‘Devrimci görev, burjuva politik dengeler üzerinden hareket etmek yerine halkın iradesini güçlendirmektir’

TKP Genel Başkanı ve Birleşik Haziran Hareketi Yürütme Kurulu Üyesi Erkan Baş, sosyalistlerin Saray Rejimi'ne karşı mücadelesi açısından Meral Akşener liderliğinde kurulacak partinin Türkiye siyasetindeki yerine ilişkin değerlendirmesinde, “Günün devrimci yaratıcılık gerektiren görevi, burjuva siyasetindeki dengeler üzerinden hareket etmeye çalışmak yerine halkın direnme eğilimini, kazanma iradesini güçlendirecek, eylemli bir hazırlık hattının örülmesidir” dedi.



01-09-2017 16:36
Melih Fırat Ayaz

MHP’den ihraç edilen Meral Akşener, Ümit Özdağ ve Koray Aydın’ın öncülüğünde kurulacak yeni partinin muhtemel siyasi etkilerine ilişkin hazırladığımız dosya kapsamında TKP Genel Başkanı ve Birleşik Haziran Hareketi Yürütme Kurulu Üyesi Erkan Baş ile konuştuk.

Erkan Baş, referandumda ‘hayır’ diyenlerin arasında yer alan Akşener ve ekibinin, bir “dost” olarak görülemeyeceğini vurgulayarak, “Akşener ve ekibi, olsa olsa zaten zor bir döneme giren Saray Rejimi'nin yaşadığı sıkışmanın, bir bütün olarak sermaye düzenini tehdit etmesine karşı bir önlem olarak düşünülebilir” ifadelerini kullandı.

Akşener’in girişiminin Türkiye siyasetindeki rolüne ve sosyalistlerin görevine değinen Erkan Baş, “Günün devrimci yaratıcılık gerektiren görevi, burjuva siyasetindeki dengeler üzerinden hareket etmeye çalışmak yerine halkın direnme eğilimini, kazanma iradesini güçlendirecek, eylemli bir hazırlık hattının örülmesidir” dedi.

Meral Akşener liderliğinde kurulacak parti, şu an büyük ölçüde AKP cephesinde konsolide olan sağ siyasette bir yarılmaya yol açabilir mi?

İçinden geçtiğimiz zaman diliminde AKP’nin geçmiş yıllardaki gibi milyonlarca insanı kararlı ya da sizin kullandığınız kavramla konsolide bir biçimde etrafında tuttuğunu düşünmüyorum. Yanlış anlaşılmasın, AKP bitti-çözülüyor vb. gibi kati bir değerlendirmem yok, ancak geçmişe göre toplumsal destek açısından baktığımızda en azından “sıkıntılı” bir dönemden geçtiğini söyleyebiliriz. Dolayısıyla Akşener’in kuvvetli bir biçimde AKP’ye bağlı kesimlerde bir çözülme yaratmasından çok, zaten beklenen bir çözülmeyi kendi etrafında konsolide etme hazırlığı/girişimi olarak düşünülmesi daha doğru olur.

Referandumda 'hayır' diyenlerin arasında bulunan bu yeni oluşum, sosyalistler açısından AKP'ye ve Saray'a karşı mücadelede nereye oturuyor? Size göre Akşener ve ekibi, dost mu, düşman mı?

Referandum’da “hayır” diyenlerin tek ve bütün bir cephe oluşturmadığı referandum sürecinde belliydi. Bu konuda tereddüt edenler açısından ise 16 Nisan akşamı itibariyle ortada böyle bir blok olmadığı kesin olarak ortaya çıktı. Dolayısıyla söz konusu yeni partiye bizim tarafta yaşanan bir gelişme olarak bakmak doğru değil.

