Dünü ve bugünüyle Katalonya



05-10-2017 10:36
Yunus Başaran

 “Katalonya özelinde bir kez daha vurgulayalım, sosyalistler elbette emekçilerin birliğini ve burjuvaziye karşı ortak mücadelesini savunmakla, yaratmakla yükümlüdür ancak buradaki önemli nokta gönüllü bir birlikteliktir. Sosyalistler ülkelerin adına göre değil emekçilerin ihtiyaçlarına göre konum almakla yükümlüdür.”

25 Eylül’de bağımsızlık referandumuna giden Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin ardından İspanya’da özerk Katalonya geçtiğimiz pazar günü bağımsızlık referandumunu oyladı, İspanya merkezi yönetiminin kimi bölgelerde oylamayı engelleme çabalarına, sandıkları şiddet yoluyla gasp etmesine rağmen sandıktan %90,9 oranında evet oyu çıktı. Bu noktada katılımın %43’te kaldığının altını çizmekte fayda var. Böylesi önemli bir oylamada çoğunluğun hangi motivasyonla sandığa gitmediği, üzerinde durulması gereken bir başlıktır.

Referanduma giden yolda Katalanların tarihsel geçmişine bakmakta fayda var. Binlerce yıllık geçmişi olan Katalan ulusu bugünkü duruma nasıl geldi?

Milattan önce iki yüzlü yıllarda Roma işgaliyle başlayan, devamında farklı imparatorluklarla mücadele eden Katalanlar nihai olarak İspanyollarla kimi zaman kısa süreli bağımsızlık kazandıkları kimi zaman özerk oldukları kimi zaman da yönetim kademelerinin dağıtıldığı, dillerinin yasaklandığı gel-gitli süreçler yaşamış, nihayetinde İspanyollara karşı giriştikleri 7 Eylül 1714’deki savaşı kaybedip Barcelona düşünce Katalonya Prensliği, İspanya Krallığı hegemonyası altına girmiş, bağımsızlığını kaybetmiştir. Katalanların bağımsızlık mücadelesi o günden bu yana devam ediyor.

1714 yenilgisinden sonra Katalan mücadelesi uzun süre sönük kalmış 1901’de kurulan ilk Katalan partisi Lliga Regionalista’yla birlikte tekrar toparlanmış, 1932’de özerklik tekrar kazanılmıştır. 1934’te Katalan Devleti’nin kurulduğu ilan edilse de ömrü çok kısa olmuş yöneticileri tutuklanmıştır. Katalanların saflarında yer aldığı cumhuriyetçi güçler, emperyalizm destekli Franco rejimine karşı verdiği iç savaşı kaybedince 1939 yılında özerklik kaybedilmiş, Katalanca yasaklanmıştır. Bu süreç Franco’nun ölüp faşist diktatörlüğün yıkıldığı 1975’e kadar sürmüştür. Katalanlar 1979’da özerkliği tekrar kazanırken 2006 yılında özerkliğin çapını; eğitim, iç güvenlik ve ekonomik alanlarda genişletmiş, bu durum merkezi yönetimle gerilimin tırmanmasına neden olurken 2010 yılında Anayasa Mahkemesi 2006 yılında kazanılan başta ekonomik olmak üzere bazı hakları geri almış, 2014 yılında Madrid’deki Anayasa Mahkemesi Katalan Meclisi’nin bağımsızlık referandumu kararını hükümsüz saymış ve son olarak merkezi yönetim geçtiğimiz pazar günü yapılan referandumu yasaklamış, bazı bölgelerde fiili müdahalede bulunmuştur. Referandumun ardından 4 Ekim’de Katalonya Özerk Yönetimi Başkanı Carles Puigdemont, BBC'ye yaptığı açıklamada, bağımsızlık ilanı için birkaç gün içerisinde harekete geçeceklerini duyurdu. Puigdemont, İspanya hükümetinin herhangi bir müdahalesi durumunda ne yapacaklarına ilişkin soruya ise "Bu her şeyi değiştiren bir hata olur" şeklinde yanıt verdi. Ardından Katalonya’da geniş çaplı grevler başladı.

