Elveda Smyrna

Bugüne kadar edebiyat tarihinin başyapıtlarından olan Proust’un “Kayıp Zamanın İzinde”si ve Cervantes’in “Don Quisote”u gibi eserleri Türkçeye kazandıran deneyimli ve yetkin çevirmenlerimizden Hakmen’in sihirli dili de bu etkiyi daha da güçlendirmiş. Ortaya, okurun içini ısıtan, yer yer yüreğini burkan, konusu itibariyle trajik ancak trajik olduğu kadar da sunduğu yaşam kesitleriyle insana dair, içeriden bir roman "İzmir Hayaletleri".



08-01-2017 10:43
Cansu Karagül

Loren Edizel’in ilk defa 2008 yılında Şenocak Yayınları’ndan yayımlanan İzmir Hayaletleri adlı romanı yıllar sonra yeniden raflarda. Bu kez, 2012 yılında “meselesi olan, okuruna bir şeyler fısıldayan nitelikli edebiyat kitaplarını” yayımlamak amacıyla yola çıkan Delidolu Yayınları çatısında ve gözden geçirilmiş yeni baskısıyla okurla buluşuyor. Delidolu’nun bu nitelik çıtası, hikâyenin ve anlatımın gücü ve usta isimlerden Roza Hakmen’in çevirisiyle buluşunca ikiye katlanmış. Naif bir hikâye, sade ve akıcı bir üslupla gücünü ikiye katlamış. Bugüne kadar edebiyat tarihinin başyapıtlarından olan Proust’un Kayıp Zamanın İzinde’si ve Cervantes’in Don Quisote’u gibi eserleri Türkçeye kazandıran deneyimli ve yetkin çevirmenlerimizden Hakmen’in sihirli dili de bu etkiyi daha da güçlendirmiş. Ortaya, okurun içini ısıtan, yer yer yüreğini burkan, konusu itibariyle trajik ancak trajik olduğu kadar da sunduğu yaşam kesitleriyle insana dair, içeriden bir roman İzmir Hayaletleri.

Teknik detaylar bir yana, gelelim kitabın konusuna. Kitap, Birinci Dünya Savaşı’ndan Kurtuluş Savaşı’na kadar geçen dönemi parçalanmış ve her bir üyesi kendi yolunda savrulan Levanten bir aile, eski İzmir ve savaşın izlerinin en makrodan en mikro örüntülere kadar gözlemlenmesine olanak tanıyan mahalle kültürü üzerinden anlatıyor. Yazar kitabın girişinde her ne kadar, “Bu kitap kurgusal bir eserdir” diyerek adlar, kişiler, yerler ve olayların gerçekliklerini rastlantıya bıraksa da, tarihi bir roman niteliğinde olan kitapta anlatılanların geçmişte yaşanan olaylarla epeyce örtüştüğünü, hatta gerçek yaşanmışlıklardan yola çıkılarak yazılmış biyografik bir anlatı dahi olabileceği hemen her okurun aklından geçecektir.

Roman, ölüm döşeğindeki yaşlı Niko karakterinin hayatla vedalaşması, kendiyle hesaplaşmasıyla açılışı yapıyor –son sayfada tekrar bugüne dönüyor. Zaman kendini geri sarıyor; Edizel ikinci bölümden itibaren flashback yöntemine başvurarak okuru çöküşün başladığı yere ve zamana götürüyor. Roman yaşlılıktan çocukluğa, İzmir’den Smyrna’ya, uhreviden dünyeviye geçerek devam ediyor. Hikâyenin yalnızca Niko karakteri etrafında döneceği zannedilmesin; yazar kitaptaki tüm karakterlere ve olaylara ayrı ayrı özen göstermiş. Levanten Deveciyan ailesine, Smyrna’ya, Aya Katerina Mahallesine, savaşa, 1922’deki Büyük İzmir Yangını’na, hatta Manolis, Konstantin, Karmela, Yanni, Despina ve Nazım’a bile…