“AKŞENER VE EKİBİ AKP’NİN YAŞADIĞI SIKIŞMAYA KARŞI BİR ÖNLEM OLARAK GÖRÜLEBİLİR”

Akşener ve ekibi, olsa olsa zaten zor bir döneme giren AKP/Saray Rejimi'nin yaşadığı sıkışmanın, bir bütün olarak sermaye düzenini tehdit etmesine karşı bir önlem olarak düşünülebilir. En fazla, uzun yıllardır kararlı ve militan bir biçimde AKP’ye karşı direnen Türkiye’nin ilerici güçlerinin epey zor durumlara düşürdüğü AKP/Saray Rejimi'nin yenilgisinden kendisine pay çıkarmaya çalışan, daha açık söyleyelim rol çalmak için fırsat kollayan bir “sahte kahraman” olarak görebiliriz. Akşener’in dost olması veya en ufak bir olumlu rolü temsil eden bir aktör olarak görülmesi büyük yanlış olur.

“KONSOLİDE VE KARARLI BİR AKP KARŞITI POTANSİYEL GÜÇ VARLIĞINI KORUYOR”

Bizim cephede olumlu ve olumsuz noktaları kabaca sıralayalım. Kuşkusuz tümüyle homojen bir topluluktan söz etmiyoruz, bu nedenle esas olarak ağırlıklı eğilimleri sıralamaya çalışacağız.

Konsolide ve kararlı bir AKP/Saray rejimi karşıtı potansiyel güç varlığını koruyor.

Artık uzun denilebilecek bir süredir, uğruna pek çok bedelin ödendiği ve yoğun bir mücadelenin sürdürüldüğü zaferin kazanılamamış olmasının getirdiği bir yorgunluk hali oluşmuş durumda. Yorgunluk; yılgınlık veya teslim olmaya evrilmedi ama kitlesel bir hareketlenme için geçmişe göre daha büyük bir ilk itki aranıyor. Deyim yerindeyse daha kontrollü bir bekleme hali hakim.

Kazanma isteği azalmak bir yana her geçen gün artıyor. Herhangi bir uzlaşmanın, “orta yol”un mümkün olmadığı AKP/Saray rejimiyle “barış içinde bir arada yaşama” seçeneği ortadan tümüyle kalkmış durumda.

Cumhuriyet ve laiklik en önemli hesaplaşma başlıkları olarak duruyor. Deyim yerindeyse bu kırmızı çizgilere dönük her müdahale, mücadele azmini ve kararlılığını büyütüyor.

“EN ZAYIF YANIMIZ AKP KARŞITI POTANSİYEL GÜCÜN KARŞI TARAFIN BÖLÜNMESİNE UMUT BAĞLAMIŞ OLMASI”

Yine bu potansiyel güç, gelinen aşamada kendi gücünün zirvesine ulaştığını, artık sorunun karşı tarafın güç kaybetmesi ve bölünmesi olduğuna ikna olmuş, hatta esas olarak buna umut bağlamış durumda. Bence en zayıf yanımız bu. Örneğin milyonlara heyecan, umut ve kararlılık katan Adalet Yürüyüşü’nün ardından Adalet Kurultayı’na mümkün olduğunca sağcı toplama taktiğinin tercih edilmesi bunun bir yansımasıdır. Sonuç alıcı olmadığını görmek için sadece bu örnek bile yeter!

Eğer bu söylediklerimiz belli bir ağırlığı temsil ediyorsa, odaklanılması gereken görev öncelikle mevcut büyük potansiyelin temsil ettiği kıymetli enerjinin canlı kılınmasıdır. Buna isterseniz “aktif hazırlık” evresi diyebiliriz.

“GÜNÜN DEVRİMCİ GÖREVİ HALKIN KAZANMA İRADESİNİ GÜÇLENDİRMEK”

Günün devrimci yaratıcılık gerektiren görevi, burjuva siyasetindeki dengeler üzerinden hareket etmeye çalışmak yerine halkın direnme eğilimini, kazanma iradesini güçlendirecek, eylemli bir hazırlık hattının örülmesidir.

