Düşlerin ölümü: Değiştirilmiş Karbon

Richard K. Morgan bize insanların ölümsüz olduğu bir dünyanın kapılarını aralayarak olası trajedileri seyrettirmiştir. “Teknoloji bizi kurtarır” yanılsamasını da okurun önüne bırakmıştır.



11-03-2018 08:23

Çağan Sabancı

Richard K. Morgan’ın Değiştirilmiş Karbon (Altered Carbon) isimli kitabı geçtiğimiz ay Aslıhan Kuzucan çevirisiyle İthaki tarafından yayımlandı. Aynı zamanda Netflix’in diziye uyarladığı bu roman 2002 yılında yayımlanmıştır. Bu yazıda Netflix’in uyarlama dizisiyle gittikçe daha popüler hale gelen romanı inceledik. Kapak görseli ve atmosferiyle Blade Runner’ı andıran Değiştirilmiş Karbon’un evreninde tarihler 26. yüzyılı göstermektedir. İnsanlık tarafından galaksiler sömürgeleştirilmiş ve tamamına BM hâkim durumdadır. Romanın olay örgüsü gelişirken BM’nin hakimiyetinin büyük bir işgal ve istila harekatıyla gerçekleştiği satır aralarında göze çarpmaktadır. Romanı yaratan gerçeklik, fikir insanların yaşamlarının dijitalleştirilerek (sanal bellek) dirilmenin mümkün hale gelmiş olmasıdır. Sınıfsal ilişkilerin devam ettiği her toplumsal yapıda olduğu gibi böylesine büyük bir gelişmenin olumlu sonuçları eşit dağılmamış hatta büyük çelişkileri beraberinde getirmiştir. İnsanlar öldüklerinde bütçelerine göre yeni (paranız azsa yaşlı ve yıpranmış bir bedende) bedenlerinde yani ‘kılıflarında’ dirilmektedirler. Bu gerçekliği çatışmalı hale getiren durum ise söylediğimiz gibi sınıfsal farklılıkların sürüyor olması ve zenginlerin yani Metlerin 900 küsur yıl yaşayıp tanrılaşmasıdır. Bu tanrı niteliği metlerin birçok klonlarının olmasına ve dijitalleştirilmiş yaşamlarının sürekli uzaktan depolamayla garanti altına alınmasına dayanmaktadır. Sonuç olarak teknolojik yararın adaletsiz dağılması büyük zararların da nedeni olmaktadır.