Bundan sonraki sürecin seyrini kestirmek zor olsa da cinin şişeden çıktığını, Katalanların süreci şimdilik kaybetseler dahi bağımsızlık mücadelesinden vazgeçmeyeceklerini söyleyebiliriz. Ayrıca bağımsızlık motivasyonunun en önemli etkenlerinden ekonomik ayağı es geçmemekte fayda var. İspanya'nın en zengin bölgelerinden biri olan Katalonya, ülke nüfusunun yüzde 16'sını, gayri safi yurtiçi hasılasının (GSYH) ise yüzde 19'unu oluşturuyor. Genel düşünce, merkezi hükümetin bölgeye aldığından daha azını verdiği yönünde. 2014 yılının verilerine göre Katalonya'nın İspanya ekonomisine vergilerle yaptığı katkı, yatırımlarla aldığından 9,89 milyar euro daha fazla. Katalonya'ya İspanya devletinin yaptığı devlet katkısı ise 2003 yılında bütçenin yüzde 16'sı iken bu rakam 2015'te yüzde 9,5'e düştü. Bu veriler ışığında Katalonya’nın ayrılması merkezi yönetim için toprak kaybından fazlasını ifade ediyor. Ayrıca olası bir ayrılık durumunun, 17 özerk bölgeden oluşan ve Bask bölgesi sorununda görece ilerleme kaydetse de tam anlamıyla çözemeyen İspanya merkezi hükümeti açısından diğer bölgelerde de ayrılma isteğini tetikleme olasılığı ciddi bir tehdit oluşturuyor. Bu noktada merkezi hükümet olası bir domino etkisini önlemek için Katalonya meselesine kendi açısından bakıldığında tavizsiz yaklaşmak durumunda.

 BİR KEZ DAHA ULUSAL SORUN VE SOSYALİSTLER

 Katalonya özelinde bir kez daha vurgulayalım, sosyalistler elbette emekçilerin birliğini ve burjuvaziye karşı ortak mücadelesini savunmakla, yaratmakla yükümlüdür ancak buradaki önemli nokta gönüllü bir birlikteliktir. Sosyalistler ülkelerin adına göre değil emekçilerin ihtiyaçlarına göre konum almakla yükümlüdür.

Katalonya meselesine dair Türkiye solunun bir kısmından aynı Kürt meselesinde olduğu gibi popüler deyimle “beyin yakan” analizler okuduk. Binlerce yıllık tarihi olan, 7.5 milyonun üzerinde nüfusa sahip Katalanların ulus olmadığından dem vuran mı isterseniz, ya bunlar zaten zengin, bağımsız olup ne yapacaklar diyenine kadar “değişik” fikirler gördük. Aslına bakarsanız bu zorlama karşı çıkışların alt metninde Kürt halkından sakındıkları tayin hakkı meselesinde tutarlı olma güdüsü yatıyor. Siyasette tutarlılık elbette önemli ve gerekli bir olgu lakin hatada ısrar ve zorlama argümanlar tutarlıklıktan ziyade akıldışı bir görünüm sergilemekte. Bu tip tezleri ortaya atanların, öykündükleri Lenin’den daha fazla Lenin’in konuya dair mücadele verdiği ve şovenistlikle suçladığı Avusturya Komünist Partisi ideologları, Rosa Luxemburg vb. tarafında kaldıklarını belirtelim.

Katalanların bağımsızlık mücadelesine; ‘neleri eksik de bağımsızlık istiyorlar, zaten zenginler otursunlar oturdukları yerde’ bakışıyla yukarıdan parmak sallayan söylem sosyalistlere ait olmamalı. Velev ki sayılan argümanların gerçeklik payı olsa dahi akıldan çıkarılmaması gereken denklemi tekrar hatırlatalım: Ayrılık taraftarı kesimin emekçileri birliği savunurken geri kalan kesimler ayrılık hakkına saygı duymak ve tanımak zorundadır, ezilenlerin arasındaki setlerden birisi olan ulusal sorun ancak bu şekilde emekçilerin lehine sonuçlanabilir. Diğer türlü kendini solda adlandıranlar geçmişteki sosyal şovenler gibi hakim sınıflarla aynı konuma düşmekten kurtulamazlar.

Basit bir akıl yürütmeyle ayrılıkçı kesimin emekçilerine kendi devletini kuramazsın deyip parmak sallamak mı olumlu etkide bulunur yoksa bu hakkı tanıyor ve kararınıza uyuyoruz demek mi emekçi kesimler arasındaki muhtemel güven sorununu ortadan kaldırır? Bu açıdan baktığımızda sorunu çözümlemek kolaylaşacak. Özellikle günümüzde etnik siyasete sıkışan sol hattın önünü açacaktır. Başta yaşadığımız coğrafya olmak üzere bu sıkışmayı yıllardır yaşayan sosyalistler için ulusal meselelerin çözülmesi yıllardır yatağına sokulamayan sınıf mücadelesinin önündeki en büyük engellerden birini kaldırmış olacaktır.