Demir atmak mı, demir almak mı?

Hem Sarmaşık filmindeki kahramanlarda hem de bu eserde geçip gitmişliğin nasıl olsalığı ve ötelenmişliğin hiddetini seçebiliyoruz. Peki ya Ali Rıza Kaptan gerçekten kendi hikâyesinin kaptanı mı yoksa o da yalnızlığın dipsiz ve karanlık sularındaki herhangi bir kaptan mı? Hangimiz kendi hikâyelerimizin kaptanı olmayı becerebiliyoruz peki? Yanıtları Cemil Kavukçu’da. Belki o da yanıtlarının bizlerde olduğunu düşünüyordur.



24-09-2017 09:03
Evrim Sayın

Kitabın sonunda sarf edilmiş bir cümleden hareketle eserine “Yüzünüz Kuşlar Yüzünüz” adını vermiş yazar Cemil Kavukçu. Kolayca ve hızlı bir şekilde okunmayı sağlayan kısa cümleleriyle uzun bir öykü kaleme almış. Okudukça gözümün önünde kanlı canlı beliren kahramanlarıyla, Kavukçu, sayfalar ilerledikçe fotoğraf karelerinin art arda sıralanması şeklinde hareketliliğin devamını sağlamış. Metroda işe giderken ve işten dönerken okuyarak bitirdiğim bu eseri, metrodaki insanları gözlemleyerek okuma imkanı buldum ki bu da kitabın ulaştırmak istediği iletinin amacına hizmet etmiş oldu.

Her sabah okuldaki öğrencilerimle buluşmak için aynı saatte biniyorum metroya. Karşımda birbirinden farklı yüzlerin her biri asık, her biri bu saatte neden yola çıkmak zorunda kaldıklarını sorgularcasına bakıyor. Ayakta uyuyanlar, bu eylemi gerçekleştirebildiklerine şaşırmıyor; güç bela oturdukları yerde uyuklayanlar ineceği durağı asla kaçırmıyor. Öyle bir rutin, öyle bir koşullanmışlık… Ben sayfaları çevirdikçe Kavukçu, bu insanlara, “Hikâyesi olan insanları sevin, dinleyin onları.” diyor her şeyden önce. Bir metro dolusu insanın hikâyesi yok mu peki? Yoksa farkında olmamak mı bütün mesele?

Gero ve Feridun, hikâyesi olduğuna inandıkları Ali Rıza Kaptan konuşmaya başladığında büyülenirler. Onları Ali Rıza Kaptan değil, anlattığı hikâyeler büyüler. Bu, cebinde hikâyeleri olan günün sabahına dönelim öncelikle biz. Günlerden pazardır ve Feridun yine karamsar bir sabaha uyanmıştır. Emekli olduktan sonra amaçsızlığa kapılıp gitmiş bir karakterle tanışıyoruz. Alkol tüketiminin sürekli olduğunu ama artık ne kadar içerse içsin sarhoş olmadığını belirtiyor Feridun. Sarhoş olmadığı(!) mekan, Gero’nun garsonluk yaptığı meyhanedir. Meyhaneye olan içki borçlarını ödemeyip meyhaneye gitmeye devam eden Feridun’un yalnızlığı en çok burada çarpıyor yüzümüze. İnsana etkileşim gerek. “bir diğeri” gerek insana. “Kendinden başkası” demek, insanın kendinden sıyrılması demek çünkü. Feridun, sık sık arayıp, “Evi satalım.” Diyen ablasının çıkarından Gero’yla muhabbet ederek sıyrılıyor. Emekli olduktan sonra çürüğe çıkmış olmak hissinden içerek, borçlanarak ve borçlandığı meyhaneye gitmeye devam ederek sıyrılıyor. Bir pazar gününün sessizliğinden ve evinin içindeki yalnızlığından, herhangi bir mekanın içerisinde de devam edecek olan yalnızlığıyla sıyrılıyor. Meyhaneye çıkagelen Ali Rıza Kaptan’la birlikte sabahın köründe pas pas yaparak güne başlayan Gero ve emekliliğin dehlizlerindeki Feridun bir kısa deniz yolculuğuna çıkıyor. Bu yolculuğu Mahir, Aşkı Kaptan ve Ali Rıza Kaptan’ın gözünden izliyoruz. “İzliyoruz.” demem boşuna değil. Sarmaşık filmini izleyenleriniz bilir denizde olmanın, gemide olmanın kendine haslığını, kurallarını ve gerginliğini. Filmdeki gibi bir karmaşayla karşı karşıya kalmasak da aslında geminin demir attığı sular aynıdır: Bir başına olmak. Her ne olursa olsun ilerlemeye devam eden hayat karşısında eli kolu bağlı öylece bakakalmak ve bu sürerlik sırasında dahi yaşamda kalmak için motive olmaya çalışmak bireyin çözemediği en zor soru olsa gerek. Hem Sarmaşık filmindeki kahramanlarda hem de bu eserde geçip gitmişliğin nasıl olsalığı ve ötelenmişliğin hiddetini seçebiliyoruz. Peki ya Ali Rıza Kaptan gerçekten kendi hikâyesinin kaptanı mı yoksa o da yalnızlığın dipsiz ve karanlık sularındaki herhangi bir kaptan mı? Hangimiz kendi hikâyelerimizin kaptanı olmayı becerebiliyoruz peki? Yanıtları Cemil Kavukçu’da. Belki o da yanıtlarının bizlerde olduğunu düşünüyordur. Hatta bu yüzden bir de küçük bir not bırakmış gökyüzüne ve mavi sulara:

“Doğru adres var mıdır?”

“Yoktur.” dedi.

“O vakit, yüzünüz kuşlar yüzünüz.” dedim.


KÜNYE: Yüzümüz Kuşlar Yüzümüz, Cemil Kavukçu, Can Yayınları, 2017, 104 sayfa.