Eğitimde cinsiyet eşitsizliği

Bu gerici zihniyete karşı mücadeleyi her yönden büyütmek; okula gidemeyip de çalışmak zorunda bırakılan, çocuk yaşta evlendirilip hayatı karanlıklar içinde geçen, evlerine hapsedilen, özgürlükleri gasp edilen bütün kız çocuklarına, kadınlara  borcumuzdur.  Unutmayalım ki gelecek güzel günler  biz kadınların ellerinde şekillenecektir.



07-03-2017 07:44
Hatice Derya Can

Her dönemin siyasi iktidarı ideolojik, politik ve  kültürel çıkarlarını korumak için eğitim sitemini kendi istediği  şekilde dönüştürür.  14 yıldır iktidar koltuğunda olan AKP de eğitim sistemini kendi  tekeline almış; kanun tasarıları, KHK’lar  ve yönetmeliklerle, dayattığı gerici ve neoliberal uygulamalara yasal dayanak oluşturmuştur.

İlk olarak 2005  yılında yapılandırmacı  eğitim modeline geçmek amacıyla yapılan müfredat reformunda sanat, felsefe, bilim öğrencilerden uzaklaştırılmaya çalışıldı. 2002-2010 yılları arasında çeşitli açılımlarla sözde özgürlük rüzgarları estiren AKP,  2008 yılında üniversiteli kadınlar üzerinden türbana özgürlük kampanyasını başlattı. Liberal ve sol liberal çevreden de desteğini alarak üç yaşındaki kız çocuklarının başını örtmesine kadar gidecek olan  üniversitelerde türban serbestliğini getiren  uygulamayı yürürlüğü koydu. Yine aynı dönemlerde üniversiteli-liseli öğrencilerin barınma ihtiyacını karşılamayan devlet,  kendi  görevini Fetullah Gülen cemaatinin yurtlarına veya evlerine bıraktı. Maddi yoksunluktan dolayı bu yurtlarda okumaya mecbur bırakılan üniversiteli kadınlar ve liseli kız çocuklar  çevre  baskısı  sonucunda türban takmaya başlayıp  iktidarın arzu ettiği  “susmasını ve itaat etmesini bilen”  kadınlar olarak yetiştirildiler.

Kız çocukları okula daha az gidiyor!

Piyasacı ve muhafazakar eğitim sitemini sağlamlaştırmak isteyen iktidar,  eğitim sistemine esas darbeyi 2012 yılında vurarak 4+4+4 sistemini getirdi. Bu eğitim sistemi ile birlikte binlerce lise ve ortaokul İmam Hatip okullarına dönüştürüldü. Açıktan liseyi ve ortaokulu okuma olanağı tanıyan bu sistemde okula devam zorunluluğu  da ortadan kaldırıldı. Kız çocuklarının okumaması gerektiğini düşünen gerici zihniyete gün doğmuş oldu. Aileler zaten zorla gönderdiği çocuklarına okulu bıraktırdılar veya çocuk “kendi isteği” ile okulu bıraktı. Kız çocuklarının okula devam oranlarında ciddi düşüşler yaşanırken çocuk işçiliği oranları da giderek artmaya başladı. Eğitim-Sen’in hazırlamış olduğu 2015-2016 Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği Raporuna göre6-14 yaş arasındaki çalışan kız çocuklarının % 75’i tarım, % 16’sı hizmet ve % 8’i sanayi sektöründe çalıştırılmaktadır. İSİG 2016 Raporu’na göre, iş cinayetlerinde yaşamını yitiren çocukların % 16’sı kız çocuğudur. Bu oran genel olarak iş cinayetlerinde tespit edilen  kadın işçi ölümünün iki katıdır. Okullarından edilen çocuklar küçük yaşta aiİe ekonomisine katkı sunmak durumunda bırakılmakta çocuk yaştan itibaren emeği sömürülmektedir.

Yoksul aileler maddi yetersizlik veya geleneklerinden dolayı okuma sırasını ilk olarak erkek çocuklarına vermektedir. Eğitim-Sen’in  raporuna göre bu ailelerdeki kız çocuklarının %6’sı sadece 2 yıl veya altında eğitim alabiliyorken  bu oran özellikle Doğu illerinde yaşan Kürt çocukları için  %43’e kadar yükselmektedir.

