Esperanto: Kelimelerle komünizm...

Gregor Benton'un "Kelimelerle Komünizm" başlığıyla Jacobin'de yayınlanan makalesini Muzaffer Ege Alper'in çevirisiyle okurlarımızın ilgisine sunuyoruz.



25-05-2017 12:54
Çeviri - Muzaffer Ege Alper

Babamın yabancı dillere olan ilgisi, otobüs muavinliğini bırakıp Franko’ya karşı savaşmak için İngiliz kanalını geçtiği ve böylece, bir komünist olduğunda başladı. Katalonya’da bir savaşçı ona eğer uluslararası tugaylar Esperanto bilselerdi mücadelenin daha başarılı olabileceğini söylemiş. Parti okulunda birisi Esperanto’yu ‘küçük burjuva’ olarak tanımlayınca oldukça şaşırmış ve hayal kırıklığına uğramış. Bana daha sonra: ‘Yanılıyorlar, bu aslında çok iyi bir fikir. Bu kelimelerle komünizm demek. Bir gün herkes bunu konuşacak’ demişti.  

Evrensel bir dil fikrine hayran kalmıştım. Dilin yaratıcısı onu basit olacak şekilde tasarlamıştı, ve sadece üç ay içinde bu dili öğrenebilmiştim. 2011 yılında Katalan Esperanto birliği beni, uluslararası tugayları anma konuşması vermem için,  Montjuïc mezarlığındaki anıta çağırdı. Babama atfen bir konuşma istediler, ben de konuşmayı Esperanto dilinde yaptım.

Yirminci yüzyıl başında devrimciler bu dili benimsemişlerdi, onu uluslararası dayanışmayı sağlayacak bir araç olarak görüyorlardı. Esperanto, o umutlarla birlikte, faşist ve bazen de komünist devletlerin saldırısı altında ortadan kayboldu; ancak anısı korunmaya değerdir. 

UMUTLU OLAN

Leizer Ludwik Zamenhof (1859–1917) Esperanto’yu evrensel bir ikinci dil olması için yarattı. Litvanyalı bir yahudi olan Zamenhof, Rus işgali sırasında büyüdü ve Yahudiler, katolik Polonyalılar, ortodoks Ruslar ve protestan Almanlar arasındaki gerginliğin tanığı oldu. İletişim sorunlarını bu gerginliklerin nedeni olarak gördü.

İlk önceleri, Yidiş (eski ibranice) dilini standartlaştırmayı ve Rus imparatorluğundaki Yahudilerin birliğini sağlamayı hedefledi. Ancak daha sonra bu çalışmasını bırakıp, evrensel bir dil için çalışmaya başladı ve adını ‘umutlu olan’ koydu.

Projenin temelini oluşturan şey, Zamenhof’un dilleri kendi başına bir amaç değil, dünya barışına ve karşılıklı anlayışa hizmet edecek bir araç olarak görmesidir.

‘Fundamento de Esperanto’ (Esperanto’nun Temelleri) kitabını 1905 yılında yayınladı. Dilde basitliği, etkinliği ve estetiği vurguluyordu. Sadece onaltı dilbilgisi kuralı vardı, yazımı fonetik, isimler cinsiyetsiz ve fiiller çekimsizdi. Bu dili sınamak ve genişletmek için İncil, Shakespeare, Moliere ve Goethe’den çeviriler yaptı. 

Esperanto Yidiş ve Yahudi İspanyolcası ile bazı ortak özelliklere sahiptir. Bazı çalışmalar önemli bir Yidiş etkisi tespit eder, ancak Zamenhof bundan hiç bahsetmez.

Esperanto’nun kelime dağarcığı, yirmi birinci yüzyıl enternasyonalistleri için bir sorun yaratmaktadır, çünkü bu kelimeler tamamen Avrupa dillerinden geliyor. Bu nedenle uzmanlar daha başka yapıntı diller oluşturdu, örneğin  Avrupa kaynaklı olmayan kelimeler de içeren Lingwa de Planeta, ama Esperanto önde gelen bir yapıntı dil olmaya devam ediyor.