Her alanda mevcut birikimlerin korunması, geliştirilmesi, yeni ve kalıcı mevziilerin elde edilmesi ve somut kazanımlar elde etmeye göre en geniş emekçi kesimlerin birleştirilmesi, bu hattın örülmesinin en önemli sorumluluğudur.

Akşener'in özel olarak 2019'daki cumhurbaşkanlığı seçimine hazırlandığını görüyoruz. Akşener liderliğindeki oluşum ile CHP'nin, belki HDP'nin de kısmen dışarıdan destekleyeceği şekilde bir "üst akıl projesi" etrafında 2019'daki seçimlere yönelik bir araya getirilmesi mümkün mü?

“SİYASETİ MASA BAŞI FAALİYETTEN İBARET GÖRENLERİN KAZANDIĞI TEK BİR MÜCADELE YOKTUR”

Ciddi bir siyasi proje için elbette masa başı çalışmaları da ciddiyetle sürdürülmelidir.
Hedefler, durum analizleri, durumdan hedefe gidebilmek için gerekli yol haritaları, güç biriktirme stratejileri, ittifak ilişkileri, öncelikle kazanılması gereken güçler, düşmanlar vb. mümkün olduğunca ayrıntılı biçimde değerlendirilmeli, hesap-kitap yapılmalıdır. Ancak, siyaseti masa başı faaliyetten, toplumu-insanları rakamlardan ve taktik-strateji oluşturmayı matematiksel denklemlerden ibaret görenlerin kazandığı tek bir siyasi mücadele yoktur. Açık konuşmak gerekirse, işler bu kadar düz ilerleseydi, emperyalizm ve para babaları istedikleri her şeyi yaparlardı ve biz de bu oyunun izleyicisi olmak dışında hiç bir vasıf taşıyamazdık.
İyi ki, siyaset Lenin’in dediği gibi “aritmetikten çok cebire, ilkel matematikten çok yüksek matematiğe” benziyor. Emekçilere, ezilenlere tarihte rol oynama şansı veren de bu özelliğidir.

Özetle ben söylediğiniz seçeneğin en fazla bir fantezi olabileceğini, bir gerçekliği olmayacağını düşünüyorum ama önemli olan, onların ne yapmak istediklerinden çok bizim yapmamız gerekenleri tartışmaktır diyorum.

“2019’A KADAR BEKLEMEK SONU YENİLGİYLE BİTECEK BİR YANLIŞ”

2019’a kadar beklemenin, sonu yenilgiyle bitecek bir yanlış olacağını bir kez daha vurgulamış olduk. Kişisel kanım, önümüzdeki seçimler için 2019’a kadar beklememize gerek kalmayacağıdır. Dolayısıyla bundan sonra 2019 koduyla anacağımız seçimler, büyük bir olasılıkla 2018 içinde ve günlük basın diliyle “baskın seçim” olarak ifade edeceğimiz seçimlerdir.

“ERDOĞAN SEÇİMLERİ KAYBEDİNCE İKTİDARI BIRAKACAK TIYNETTE OLMADIĞINI İSPATLAMIŞTIR”

Tayyip Erdoğan, gelinen aşamada, seçimleri kaybedince “halkımız şimdi bize ana muhalefet görevi verdi” diyerek iktidarı, seçimler sonucunda 1. olan partiye ve/veya lidere teslim edecek tıynette olmadığını ispatlamıştır. Dolayısıyla Tayyip Erdoğan iktidarının yıkılışı seçimle olmayacaktır. Bunu özellikle vurgulamakla birlikte, çok büyük ihtimalle bu çöküşün seçim dolayımıyla gerçekleşeceğini düşündüğümüzü de eklemeden geçmeyelim.

Dolayısıyla halk güçleri açısından 2019 dendiğinde anlaşılması gereken 2019 Temmuz’unda gerçekleşecek seçimlerde demokratik yollarla iktidarın AKP/Saray rejiminden devralınması değildir. Bizim için “2019 stratejisi”, iktidarın kendini güçlü hissettiği anda karşımıza çıkaracağı sandık mücadelesine de hazır olmaktır.