‘Feminist İncil’den Türkiye okumalarına bir rehber önerisi

Denebilir ki yaşamın hiçbir bölmesi “toplumsal cinsiyet” açısından steril değildir. İşte tam da böyleyken konuyu uzmanına havale etmecilik ya da yok sayma, en hafifiyle entelektüel kaçkınlık olarak görülmelidir. Diğer yandan öyle ya da böyle “toplumsal cinsiyet” konularına merak duyan kişinin de okumaya nereden başlayacağı, nasıl yol alacağı yeterince açık değildir. Bu nedenle toplumsal cinsiyet okumalarına ilişkin bir rehber önerisi sunmak anlamlı görünmektedir. Amacımız literatürün zenginliğini soldurmadan ana kulvarlara ilişkin bir tasnif oluşturmak.



04-03-2018 08:32
Ebru Pektaş

“Kadın sorunu” ya da “toplumsal cinsiyet” konularıyla ilgili kimi zaman karşılaştığımız ilginç bir durum var. Sanki bu konular tümüyle özel ilgi ya da uzmanlık alanı gerektiren konular olarak görülmektedir. Oysaki tıpkı siyasetin diğer alanlarında olduğu gibi “kadın davası” da tüm zenginliğiyle yaşamın içindedir. Dahası bu alanda bilgi ve birikim kazanmamış birisi bile kendiliğinden biçimde, “toplumsal cinsiyet çatışmalarının” içinde çeşitli bilinç biçimleri biriktirecektir.

Denebilir ki yaşamın hiçbir bölmesi “toplumsal cinsiyet” açısından steril değildir. İşte tam da böyleyken konuyu uzmanına havale etmecilik ya da yok sayma, en hafifiyle entelektüel kaçkınlık olarak görülmelidir. Diğer yandan öyle ya da böyle “toplumsal cinsiyet” konularına merak duyan kişinin de okumaya nereden başlayacağı, nasıl yol alacağı yeterince açık değildir.

Bu nedenle toplumsal cinsiyet okumalarına ilişkin bir rehber önerisi sunmak anlamlı görünmektedir. Amacımız literatürün zenginliğini soldurmadan ana kulvarlara ilişkin bir tasnif oluşturmak. Burada üç ana kulvardan bahsetmek mümkündür:

1)Klasik Kaynaklar 2)Ekoller ve Yeniden Yorumlama Kaynakları 3)Özgül Bağlamlı Kaynaklar

O halde yola koyulalım.

KLASİK KAYNAKLAR

Klasik kaynaklar oldukça geniş, zengin bir literatür okumasına davet ediyor. Burada Aydınlanma ve burjuva devrimlerinden süzülen “kadın da yurttaş mıdır?” sorunuyla başlayıp eşitlik, eşitsizliğin kökeni, eşitsizliğin çözümü gibi pek çok temel düzeydeki tartışma karşımıza çıkıyor.

Bu klasik kaynaklar içinde ilk akla gelenlerden biri kuşkusuz Mary Wollstonecraft’ın Kadın Haklarının Gerekçelendirilmesi’dir. Aynı minvalde feministlerin incili olarak anılan ilk eserlerden biri de John Stuart Mill’in Kadınların Boyunduruk Altına Alınması da ele alınabilir.

Kadının da tıpkı erkek gibi yurttaş olduğu, eşit olduğu kabul edilmiştir. Dahası kadın da erkek gibi eğitim alabilmeli, oy kullanabilmeli, çalışabilmelidir hatta pantolon giyebilmeli, kütüphaneye girebilmelidir. Bugünün dünyasından bakıldığında son derece basit görünebilecek bu talepler 19. yüzyılın başında devrim niteliğindedir. Nitekim ütopik sosyalistlerin eserlerinde “kadının ezilmişliği” temel konulardan biri olmuştur.

Bu kulvarda, kadının eşitlik talebinin neden dünya-tarihsel bir momenti işaret ettiği, Juliet Mitchel ve Ann Oakley’in Kadın ve Eşitlik kitabında özel olarak ele alınmıştır. Mitchel’in kitabı, klasik kaynaklara ilişkin temel bir okuma olarak kabul edilmelidir.

Marksizmin ortaya çıkışı, eşitsizlik sorunsalını, hem sınıfsal, toplumsal, maddi dinamikleriyle hem de “köken tartışması” olarak bilinen tarihsel boyutlarıyla donatma imkanı sağlamıştır. Klasik Marksist eserlerdeki pek çok göndermenin ötesinde Friedrich Engels’in Ailenin Özel Mülkiyetin Devletin Kökeni ve August Bebel’in Kadın ve Sosyalizm kitabı klasik kaynakların gözdesi olarak nitelenebilir.