“Tecavüz yasasına” karşı direnenler kazandı

Okula gitmeyen  kız çocukları  ev işlerini yapıp genellikle mahallelerde çeşitli cemaatler tarafından düzenlenen  Kuran toplantılarına katılırken 14-15 yaşına geldiklerinde zorla evlendirilmekte, 16 yaşında ise anne olmak durumunda bırakılmaktadır.  Bu evlilikler ise şiddet hatta ölümle sonuçlanmaktadır. Geçtiğimiz aylarda çocuk yaşta evliliklerin önünü açan, tecavüzcüsü ile  evlenmeyi mecbur kılan bir yasa teklifi AKP’li milletvekilleri tarafından Meclis’e sunulmuştu. Kendi tabanından dahi tepkiler  alan bu  yasa  teklifine karşın ülkenin her tarafında kadınlar  sokağa çıktı, haykırdı ve direndi. Kadınların direngenliği, yılmamaları  karşında yasa teklifi şimdilik  geri  çekildi. Şimdilik diyorum çünkü bu iktidarın kaybetmeye hiçbir zaman tahammülü olmadı,  olmayacak da; biz karşısında durmayı bıraktığımız an,  kadınlar üzerindeki şiddetini artırarak göstermeye devam edecektir.

Toplumsal cinsiyet rolleri ders kitaplarında pekiştiriliyor

Okula gidebilen kız çocukları burada da gerici ve muhafazakar zihniyetin her türlüsüne maruz kalmaktadır. MEB’in hazırladığı  kitaplarda, Ayşe “küçük gelin” olur, anne her zaman yemek ve alışveriş yapar kızlar annesine yardım eder, baba eve ekmek getirir, oğluyla “erkek” muhabbeti yapar; boşanmış ailenin çocukları ders kitaplarında dışlanır, kızların başlarını mutlaka örtmesi gerekir, Pinokyo Allaha şükreder, Nasrettin Hoca’nın iki karısı olur… gibi toplumda cinsiyetçi bakış açısını pekiştiren, derinleştiren binlerce örnek sayılabilir.

Ders kitaplarının içerikleri her yönden rahatsız edici iken bu da yetmezmiş gibi  öğrenciler,okul müdürleri veya gerici öğretmenler tarafından her türlü aşağılanmayla karşı karşıya  kalabiliyor. Müdür; bir kız öğrenciyi şort giydiği için geziye götürmeyebiliyor, öğretmenlerini veya kız öğrencilerini taciz edebiliyor, kız ve erkek çocukları yan yana oturmayacak  emrini  verebiliyor, başlarını kapatmaları için baskı yapabiliyor. Hatta bazen bu olayların sonu maalesef ki ölümle sonuçlanabiliyor. 2016 yılında Nevşehir'de okuduğu lisenin bankında erkek arkadaşıyla oturduğu için  müdür tarafından okuldan atılmakla tehdit edilen bir genç kadın,  hareket halindeki araçtan atlayarak intihar ettiğini hatırlayalım.

Sorun karma eğitimde değil; zihniyetinizde!

Eğitim, özellikle kadınlar açısından toplumsal yaşama katılmak, özgür ve eşit bir şekilde yaşamak için zaruri bir ihtiyaçken AKP’nin eğitim politikaları bu durumun tam tersini işaret etmektedir. 19. Eğitim Şurası’nda iktidara yakınlığı ile bilinen Eğitim Bir-Sen adlı sendika geçersiz ve göstermelik argümanlarla karma eğitimin ortadan kaldırılması talebinde bulundu. Adı çeşitli yolsuzluk davalarına karışan TÜRGEV, İmam Hatip Mezunları Derneği,45 çocuğun cinsel istismara uğradığı Ensar Vakfı gibi kuruluşlar da bu düşünceye destek verdiler.Karma eğitimin öğrenciler üzerinde olumsuz etkileri olduğu,kız ve erkek çocuklarının ergenlik dönemimde birbirlerinden  etkilendikleri için başarı oranlarının  düşük olduğu,  istenmeyen gebeliklerin yaşandığı, kız çocuklarının karma eğitimde geride kaldığı gibi herhangi bir dayanağı olmayan  tezler ortaya attılar. Ancak hem bu süreçte  hem de daha öncesinde yapılan araştırmalar gösteriyor ki başarı ölçütünün veya kız çocuklarının eğitim sisteminde  eşit muamele görmemesinin nedeni karma eğitimin olmasına kesinlikle  dayandırılamaz. Esas sorun fırsat eşitliği sağlayan bir sistemin bulunmamasından kaynaklanmaktır. Şu anda İmam Hatip okullarında karma eğitim uygulamasına son verilmiştir.  Bu okulların ne kadar yaygınlaştığını da düşünecek olursak  eğitim sistemimiz karanlık bir tablo ile karşı karşıyadır.