Ido, Interlingue ve Interlingua gibi yapıntı diller küçük topluluklarda da olsa yaşamaya devam edebildiler, ancak sadece Esperanto uzun bir süre boyunca popülerliğini koruyabildi. Bugün bir milyon insan biraz da olsa bu dili konuşabiliyor. Dil istikrarlı bir büyüklüğü olan uluslararası bir toplulukta yaşamaya devam ediyor.

Milletler Cemiyeti, ikincil bir ortak dil fikrini destekledi ve 1954’de UNESCO ‘Universala Esperanto-Asocio’ya (Evrensel Esperanto Birliği, UEA) danışmanlık statüsü verdi. Birçok protestan ve katolik cemiyet Esperantonun dini amaçla kullanılmasına tolerans gösterdi. Baha’i inanışının kurucusu yapıntı dil fikrini destekledi, takipçilerinin bir kısmı Esperanto’yu tercih ederken diğerleri Interlingua’ya yöneldi.

Karşıtları Esperanto dilini yapay ve köksüz olmakla suçlar. Ancak diller söz konusu olduğunda yapay ve doğal ayrımını belirlemek zordur. Melez diller de ‘yapıntı’dır, belirli bir zaman ve coğrafyada oluşurlar, ancak bir kısmı, tartışmasız doğal dil olan, kırma dillere (creole) dönüşüler. Dil reformcuları modern Çince’nin sesbilim, biçimbilim, dilbilgisi ve kelimelerinin çoğunu sonradan icat etmişlerdir. Edebiyatçılar da çoğu zaman ana dillerini yap-boz gibi şekillendirirler, Shakespeare’in ürettiği sayısız yeni kelime buna örnektir. Sonradan üretilen kelimeler ‘doğal kelimeye’ dönüşebiliyorsa, diller için de neden aynısı geçerli olmasın?

Daha ileri gidersek, Esperanto’nun köksüz olduğu iddiası da yanlışdır. İki bin civarı kişi bu dili anadili olarak konuşur ve böylece bunu kırma dil (creole) statüsüne getirir. Yüz binden fazla dergi, otuz binden fazla kitap ve birçok film bu dildedir.

Zamenhof, Esperanto’yu etnik dillerin yerini alması için değil, tersine ikincil bir dil olarak onu desteklemek için oluşturmuştur. Bugün UEA’nın 121 ülkeden 15000’den üyesi vardır ve senelik kongreler düzenlenir. Son yıllarda katılım büyük ölçüde sabit kalmıştır, örneğin 2016’daki Slovakya kongresine 1252 kişi, bir önceki Fransa kongresine ise 2698 kişi katılmıştır. Üye sayısında ise bir düşüş görülmektedir.

ESPERANTO VE DEVRİM

Enternasyonalist ve barışçıl yanı nedeniyle, Esperanto anarşistler, sosyalistler ve komünistler için bir çekim merkezi oldu. Faşist rejimler bu dilin devrimci karakterini farkettiler ve onu baskı altına aldılar.

Birinci dünya savaşı sırasında UEA tarafsızlığını ilan etti ve savaş taraftarı basın tarafından ulusal hainler olarak nitelendirildi. Bazı üyeler ise zaman içinde milliyetçiliğe ödün vermeye başladı.

1921’de, kızıl ve işçi Esperantocular, Sennacieca Asocio Tutmonda’yı (SAT, dünya milletsizler cemiyeti) kurdular ve onu sınıf savaşına adadılar. Esperanto’nun resmi renginin yeşil olması nedeniyle bunu ilk kızıl-yeşil parti olarak görebiliriz. SAT tüm sol partilerden üye kabul etti ve onu kapiikincilzme ödün vermek ve enternasyonalizme ihanet etmekle suçlayarak UEA’dan ayrıldı.