Romanın merkezindeki karakter olan Takeshi Kovacs ise eski ve özel bir BM askeridir. Romanın jargonuyla söylemek gerekirse Takeshi öldürmek, yok etmek için yetiştirilmiş bir CTACH subayıdır. Kovacs, Dünyaya -medeni gezegenlerin en kadimine-kendi ölümünü araştıran bir Met tarafından yeniden kılıflanarak getirilir ve artık Ryker adında suça bulaşmış bir polisin bedenindedir. Kendi ölümünün altında yatan nedeni araştırmak üzere Kovacs’ı çağıran Bay Bancroft 300 küsur yaşındadır. Polisin Bay Bancroft’un gizemli ölümüyle ilgili yaptığı araştırmanın sonucu intihar ettiği yönündedir. Bu açıklama Bay Bancroft’u tatmin etmez çünkü kısa süreli aralıklarla zihni uzaktaki bir depolama merkezinde yedeklenmektedir. Dolayısıyla sadece karısıyla kendisinin açabildiği bir kasadaki silahla mevcut dijital belleğini yok etmesi Bay Bancroft’un yaşamına son veremez. Bu nedenle intihar açıklaması mantıklı görünmemektedir. Bu gizem konusunda Kovacs’ın elindeki ihtimaller: karısının Bay Bancroft’u öldürdüğü, başka birisinin öldürmeye çalıştığı ya da Bancroft’un gerçekten intihar ettiğidir. Kovacs bir taraftan cinayeti çözmeye çalışırken bir taraftan da kadim gezegen Dünya’yı keşfetmektedir. Yapay zekaların yönettiği oteller, zenginlerin yani Metlerin işkence dolu fantezilerini yaşadıkları gökyüzünde kurulmuş genelevler vs. dolu ve bugüne göre uçlaştırılmış bir yerdir artık Dünya. Dirilmek, birden fazla yaşama hakkının oluşu gibi bir ilerlemenin eşitsiz dünyada yine eşitsiz dağılacağı ise romanın en kuvvetli fikrini oluşturmaktadır. Bu yönüyle içinde bulunduğumuz çağın trajedisini ve olası gelecek eğilimini de yakalamış görünmektedir. Bu özelliğin ‘kuvvetli’ olmasının nedeni potansiyel olarak içerdiği alt-yan öykülerin fazla sayıda olması ve geleceğin insanının önündeki nesnel engellerin (ölüm gibi) tamamen doğaya ait değil insanın yarattığı ikincil doğa olan kendisine, topluma da ait olabileceğini ortaya koymasıdır. Hatta bu nedenle ölümsüzlük mümkünken ölüm istenir bile olmaktadır. Ayrıca bu durum çağımızın bilim yanılsamasının kendisini de ortaya koymaktadır. Bilim-kurgunun -belki özel olarak distopyanın- en başarılı olduğu sonuçlardan biri bu yıkıcı aydınlatıcılıktır. Bu nedenle bilim-kurgu bir ‘gerçekten kaçış’ edebiyatı değil tersine birçok durumda gerçeğe temelden ve eleştirel bir yönelişin edebiyatıdır. Bu farklı bir şekilde olsa da daha önce söylendi.

Hayal gücüyle yaratılmış kurmacanın yararı dünyayı, çevrendeki kişileri, kendi duygularını ve kaderini daha derinlemesine anlamanı sağlamaktır.

Korkarım buna da sert bir karşılık verecek: Bak geçen yıl maaşım arttı, aileme her şeyin en iyisini veriyorum, iki arabamız ve renkli televizyonumuz var. Dünyayı yeterince anlıyorum ben!

Çok haklı; eğer istediği, bütün istediği buysa, ne denebilir ki!1

Değiştirilmiş Karbon, içinde bulunduğumuz ya da bizi bekleyen bu gerçeğin çelişkili yapısından bir anlatı çıkarmasıyla önem kazanmaktadır. Ancak bir anlatı türünün başarılı olması için arkasında yatan fikrin başarılı olması yetmez.

Değiştirilmiş Karbon romanında bugünkü dünya düzeninin 2600 tarihine taşındığını görmekteyiz. Bu bir taşınma olduğu için birey fotoğrafının da çok gelişkin olmadığı göze çarpmaktadır. Uzak gelecekteki bir toplumun (eğer ortada bugün anladığımız anlamda bir toplum kaldıysa) ortalama bir bireyinin yaratılması; zengin, elit bir bireyin yaratılmasından daha zor, komplike bir yaratım sürecidir. Ortalama bir bireyin dahil olduğu günlük ve genel ilişkiler, değerler, sorunlar, kaygılar ve amaçlar okurların çoğunu daha fazla etkileyecektir. Çünkü kendi bildikleri, deneyimledikleri her şeyin radikal olarak değiştiğine okurken tanık olacaklardır. Ayrıca ortalama bir bireyin toplumla olan bağları elitlerin bağlarından daha fazladır. Dolayısıyla kurgusal bir ortalama bireyin yaratımı daha fazla toplumsal öge gerektirmektedir. Böylece distopyanın ayırt edici niteliği olan yıkıcı, sarsıcı etki daha fazla gerçekleşecektir. Değiştirilmiş Karbon bunu bazı noktalarıyla yapmaya başlayıp bırakmıştır. Romanı iğdiş etmeden örnek vermek gerekirse, kızının bedenini yani kılıfını yeterince parası olmadığı için alamayıp başkasının almasına tanık olan baba figürü ve sevdiği adamın bedenini kaybetmemesi için tüm maaşını ödeyen kadın figürü gibi alt hikayeler etrafında gelişen olaylar bilim-kurgunun olası toplumsal ilişkileri detaylandırma işlevini sağlamaya aday unsurlarıdır.

