En iyi 10 transseksüel kitap

Kendi ihtiraslı deneyimlerini yeni anı derlemesi tarzında okuyucuya yansıtan yazarlar, gün yüzüne çıkmamış hikâyeleri topluma anlatma kavgası veren yazarların arasında öncü konuma yükseliyor gibi görünüyor.



23-10-2017 08:56
Oray Girgin

Transseksüel kimlikli yazarların yazdığı kitaplar geleneksel olarak iki kategoriye bölünüyor: Anı yazısı ve teorik. Anı yazısı kategorisinde aynı zamanda Danimarkalı Kız filminin konusu da olan ve  cinsiyet değiştirme operasyonlarının ilk kuşağında yer alan gözlemciliği ise ünlü seksolog Magnus Hirschfeld tarafından yapılan Lili Elbe’nin operasyonu başta geliyor.  Elbe, 1931 de geçirdiği operasyondan 2 yıl sonra hayatını kaybetti ama iki yıl geçtikten sonra Man Into Woman yayımlandı ve bu yazı aynı zamanda Elbe ve onun arkadaşlarının rumuz olarak kullandığı Ernst Ludwig Jacobson ismini mahlası olarak kullanan Niels Hoyer tarafından düzenlenen sıra dışı bir yazıydı. Aynı zamanda bu yazı, bireylerin cinsiyet değiştirmesini yöneten cinsiyet belirleme klinikleri ve transseksüellere yönelik ağır medya ilgisiyle paralel gelişen bir üslubu da açığa çıkardı. Britanya’daki en geniş çaplı okunma istatistiklerinde 1974’de Jan Morris tarafından yayımlanan Conundrum’un geleneğini sürdürüyor.

1980’lerin sonlarına kadar yazarlar, aslında bir bakıma kadın ve erkek arasındaki boşluğu nasıl isimlendireceklerini ya da isimlendiremeyeceklerini sorguluyorlardı. Aynı zamanda hem hizmetlerini kullanan bireylerin geçmişlerini gizlediğini söyleyen hem de transfobinin içinde ikinci dalga feministlik olduğunu söyleyen kimlik belirleme kliniklerinin aksine konuşuyorlardı. Aktrist ve bir aktivist olan Sandy Stone bu konuları ilk başlarda internet aleminde geniş bir yankı uyandıran The Empire States Back: A Post Transsexual Manifesto’da işlemiş ve aynı zamanda büyüleyici bazı ihtimallerin kapısını aralarken, trans yazarların henüz keşfedilmemiş olsa da üreticilik potansiyeli olan bütünleşmiş bir konunun muadili oldukları iddiasını vurgulamıştır.

Trans ve tek bir cinsiyete mensup olmayan bireylere yeni bir dil bulma konusunda yapılan bir dizi araştırmayı takiben bu dilin yaratılmasının empoze biçimiyle zor yoldan değil kendiliğinden gelişen bir şekilde açığa çıktığı saptandı. Bireyler, bir topluluk oluşturmayı ve tartışmalarını bu dil çevresinde genişletmeyi amaçladı ve bununla birlikte olaylara dışarıdan bakan çevreye hitaben yazılmış anı yazıları popülerliğini kaybetti. Ancak bu çalışmaların çoğu otobiyografi tarzındaki çalışmaların popüler olduğu dönemlerde kişisel deneyimler temelinde yazıldı, birçok yazarın kendi hayatlarını romanlarda açıkça anlatmasıyla, bu tarz çalışmaların transların politikasını yararlı bir şekilde servis edebilmesiyle, tarihi ve kültürel yoldan daha geniş ve ulaşılabilir bir çevre kazanıldı. Ben bu tarz bir işi Trans: A Memoir ile denedim ve bunlar da bu yolda bana ilham veren kitaplardan bazıları.