Şapkacı Jakob ve Maryanna’nın oğlu Nikola, doğum sırasında annesiz, üç yaşında ise babasız kalır. Savaşın sürdüğü 1915-16 yıllarında bir Paskalya bayramında, Osmanlı jandarması, Niko’nun babası, Mari’nin oğlu, Polikarp ve Elena’nın kardeşi Jakob’u Osmanlı adına Şam’a götürmek için evin kapısına dayandığında tüm aile bir daha onun geri dönmeyeceğini bilerek Jakob’la vedalaşır. Daha sonraları Padişah tarafından gönderilen bir mektupta Jakob’un şehit olduğu yazsa da gerçekte Ermeni olduğu için mi, dizanteriden mi yoksa yazıldığı gibi, Şam’daki savaşta Araplar tarafından mı öldürüldüğü asla su yüzüne çıkmaz. Loren Edizel de bu konuyu muallâkta, okurun vicdanına ve algısına bırakmıştır. Tıpkı yangının kim tarafından çıkarıldığına dair sayısız muallâk belge olması gibi, bu konu da tarihin karanlığında saklı kalmıştır.

İzmir Hayaletleri bir soyadı hikâyesi aynı zamanda. Bunu, romandaki şu sitem ve elem dolu sözlerden yola çıkarak söyleyebiliriz:

“Savaştan önce, soyadları sadece zengin ve nüfuzlu kişilerin derdiydi sanki. Başka kimsenin umurunda değildi. İnsanlar Terzi Ali, Meyhaneci Yanni, Şapkacı Jakob diye bilinirdi. Jakob’un soyadıyla ilgili trajik karışıklık zamanın değiştiğini gösteriyordu. Artık soyadları çok önemli olduğundan uyduruluyor, değiştiriliyor, didik didik inceleniyor, baskıya uğruyordu.”

İnsanın olmak ve adımız haricinde nüfus kimliğimize eklenen her hane insana verilen değerin daha da düşmesine, ayrışacak şeylerimizin artmasına yol açtı o günden bugüne. Neyse, yazıya dönersek… Kendi yağında kavrulan orta halli Deveciyan (ya da Devision) ailesinin parçalanışı burada başlayıp İzmir Yangını’yla onulmaz bir viraja girer. Jakob’un gidişinden sonra, geride kalan yaşlı Mari, takıntılı bir biçimde kendini resme adayan Elena, marazi Polikarp ve yetim Niko, ellerinde kalan son yaşam kırıntılara tutunup hayatta kalma mücadelesi verir. Ancak kaçınılmaz felaket gelecektir.

Kitapta birbirinden ayrık pek çok kısa bölüm var ancak her biri kendi içinde, kendi öyküsünü oluşturacak denli kuvvetli. Yazar, küçük bir ailenin büyük trajedisi/travması üzerinden savaşın yol açtığı korkunç yıkımları, savruluşları ve kayıpları başarıyla kâğıda dökmüş.  Edizel burada yazar konumunu korumayı başararak hikâyeyi siyasete kurban etmemiş; aksine, Kurtuluş Savaşı’nı hazırlayan süreçler, savaşın etkilediği ilişkiler ve psikolojiler, Yunanlıların geri çekilişi, binlerce insanı evsiz, yersiz yurtsuz bırakan İzmir Yangını’na yol açan kargaşa ortamını gündelik ilişkiler ve pratikler düzeyinde, edebiyatın mümkününde resmetmiş. Tüm hüznünün içinde, gündelik telaşlarında küçük şeylerle mutlu olabilen küçük insanların birbirine temas eden hikâyeleri, patlamalar ve gümbürtüler içinde birbiriyle kesişen hayatları, savaşla yiten anılar, geride kalan sırlar, dinmeyen özlemler kitabın kurgusunun sağlam harcını oluşturuyor. Elbette aşk da unutulmamış.

Özellikle son yıllarda kaybettiğimiz toplumsal huzuru, dayanışmayı ama en önemlisi –ve acısı- de hoşgörüyü ne denli özlediğimizi ve bunlara ne kadar ihtiyacımız olduğunu hatırlatacak bir roman İzmir Hayaletleri. İçimizi ısıtan güzel duygulardan git gide uzaklaşarak kalplerimizin taşlaşmaya başladığı bir dönemde Eski İzmir’in çok kültürlü, çok dilli, çok dinli yapısında hasretini çektiğimiz çok şeyi bulacaksınız.


KÜNYE: İzmir Hayaletleri, Loren Edizel, Çev: Roza Hakmen, DeliDolu Yayınları, 2016, 296 sayfa.