Oy hakkından devrime siyasal çözümlerin konuşulduğu bir dünyada “mümkünün ötesini” duyurmaya çalışanlardan biri de feminist ütopyalar olmuştur. Özellikle feminist Charlotte Perkins Gilman’ın(1860-1935) Kadınlar Ülkesi ve Sarı Duvar Kağıdı kitapları bu kulvarda oldukça değerlidir.

Aynı dönem Marksist kadınların “kadının kurtuluşu” sorununa ilişkin pek çok temel eseri de gündeme gelmiştir. Clara Zetkin’in, Kadın Sorunu Üzerine Seçme Yazılar olarak derlenmiş kitabı hem dönemin siyasal polemiklerinin izlerini hem de aileden emeğe, baskıdan cinselliğe pek çok başlığın değerlendirilmesini içerir. Aleksandra Kollantay’in Komünizm ve Aile, Marksizm ve Cinsel Devrim kitapları da klasik kaynaklar olarak kabul edilmelidir. Dahası bu klasik kaynaklar üzerine dönemin siyasal atmosferini de hesaba katan bütünsel bir okuma yapılabilirse Marksizmin toplumsal cinsiyet alanında iddia edildiği gibi kör olmadığı da görülecektir.

Tüm bu kuramsal-politik katkıların içinde klasik kaynaklar olarak, anarko-feminist Emma Goldman’ın Anarşizm ve Cinsiyet, Dans Edemeyeceksem Bu Benim Devrimim Değildir gibi kitapları da yer almalıdır.

Son olarak klasik kaynaklar içinde değerlendirilmesi gerektiğini düşündüğümüz Simone De Beauvoir’in kitapları yer almaktadır. Özellikle Kadın-İkinci Cins serisi eşitsizlik nosyonuna tarihsel, toplumsal, bireysel ve psikolojik boyutlarıyla ama bu kez varoluşçu ve Hegelyan bir felsefe ile yaklaşmayı denemesi bakımından önemlidir. Kuşkusuz çok ciddi metot sorunlarının ötesinde Beauvoir, kadınların tüm yaşamını, çocukluktan yaşlılığa tüm yaşamını, karanlık nokta bırakmak istemeyen bilgece bir tutumla ele almıştır.

Klasik kaynaklara daha pek çok kitap eklenebilir. Yukarıda bahsettiklerimiz sonraki dönem tartışmalarını da belirleyen, “temel okumalar” olarak görülmelidir.

EKOLLER VE YENİDEN YORUMLAMA KAYNAKLARI

Bu kulvardaki kaynaklar bir ayağını klasik kaynaklar olarak andığımız kitaplara basar. Ama diğer yandan özellikle 1960’lı yılların dünyasından günümüze değişen politik iklimle de uyumlu olarak hem eleştirel bir yeniden okuma hem de bağını klasik kaynaklardan ayıran kopuş öğeleri vardır.

Radikal feminizm, sosyalist feminizm, eko-feminizm, “öteki” kimlikleriyle feminizmler, siyahi, Müslüman, lezbiyen feminizm ve bu arada artık 80’lerin post-feminizmi, querr teori gibi pek çok ekol tam da burada hayat bulmuştur. Klasik kaynaklarda temel bir motif olarak var olan “eşitlik sorunu”, bu dönemle artık kendini “farklılık” ve “özgürleşme” olarak kodlamaktadır.

Tüm bu literatürü başarılı biçimde gözden geçiren kaynaklardan biri Josephine Donovan’ın Feminist Teori kitabıdır. Bu literatür taraması, geçmiş yıllarda özel bir alan olarak görülmeyen ne varsa, cinsellikten anneliğe, şiddetten emeğe, psikanalizden erkekliğe bir dizi konunun nasıl bir sorunsal olarak örüldüğünü gözler önüne sermektedir.

Radikal feminizmin orijinal kaynakları arasında Shulamith Firestone’un Cinselliğin Diyalektiği ve Kate Millet’in Cinsel Politika kitapları sayılabilir. Aynı dönem için daha popüler bir feminist kaynak olarak Bell Hooks’un Feminizm Herkes İçindir kitabı okunabilir.