Laiklik kaldırılamaz

Son olarak da laiklik tartışmasını başlatan AKP iktidarı  tüm ülkeyi geri dönülmez bir yola sokmak  istemektedir. Kadınlar için elzem olan laikliğin kaldırılması düşünülemez. Müfredatta yapılan değişiklikler, 4+4+4 eğitim sistemine geçilmesi, karma eğitimin tartışılması gösteriyor ki AKP iktidarı ülke için gerici, dinci, muhafazakar ve liberal bir eğitim sitemini her yönüyle uygulamak istemektedir.

Din ve inanç kavramını tamamen kendi hegemonyasına alan iktidar,  dindar ve kindar bir nesil yetiştirme çabasından asla geri durmayacaktır. Dindar yetiştirilen kız çocukları  ve kadınlar evlere kapatılıp yok sayılırken dindar ve kindar yetiştirilen erkekler de  şiddete başvurmaktan çekinmeyecektir. AKP  iktidara geldiği zamandan bu yana kadın  cinayetleri,  çocuk istismarı ve tecavüz vakaları   artmıştır.

02.2016 tarihinde Aksaray/Osman Gazi Anadolu Lisesi’nde okuyan genç kadın E.Z.Y. (16) sevgilisi Samet E. (18) tarafından otomatik tüfekle okul bahçesinde vuruldu.

02.2016 tarihinde Kayseri’de matematik öğretmeni tarafından tecavüze uğrayan 12’nci sınıf öğrencisi Cansel Buse, okulda tecavüzcüsünü görmeye dayanamadığı için intihar etti.

04.2016 tarihinde Milas’ta bir bir ortaokulda  14 yaşındaki Olcay K. uğradığı tacizin okul idaresi tarafından gizlenmesi üzerine okul müdürünün odasının camından atlayarak intihar girişiminde bulundu.

Karaman’daki Ensar Vakfı ve Karaman İmam Hatip Lisesi Mezunları Derneği (KAİMDER) evlerinde kalan 10 erkek öğrenci cinsel istismara uğradı. Olayın üstü kapatılamayınca Türkiye’deki en hızlı davalardan biri görüldü. Tacizciye ömür boyu hapis cezası  verildi. Ensar Vakfı ise “bir kereden bir şey olmaz” denerek iktidar partisi mensuplarınca AKlanmaya çalışıldı.

Umut direnen kadınlarda

Yukarıda örnekler yüzlerce vakadan sadece bir kaçıdır.Dinsel kuralların mutlak belirleyici olduğu bölgelerde  kız çocuklarının yaşadığı karanlık, gün yüzüne dahi çıkamıyor.  Bürokrasinin cemaatler tarafından kuşatıldığı, evrensel değerlerin dini kurallara kurban edildiği bir dönemde çocukların feryadı çoğu zaman mahalleden öteye geçemiyor.

Buraya kadar yazılanlar bundan sonra yaşanabileceklere dair yeterince ipucu sunuyor. Kuşkusuz bu tabloya bakıp kahretmemek mümkün değildir; ancak susmak ve kayıtsız kalmak da mümkün değildir. Bu gerici zihniyete karşı mücadeleyi her yönden büyütmek; okula gidemeyip de çalışmak zorunda bırakılan, çocuk yaşta evlendirilip hayatı karanlıklar içinde geçen, evlerine hapsedilen, özgürlükleri gasp edilen bütün kız çocuklarına, kadınlara  borcumuzdur.  Unutmayalım ki gelecek güzel günler  biz kadınların ellerinde şekillenecektir.