İlk başlarda SAT Sovyet Esperanto Birliği (SEU) ile yakın ilişkideydi. Bazı Sovyet Esperantocuları dünya genelinde her çeşit devrimciyi aralarına kabul etmeyi savunurken, Moskovaya bağlılık temel kriter oldu. 

SAT’ın milletsizlik fikri bazı Sovyet Esperantocularına hitap ediyordu ve bu iki grup ortaklaşabildiler. Ancak zaman içinde Sovyetler birliği SAT komünistlerini diğer partilerle işbirliği yapmakla suçlamaya başladılar. 1920’ler sonunda, Rusya dışındaki bir kısım SAT üyeleri örgütten ayrılıp  Moskova çizgisine yakın Internacio de Proletaj Esperantistoj’u (Enternasyonel Proleter Esperantocular) kurdular. Sovyet Marksizminin milletsizlik kavramına karşıtlığı ve SAT içindeki giderek belirginleşen Sovyet karşıtı hat bu ayrışmaya neden oldu.

Anarşist Esperantocular ve yakın gruplar, İspanya iç savaşı sırasında milletsizlik fikri savunusu yaptılar. İkinci dünya savaşı sırasında SAT yoğun bir uluslararası baskıya maruz kaldı ve 1945’den itibaren siyasi/sosyal faaliyetleri geri plana atarak yayıncılığa odaklanmaya başladı. Her ne kadar SAT, Esperanto’yu toplumsal hareketlere entegre etmek istediyse de, örgütün savaş sonrası en büyük başarısı Plena Ilustrita Vortaro’yu (Çizimli Büyük Sözlük) basmak oldu.

Ulrich Lins’in ‘tehlikeli dil’ olarak gördüğü Esperanto’yu, birçok diktatör yok etmeye çalıştı. Tabii ki devletlerin azınlık dillerini yok etmeye çalışması yeni bir şey değil. Esperanto ise bu çeşit saldırılara özellikle hassastı, çünkü kullanıcıları coğrafi olarak dağınıktı. 

Hitler Esperantocular sadece barışçıllıkları veya solculukları nedeniyle değil, Yahudi kurucuları nedeniyle de devletin düşmanı ilan etti. Kavgam kitabında, Esperanto’yu ‘gizli dil’ olarak anmış ve Yahudilerin silahı diyerek lanetlemiştir. 

Hitler’in iktidara gelmesinden iki sene sonra, Alman Esperantocu dergisi Der deutsche Esperantist kapatılmıştır.  Martin Bormann Esperanto’ya ‘kırma dil’ diye saldırmıştır.  Heinrich Himmler, Esperanto cemiyetlerini dağıtmış,  Reinhard Heydrich ise onları yok etmeye başlamıştır. Nazi taraftarı bir Esperanto cemiyeti kısa süreliğine kurulsa da hemen kapatılmıştır. 

Bir kısım Esperantocu Nazi karşıtı direnişe katıldı, diğerleri ise gizli olarak toplanmaya devam etti. Birçoğu toplama kamplarında öldürüldü, aralarından bir kısmı bu kamplarda Esperanto öğretmeye devam etti, bazıları ise intihar etti. Hitler’in askerleri doğuya yürüdüklerinde Zamenhof’un oğlunu kurşunladılar, kızı ise kamplarda öldü.

Diğer faşist liderler Hitler’i örnek aldılar. Portekiz ve İspanya Esperanto’yu dilin saflığına tehdit oluşturduğu bahanesiyle yasakladı. İtalya’da Esperanto 1941’e kadar yaşamaya devam etti, ama o tarihte Roma radyosu Esperanto yayınlarını durdurdu.

Sovyetler birliği Esperanto’ya yıllar boyu destek verdikten sonra, şiddetle bastırmaya başladı. Çoğu Sovyet Esperantocusu 1917 devrimini olumlu karşıladı ve Esperanto’yu proleteryanın enternasyonel dili olarak gördü. 