Marksizm ve Feminizm ilişkisini odağa alarak yeniden yorumlama yapan kitaplarda ciddi bir enflasyon oluştuğunu söyleyebiliriz bu dönem için. Heidi Hartmann’ın Marksizm ve Feminizmin Mutsuz Evliliği makalesi kopuşun formüle edildiği temel bir metindir. Ancak tersine Marksizmin özellikle ev içi emekte ve yeniden üretimdeki sömürü olgusunu açıklayabilecek yegane kaynak olarak değerlenmesi de aynı döneme rastlar. Bu bağlamda Lise Vogel’in Marksist Teoride Kadın kitabı tartışmalar için başucu kaynak niteliğindedir. Aynı kulvardaki farklı görüşler için Dalla Costa, Eli Zaretsky, Michele Barret ve Christine Delphy’nin makale ve kitaplarına başvurulabilir.

Özellikle ev içi emek tartışmasıyla bağlantılı bir Türkçe kaynak olarak Gülnur Acar-Savran ve Nesrin Tura Demiryontan’ın derlediği Kadının Görünmeyen Emeği kitabı oldukça değerli bir katkıdır.

Buradan bambaşka bir bağlama, radikal feminizmle de bağını koparan postfeminist yaklaşımlara ve queer teoriye uzanırsak orijinal kaynaklar olarak Judith Butler’in Cinsiyet Belası ve Bela Bedenler kitapları söylenebilir. Okuması oldukça zahmetli, anlaşılması oldukça güç ve diğer yandan epey sürprizli kitaplardır. Bu bağlamı iki Türkiyeli yazar üzerinden takip etmek kolaylaştırıcı olacaktır.

Biri tabiri caiz ise Butler ve queer kuramı Türkiyeli okura tercüme eden Alev Özkazanç’ın Feminizm ve Queer Kuram kitabıdır. Bir diğeri eleştirel yaklaşımıyla muazzam bir yöntem okuması da sergileyen Gülnur Acar-Savran’ın Beden, Emek, Tarih kitabıdır.

Queer kuramla ilgili Marksist bir perspektifi deneyen yabancı kaynaklardan biri Sherry Wolf’un Cinsellik ve Sosyalizm kitabıdır. Özellikle cinsellik ve queer tartışmalarına dair iyi bir literatür taraması olarak Stevi Jackson ve Sue Scott’un Cinselliği Kuramlaştırmak kitabı da başvuru kaynağı niteliğindedir.

ÖZGÜL BAĞLAMLI KAYNAKLAR

Özgül bağlamlı kaynaklar, Türkiye özgüllüğünde toplumsal cinsiyetin nasıl anlamlandırıldığına ilişkin kaynaklardır.

Araştırma kitaplarını ya da salt kuramsal odaklı çalışmaları dışarıda tutarsak, bu özgül kaynakların özellikle Türkiye tarihi okumasında kadının görünmezliği, “kadının sembol, imge, vitrin oluşu” gibi vurguların epey sıklıkla tekrar ettiğini söyleyebiliriz.  Serpil Sancar’ın Türk Modernleşmesinin Cinsiyeti, Şirin Tekeli’nin derlediği 1980’ler Türkiye’sinde Kadın Bakış Açısından Kadınlar, yine derleme olan 75 Yılda Kadınlar ve Erkekler gibi kitaplar “toplumsal cinsiyet çatışmalarına” ilişkin oldukça değerli katkılar sunmuşlardır. Ne var ki çoğu zaman son derece tartışmalı bir tarih okumasına dayandıkları ve “eleştirinin eleştirisini” davet ettikleri söylenmelidir.

Bu bağlamda Zafer Toprak’ın Türkiye’de Kadın Özgürlüğü ve Feminizm(1908-1935) kitabı paralel bir eleştiri kitabı olarak mutlaka başvurulması gereken kitaplardan biri olmalıdır.

Özgül bağlamlı kaynaklar içinde özellikle İslamcı feminizmin hatırı sayılır bir ağırlığı vardır. Nilüfer Göle’nin İslamın Yeni Kamusal Yüzleri, Melez Desenler, Modern Mahrem gibi kitapları, Cihan Aktaş’ın Bir Hayat Tarzı Eleştirisi: İslamcılık kitabı ilk akla gelenlerdir. Yine bu alana ilişkin eleştirel bir yaklaşım için Handan Koç’un Muhafazarlığa Karşı Feminizm kitabı son derece önemli bir katkı olarak ele alınmalıdır. Aynı minvalde eleştirel bir okuma için Sibel Özbudun’un Kadınlar, AKP, İslam ve Ötesi kitabı ve benzer konulara odaklanan makaleleri okunmalıdır.