Düzene başkaldırı

Cuntayla yönetilen bir Latin Amerika ülkesinde geçen hikayede genç ve başarılı bir kadının başta kendi ülkesi olmak üzere dünyadaki eşitsizlik karşısında hayatını değiştirmesini görüyoruz.



12-11-2017 09:01
Melike Çınar

Varlıklı bir aileye sahip olan Lavinia, ilgisini ve şefkatini kendisinden esirgeyen anne ve babasıyla yaşamak yerine; ona yol gösteren, sevgiyle yetiştiren Ines halasıyla yaşamayı tercih etmiştir. Halası da öldükten sonra yetiştiği çevreyle arasına mesafe koyan Lavinia, mimarlık bürosunda çalışan, rahat bir hayat sürdürmektedir. Ancak bu rahatlık, Lavinia’nın soran, sorgulayan, bağımsızlığına düşkün bir kadın olmasında engel oluşturmamıştır. Çalışma arkadaşı Felipe’yle olan ilişkisi onu Kurtuluş Hareketi ile ilişkilenmesini sağlayacaktır. Felipe hayatını devrimci mücadeleye adamış, hareketin önemli bir üyesidir.

Lavinia toplumsal cinsiyet eşitsizliğini reddeden bir kadındır. Yakın çevresinin sahip olduğu yaşam tarzını sürekli sorgulaması ve kendi yaşamında reddetmesi onu daha fazla kadın-erkek ilişkilerini, toplumsal rolleri sorgulamasına da neden olur.

Lavinia başarılı bir mimardır. Üstelik bu pozisyonda çalışan tek kadındır. Erkek dünyasına ait bu alanda da mücadele vermek zorunda kalan Lavinia; Kurtuluş Hareketi’yle de yakınlaşmaya, Hareket’i daha fazla tanımaya başlar. Buradaki kritik nokta ise, Lavinia’nın Hareket’i tanıması için Felipe’den pek destek görememesi! Lavinia bu defa da kendisini korumaya çalışan sevgilisine karşı mücadele etmek zorundadır.

Ya sen, eğer gerçekliği değiştirmeyi bu denli aklına koymuşken, beni de değiştirmeyi bir kez olsun düşünmedin, değil mi?....” (Sy; 132)

“…. Lavinia şaşkınlığını gizliyordu. Onu kendisiyle birlikte “dünyanın değişimini paylaşmaya çağırmamadaki direnişiyle güzel konuşması arasında nasıl bir çelişki vardı!” (Sy;133)

Kadınların ikincil varlıklar olarak görülmesi sadece düzen içinde görülen bir durum değil aslında. Düzene karşı mücadele edenlerin içinde de görülebilir bir durumdur. Lavinia’nın yaşadığı tam da budur. Çeşitli kuşkuları, korkuları vardır Hareket’in içinde olmakla ilgili; companero Felipe, düzene karşı gelmenin tehlikelerinden haberdar olduğundan sevgilisi Lavinia’yı örgütlemek yerine onu korumayı, onu sahiplenmeyi tercih eder.

Sosyal yaşamda, iş hayatında, aşk hayatında yaşanan bu eşitsizliğe boyun eğmek yerine mücadele etmek gerektiğinin farkındadır Lavinia. Kadınların sürekli fikir alan, tavsiye alan değil; fikri sorulan, tavsiye istenilen de olması gerektiğini düşünür. Sevgiliyle çatışma da kaçınılmaz olarak yaşanır. Yaşamının her alanında erkek egemenliğinin kadını geriye iten kurallarıyla kuşatılan kadınların, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine karşı da mücadele etmesi gerektiğinin farkındadır.

Kitap bizim ülkemizde geçen bir hikayeyi anlatmıyor olabilir ama “hepimizin hikayesi aynı” dedirtiyor. Ne cesur, gözüpek, devrimci Felipe farklı ne de bu ilişkileri sorgulayan Lavinia!

Kitapta aynı zamanda başka bir hikaye de anlatılıyor. Kızılderili yerlileri boyunduruk altına almaya çalışarak, halkı katleden İspanyollara karşı verilen mücadeleyi bir kadının gözünden görüyoruz, İspanyollara daha fazla köle doğurmayı reddeden bir savaşçıdan!

İnsanlar hala kaçıyor, kana susamış hükümdarlar var. Et parçalamaya ve savaşa devam edilecek.

Bu bizden geriye kalan tek şey Yarince, Direniş. (Sy: 89)

Lavinia’nın dönüşümünü kentsel dönüşüm projesinde yer almasıyla izliyoruz kitapta. Yapılacak olan alışveriş merkezinin projesinde yer alacak olan Lavinia, inşaatın çevresinde yaratacağı tahribat karşısında doğal olarak bir tepki duyuyor. Kitabın yazarı Gioconda Belli Nikaragua’lı olmasa, romanı 1988 yılında yazmamış olsa, acaba hikaye bizim ülkemizde mi geçiyor dedirtebilecek benzerlikler taşıyor. Bu nedenle “Hepimizin hikayesi aynı” fikri perçinleniyor. Lavinia’nın bir kadın olarak toplumsal yaşamda, özel hayatında yaşadığı eşitsizlik, ülkesinde yaşanan adaletsizlikler özdeşlik kurdurabiliyor size. Ülkesinin yüksek tabakasına sahip bir kadın olarak yaşantısını sürdürürken ülkesinde yaşanan haksızlıklar, katliamlar Lavinia’nın o rahat yaşantıyı bırakıp silahlı mücadeleye katılmasına neden olacaktır.

Bu hikayeyi bir romanda okumak oldukça keyif verici oldu diyebilirim. Aralara serpiştirilen Kızılderili hikayesiyle şiirsel bir hava katan, akıcı diliyle ve ortaya koyduğu toplumsal cinsiyet eşitsizliğini, eşitlik mücadelesi verenler arasında anlatmasıyla da okunması gereken bir roman olarak görüyorum.

Künye: Portakal Ağacında Oturan Kadın, Ceylan Yayınları, 2017, 355 sayfa.