Bazı Sovyet Esperantocular Proletkult akımı ile ortaklaştılar ve yeni kültürün yeni bir dil gerektirdiğini iddia ettiler. Kısa bir süre için, Esperanto okullarda ve fabrikalarda öğretilecek gibi oldu. Ancak 1921’de uluslararası ikincil dil konusunu araştırmak için kurulan Komünist Enternasyonal komisyonu Esperanto yerine Ido dilini destekleme kararı aldı. Buna rağmen Esperanto büyümeye devam etti. Sovyetler birliği bu dilde de yayın ve propaganda yapmaya devam etti. 

Enternasyonalizm politikasından ‘tek ülkede sosyalizm’ anlayışına geçiş ise Esperanto için iyi sonuçlanmadı. SEU kapatıldı ve 1937-38 yıllarındaki çalkantılı dönemde yabancı ajanların, Siyonistlerin ve Trotskistlerin etkisine açık oldukları şüphesi nedeniyle bazı SEU üyeleri hapsedildi ya da idam edildi. İkinci dünya savaşı sonrası doğu Avrupa ülkelerinde de Esperantocular benzer bir baskıya maruz kaldı.

1950’lerde Sovyet bloğu ülkelerindeki Esperantocular, Esperanto yasağına karşı tepkilerini belirtmeye başladı. Sikinciln’in ölümü sonrası, Esperanto cemiyetinde bir canlanma başladı, ve Esperantocular Moskova’nın barış politikasından ustaca yararlanmayı başardılar. UEA ile bağlar yeniden kuruldu ve devlet ödenekleri alınmaya başladı. Bugün Rusya ve doğu Avrupa’daki Esperanto cemiyetleri diğer ülkelerdekilerin çoğundan büyüktür.

Çinli anarşistler, diğerlerinin Çinceyi basitleştirme kampanyalarına cevap olarak, Esperanto’yu ikincil bir dil olarak kullanmayı önermişlerdir. Tokyo ve Paris’deki bazı Esperantocular bu sayede Çin’in dünya ile bağını kurarken, Çinceye dokunmayarak Çin’in kültürel özünü de korumuş olacaklarına inanıyorlardı. Daha radikal olan diğerleri Çinceyi tamamen kaldırarak yerine Esperanto’yu geçirmeyi öneriyordu.

Yurtdışındaki Çinliler arasındaki Esperanto çılgınlığı zamanla sönerken, anayurttaki Esperantocular önemli aydınları etkilemeyi başardılar. Onlara göre Esperanto bir yandan enternasyonalizmi yaratırken, diğer yandan Çincenin zorluğundan kaynaklanan düşük okuma yazma oranıyla mücadeleye yardım edecek ve Çin halkına aydınlanma getirecekti. Yazılı Çinceyi Latin alfabesine taşıma mücadelesine de çok sayıda Esperantocu katıldı.

Çin’deki komünistler de Esperanto öğrendiler ve Japon işgali sonrası uluslararası dayanışma oluşturma amacıyla bunu kullandılar. Japon Hasegawa Teru Çin’e gitti ve Klara çevresine (bu isim hem Zamenhof’un eşi Klara hem de meşhur Marksist kuramcı Clara Zetkin’e atfen konulmuştur) katıldı.  Hasegawa burada Çinli kadınlara proleter Esperanto edebiyatı öğretmeye çalıştı ve Japonya’daki dostlarına işgal karşıtı boykot örgütlemeleri çağrısında bulundu.

Komünist hükümet dil reformundaki katkılarından dolayı Esperantocuları ödüllendirerek, devlet okullarında Esperanto öğretmelerine izin verdi. Sovyetlerdekine benzer olarak bu destek de çok uzun sürmedi. 1950 başlarında Esperantoculara baskı başladı, ancak daha sonra tekrar destek verildi. Kültürel devrim sırasında uluslararası bağları nedeniyle, yabancılarla bağ kuran diğer Çinliler gibi, yeniden baskı gördüler.