Cobra, Severo Sarduy (1972)

Trans karakterlerin edebi romanlarda küçük karakterlerle ortaya çıktığı noktada bu karakterler, yazarın toplumsal cinsiyet hakkındaki düşüncesi ya da senaryoyu daha egzotik bir kıvama çekme düşüncesine göre genelde önemsiz ve kıyıda köşede kalmış bir kimse olarak servis edildiler ama Kübalı yazar Severo Sarduy’un travestiliği aslen fiziksel değişim olarak önümüze koyan kitabı, bu geleneğe balyozunu vurdu. Radikal olmak yerine çarpık cinsiyetli yaşamdaki handikapları arada bir işaret etmesiyle, edebi dille esprili bir biçimde anlatılan deneyimleriyle Roland Barthes tarafından Pleasure of the Text’de övgü topladı ama yine de 20. yüzyılın ortalarında trans alt kültürüne uyum sağlayıp transseksüel kalıbına sığamadı.

Stone Butch Blues, Leslie Feinberg (1933)

İlk romanlarından birinde kahramanlarının cinsel kimliğinin ciddi bir biçimde  keşfedilmesiyle ve Trans Liberation and Transgender Warrior kitabının yazarı tarafından yazılmasıyla, Feinberg’in kitapları “stone butch” (eşcinsel ilişkideki maskülen taraf) tarzında. Jess Goldberg  Amerika’nın küçük bir şehri boyunca barlardaki ve fabrikalardaki cinsiyetçi şiddetle başa çıkma, polisten ve sağlık kurumlarından ayrımcılık görme çekincesiyle, öncesinde gerçekten temiz kalmaya ve bir erkek gibi yaşamaya kararlıydı. Trans erkek yaratılıştaki zorluklara içeriden bir gözle bakması, bütün bunları kendi deneyimleriyle birleştirme isteğini çok daha güçlendirmiş.

Gender Outlaw, Kate Bornstein (1994)

Bornstein’in heteroseksüel erkeklikten lezbiyen kadınlığa dönüşümünü, IBM satış elemanının oyun yazarı ve sahne sanatçısına dönüşmesi gibi tasvir edilmesiyle satılan Gender Outlaw, olaya dışarıdan bakan okuyucuların trans cinsiyet deneyimlerini anlamasında yeni bir yazı tarzı talebi isteğini cevapladı. Bu tarz anı yazısını yeni ve cesur bir yol ile politikleştirirken, otobiyografi kısmını da cinsel kimlik ve seksüelite, transfobi, geçmiş ve bugündeki trans sanatçılar tartışmaları içinde yakalıyor.

Man Enough to be a Woman,  Jayne County (1995)

Toplumsal cinsiyet konulu birçok anı yazısı,  bir cinsiyetten diğerine geçerken olan evrede cerrahi operasyonu bir eşik olarak işledi; County’nin konuya kattığı bir dizi kendi yorumu ise onun kararını Dallas’tan New York’a taşınan hayat hikâyesi içinde hiç de sırıttırmadı. Kitap, baş karakterin Amerika ve Londra’daki punk rock sahnelerinin ve Batı Berlin’in eşcinsel yeraltı dünyasının bir parçası olmadan önce Warhol’s Factory de ve Stonewall ayaklanmalarında nasıl bir rol aldığını anlatıyor. Olaylara kaybolmakta olan karşı-kültürün tam içerisinden bakan ve burjuvazi kalıplarına uymaya çalışan öykülere karşı zevkli bir alternatif oluşturan bir kitap.

Sex Changes: The Politics of Transgenderism, Patrick Califia (1997)

Geçmişte, gelecekte ve içinde bulunduğumuz dönemde, trans bireylerin sağlıkla, feminizmle, akademiyle ve aktivizmle olan ilişkilerini belirleyebilmek için yapılan kapsamlı bir çalışma ile yazılan kitap; savaşlar arası cinsel araştırmacılar tarafından oluşturulan kategorilerden başlayarak ilk transseksüel insanların anılarını motivasyonları ve eylemlerini açıklamak için nasıl kullandıklarına, ardından toplum ve kültürün feminist saldırılara karşı nasıl bir gelişme gösterdiklerini inceliyor. Kitap, Sandy Stone’un cinsellik ve toplumsal cinsiyet normlarının çok daha esnek olduğu bir dünyaya seslenmesini takip ederek toplumsal cinsiyet hakkındaki en kritik araştırmalardan bazılarını içeriyor.

