitabı okurken biraz Türkiye’yi okuyorsunuz. Nasıl mı? Mücadeleye yeni başlamış 20 yaşındaki bir üniversite öğrencisine babasının, annesinin veya bir yakınının “ya oğlum/kızım biz az mı uğraştık, bırak bu işleri, komünizm bitti artık, bak Sovyetler bile kalmadı!” laflarını ya da seninle hemen hemen aynı yaşta olmasına rağmen gözaltı ve polis şiddetine maruz kalmış arkadaşının sana örgütlerin iç işleyişlerinin tamamen yalan olduğunu, onun çok bedeller ödediğini ama eline hiçbir şey geçmediğini vs.

Kuşaktan kuşağa kaybetmenin aktarıldığı çok sık duyduğumuz hikâyeler. Demek ki emek evrensel, mücadele evrensel, hikâyeler de evrensel.

İçki sofralarında kahramanlığa kadar götürülen devrimci geçmiş, yargılamalar, kişiselleştirmeler ve ihtiraslarla şahsileştirilip aslen hiç devrimci olunmamış gibi hissettirmez mi sizlere de. Kitaptaki 4 kişi de belki geleceklerini önceden görerek bir yoldan dönmüşler ve belki de hiç devrimci olmamışlardı. Ateşleri çabuk sönmüştü. 68 yıllarının o kızıl rüzgarı onları etkilemiş ama devrimi, devrimciliği içselleştirmemişlerdi. Gerçi tuttukları yolda da sonları mutluluk olmadı. Umutsuzluğa kapılabilirsiniz ama bu umutsuzluğu inkara dönüştürürseniz torunlarınız, onların çocukları sizi sorgulamaya kalkar. Geçmişlerinin karanlık cinayetinin sonrası 20 yıl sonra medya patronu Zapata’nın sokak ortasında öldürülmesiyle silahlı hesaplaşma başlar.

Kitapta Jorge Semprum’un hangi rolü kendine biçtiğine dair yorum yapamam ama üçüncü kuşağın oğlanları ve kızları babalarını-annelerini değerlendirirken en acımasız eleştirileri yapıyorlar. O yüzden Jorge Semprum hem bir hesaplaşma hem de bir itiraf kitabı yazmıştır.

Dönemin ruhunu, siyasi tartışmalarını ve rüzgarı anlatmak bakımından okunup anlanabilir ama polisiye olarak sonu hayal kırıklığı yaşatabilir.


KÜNYE: Hesaplaşma, Jorge Semprum, Çeviri: Mustafa Balel, Ayrıntı Yayınları, 2016, 368 sayfa.