Bahsettiğimiz bu kuruluğa yol açan toplumsal bağların, ilişkilerin olmaması değil geliştirilen karakterlerin, tiplerin ve yaratılan kurgusal dünyanın kendisine ait yapıların, sorunların özgün bir biçimde geliştirilmemiş olmasıdır. Metler, Değiştirilmiş Karbon’un kendi dünyasının özgünlüklerinden birini oluştursa da romanın polisiye türüne yakın hali bu özgünlüğün gelişmesinin önüne geçmiştir. Oysa roman sonrası açısından oldukça doğurgan olan bir sunumla Metleri okurla tanıştırmıştır.

  • Of beni rahat bırakın. Hem siz bu konuda ne bilirsiniz ki? Bancroft sizin ve benim gibi biri değil. O lanet bir Met.

  • Met mi?

  • Evet. Met. Metuşelah toplam dokuz yüz altmış dokuz yıl yaşadıktan sonra öldü. İhtiyar bir adam o. Yani, fazlasıyla ihtiyar.

  • Teğmen bu bir suç mu?

  • Suç olmalı, dedi Ortega acımasız bir sesle. O kadar uzun süre yaşadığınız zaman değişiyor, kendinize hayran olmaya başlıyorsunuz. En sonunda da Tanrı olduğunuzu düşünüyorsunuz. Bir anda otuzlu, kırklı yaşlarındaki küçük insanların sizin için hiçbir önemi kalmıyor. Bütün toplumların doğup öldüğünü görüyor, hepsinin dışında kaldığınızı hissediyorsunuz. Olan biten size bir şey ifade etmiyor. Ayaklarınızın dibindeki insanları tıpkı papatyalara yaptığınız gibi ezmeye başlıyorsunuz. (s.77)

 

Bu, romanın gerçekliğinde serpilip gelişmiş ve romanı olgun hale getiren bir niteliktir. 900 yıl yaşayacak kadar parası olanların kendilerini bir tanrı gibi hissetmeye başlamaları romanın gerçekliğinin yol açtığı bir sonuçtur. Ölüm, zaman, medeniyet, tanrı gibi nice kadim değerin yıkıldığına tanıklık etmelerini sağlayacak kadar yaşamalarına imkân tanıyan parası olan insanlar…

Romandaki kurgusal toplumu demo olmaktan çıkarıp inandırıcı hale getiren kurgusal yasalardan da söz etmek mümkündür. Örneğin Harlan’da cinayete kurban giden biri -eğer neo-katolik değilse- dava sürecinde katilinin ortaya çıkarılması için devlet tarafından parası ödenerek diriltilmektedir. Yeniden gireceği kılıfının masrafları devlet tarafından karşılanmaktadır ve bu işleme kurban desteği denmektedir.

Ancak söylediğimiz gibi Değiştirilmiş Karbon zaman zaman polisiye türünü yakınsadığı için kendi dünyasının özgünlüklerini felsefi düzlemde ve bir süreç olarak değil cinayeti aydınlatmaya yetecek kadar oluşturmuştur. Sonuç olarak Richard K. Morgan bize insanların ölümsüz olduğu bir dünyanın kapılarını aralayarak olası trajedileri seyrettirmiştir. “Teknoloji bizi kurtarır” yanılsamasını da okurun önüne bırakmıştır.

1 Kadınlar, Rüyalar ve Ejderhalar, Ursula K. Le Guin, s.31, Metis, 2017.


KÜNYE: Değiştirilmiş Karbon, Çeviri: Aslıhan Kuzucan, İthaki Yayınları, 2018, 496 sayfa.