Invisible Lives: The Erasure of Transsexual and Transgendered People, Viviane K Namaste (2000)

Invisible Lives, kendisini 90’larda yapılan çapraz cinsiyetli yaşamın gerçeklerinin temeline koyan teorik çalışmalara cevap niteliğinde. Toplumsal cinsiyet konusunda endişelenen Namaste, cinsiyet farklılığı taşıyan bireyler arasında örneklendirecek olursak trans kadının erkek hapishanesine koyulması gibi olaylara öncül olan ve trans bireylere de taşınan dil eksikliğinin sonuçlarını çizgi dışarısında bırakıyor. Cinsel şiddet bölümünde, geçmişte yaşanan şiddet vakaları kayıtlara homofobi olarak geçseydi aslında bunun cinsel kimlik ibrazında herhangi bir değişime yol açıp açmayacağının sorgulanması da büyük ölçüde önemli bir katkıydı.

Whipping Girl: A Transsexual Woman on Sexism and the Scapegoating of Femininity, Julia Serano (2007)

Serano’nun deneme yazısı koleksiyonları, ana akım medyadaki saldırıların feminist transfobiye karşı olan reflekslerin ve trans cinsiyetinin geçiş teorisinin toplanma noktasıydı. Ayrıcalığın ve ön yargının nasıl kesiştiğinin görülmesiyle Whipping Girls’te, trans ve queer politikasının birkaç öneriyle trans kadın düşmanlığının güçlü bir günah çıkartıcısı olmaya nasıl dönüşebileceğini keşfediyor.

Transgender History, Susan Stryker (2008)

Califia gibi Strayker da seksoloji, feminizm ve trans aktivizm üzerine yoğunlaşmış. Susan’ın kitabı anonimliğin yeni seviyelerini ve eninde sonunda ortaya çıkmış modern LGBTİ kimliklerini kabul etmiş endüstriyelleşmiş bir şehirle başlıyor ve bizlere 1920’deki Berlin’den savaş sonrasındaki Amerika’ya uzanan bir hat çiziyor. Kitapta Compton’s Cafeteria ve Stonewall ayaklanmaları, gey ve lezbiyen politikacılar arasındaki problematik ilişkileri aynı zamanda da 21. yüzyılın başlarındaki yeni bir özgüven seviyesini ele alıyor. Son  yıllardaki trans görünürlüğünün bu kadar açığa çıkmasının sebebinin arkasındaki yalanlar hakkında daha çok şey bilmek isteyenler için çok güçlü ve görünür bir başlangıç noktası.

Testo Junkie: Sex, Drugs and Biopolitics in the Pharmacopornographic Era, Beatriz/Paul Preciado (2008)

Bornstein, Feinberg, Serano ve diğerleri gibi Preciado da kişisel deneyimlerini teorik ve tarihsel bir yazın halinde sunuyor ama medikal teknolojinin insanların sosyal ve seksüel ihtiyaçlarını nasıl değiştirdiği yerine kimlik politikalarına yoğunlaşıyor. Testo Junkie, Preciado’nun testosteron kullanımının yüksek oktanlı hesapları ve ilişkiler fikriyle yazar Virginie Despantes’in Foucault’dan bir hayli etkilenmiş olduğu hormon tedavisi yöntemlerini ve bu yöntemlerin arkasında saklı olan ağır endüstrileşme arasında bir köprü görevi görüyor. Bu yoğun okuma, genel bağlamda ilgi çekici ve sıklıkla neşelendirici.

Redefining Realness, Janet Mock (2014)

Marie Clair için bir makalede transseksüel olarak ortaya çıktıktan sonra, Gazeteci Janet Mock trans bireyler için bir ihtiras avukatı oldu. Mock, Redefining Realness’da (Jennie Livingston’un Paris Yanıyor belgeselinden sonra isimlendirilmiştir) trans sağlığı, toplulukları ve kültürü hakkında öznel anlatım çerçevesinde hatırı sayılır derecede bilgi yakalamış. Bu, kendisinin cinsel kimliğini ne şekilde koruma altında tuttuğunu, geçirdiği cinsiyet değiştirme operasyonunu finanse etmek için nasıl seks işçiliği yaptığını ve izlediği bu yolun hikâyesini anlatmaya ne kadar mecbur hissettiğini açıklıyor.

Kaynak: http://ceviriyoruz.org/en-iyi-10-transseksuel-kitap/