Ancak genele bakıldığında Kültür devrimi Esperanto’nun yaygınlaşmasını sağladı. Bu dildeki radyo yayınları sıklığı arttı, ‘Halkın Çini’ gibi Esperanto dilinde yayınlar ve edebiyat gelişti. Radyoculuk ve yayıncılık alanlarındaki kadro eğitimlerinde Esperanto dili eğitimine de yer verildi.

Pekin’deki Esperanto birliğinin sayımına göre bir noktada, Çin’de dört yüz bin kişi Esperanto konuşabiliyordu. Bugün dahi bazı üniversitelerde Esperanto öğretimine devam ediliyor. Çin’in dünyaya açılma politikası sonrası ise bu rakam giderek düştü ve yerine İngilizce eğitim yaygınlaştı. Buna rağmen bazı radyo istasyonları hala Esperanto yayın yapmaya devam ediyor.

KELİMELERİN KURDUĞU KÖPRÜ 

Esperanto’nun bir geleceği var mı, yoksa o yaşayabilmek için çok mu ütopik? Batıdaki emek hareketlerindeki gerileme ve doğuda komünizmin çöküşü, Esperanto’nun doğal desteklerini ortadan kaldırdı. Onun yaşamak için en büyük umudu, dilbilimci Ross Perlin’in söylediği gibi, ‘bazı derslerde ve kongrelerde bir araya gelen bir grup çok dilli şamatacının diasporası’ olmaktan ibaret mi?

Esperanto, uluslararası alanda Fransızcanın gerilediği ama İngilizcenin henüz yerleşmediği, yirminci yüzyıl başında bir patlama yaşadı. Bugün İngilizce dünyanın en yaygın kullanılan dili konumunda, rakipleri arasında yükselen Çince, İspanyolca ve Arapça devleri var. İngilizce eğer bir gün birincilik koltuğundan düşerse, bu diğer mega-diller ile girişilen mücadele nedeniyle olacak. Bu sırada Esperanto gibi küçük dillerin de belki bir yaşama şansı olabilir. 

Bazı dilbilimciler İnterneti, kaybolmakta olan bu dillerin kurtarıcısı olarak görüyor. Diğerleri ise ancak gerçek yaşamda kullanım sayesinde bunların yaşayabileceğini. Esperantocular için sayısal devrim, dilin tarihsel gelişimine uygun duruyor.

Esperanto fiziksel topluluklar yoluyla değil, coğrafi olarak kopuk cemiyetlerin mektup, telefon ve toplantıları yoluyla gelişmiş bir dil. Bugün İnternet yeni Esperantocuları forumlar ve sosyal medya aracılığıyla bağlıyor. Bu ortamlar gençlerin katılımını özendiriyor. 

Gençlerin dar kafalı bir yerelciliği terk ettikleri günümüzde, Esperanto yeni bir sıçrama yapabilir. Çok sayıda blog Esperantocu kitapların, oyunların, müziklerin ve mizahın tanıtımını yapıyor. Duolingo, lernu! gibi  servisler bu dilin öğrenilmesini kolaylaştırıyor. Bugün eskiden hiç olmadığı kadar insan Esperanto öğreniyor. 

Bu ikinci Esperanto dalgası ilkiyle rekabet halinde değil. Geleneksel kanat, sanal kanatı destekliyor ve sayısal Esperantocular eskiden yazılan analog kılavuz, sözlük ve edebiyattan yararlanmaya devam ediyorlar.

Zamenhof, Esperanto’nun ‘farklı etnik kimlikler ve geleneklerden insanlar arasındaki duvarları yıkabileceğini’ düşünmüştü. Bu değerler, hümanizm, enternasyonalizm ve sosyalizm bugün hala kritik önemdedir.

O dili ırmak kenarında duran bir kalasa benzetirdi, gün gelir ve o kalastan bir köprü yapılabilir. Bugün ufukta bir köprü görünmese de, Zamenhof’un bu düşünün sonu gelecek gibi de gözükmüyor.

*Makalenin orjinaline buradan ulaşablirsiniz.