Değişen ihtimaller ışığında El Bab operasyonu

Ağustos ayında başlayan ve devam etmekte olan Fırat Kalkanı Operasyonu’nun 3. etabını oluşturan El Bab operasyonunda bölgesel odaklar arasında ipler iyice geriliyor. Türkiye Fırat Kalkanı Operasyonu’nun bölgedeki Irak ve Şam İslam Devleti’ne (IŞİD) karşı olduğunu söylese de, asıl amacının Halk Koruma Birlikleri’nin (YPG) elinde bulunan Arin ve Kobane kantonlarını birleştirmesini sağlayacak El Bab yolunu kesmek olduğu anlaşıldı.



24-11-2016 00:57
Gürer Mut

 

Ağustos ayında başlayan ve devam etmekte olan Fırat Kalkanı Operasyonu’nun 3. etabını oluşturan El Bab operasyonunda bölgesel odaklar arasında ipler iyice geriliyor. Türkiye Fırat Kalkanı Operasyonu’nun bölgedeki Irak ve Şam İslam Devleti’ne (IŞİD) karşı olduğunu söylese de, asıl amacının Halk Koruma Birlikleri’nin (YPG) elinde bulunan Arin ve Kobane kantonlarını birleştirmesini sağlayacak El Bab yolunu kesmek olduğu anlaşıldı.

Türkiye'nin 24 Ağustos'ta Cerablus'ta başlattığı sınır ötesi operasyonun, Menbiç’in kuzeyinde Demokratik Suriye Güçleri (DSG) ile çatışmaya dönüşmesi Ankara ve Washington arasında gerilimin yaşanmasına neden olmuştu. Bu gerilimli sürecin ardından, Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışman Yardımcısı Ben Rhodes ve Savunma Bakanı Ashton Carter Türk ordusunun Cerablus’tan Menbiç’e ilerlemelerine itiraz ederek, TSK’nın Menbiç’in batısında yer alan ve IŞİD’in elindeki ikinci başkenti konumundaki El Bab’a ilerlemesini istedi. Fakat El Bab’ın stratejik konumu ve bölgede mücadele veren TSK- Özgür Suriye Ordusu (ÖSO), YPG ve Suriye Hükümeti için ayrı ayrı önem taşıması nedeniyle bu alanda sıcak çatışmalar yaşanıyor. Türkiye, ÖSO’ya bağlı Nureddin Zengi, Ceyşül Tahrir, Hamza Tugayı, Şam Cephesi ve Sultan Murat Tugayı ile IŞİD’in de güneye çekilmesiyle zorlanmadan Cerablus’u ele geçirmişti.

Eylül ayında başlayan ve operasyonların ardından Türkiye YPG’nin bölgedeki kantonları birleştirmesini engellemek için operasyona önem atfederken, PYD/YPG’nin oluşturduğu Demokratik Suriye Güçleri ise Menbiç’in 45 kilometre batısında ve Cerablus’un da 60 kilometre güneybatısında kalan El Bab’ı ele geçirerek, kantonları birleştirmek istiyor.

 ÖSO ise El Bab kentinin Halep’e olan 45 km’lik mesafesi nedeniyle bu alanı elinde tutmak amacıyla herekte ediyor. Kenti elinde tutan IŞİD Rakka’dan sonraki en önem verdiği sanayi ve ticaret merkezi El Bab’ı kaybetmemek için büyük bir savaşa hazırlanıyor. Öyle ki, örgüt yabancı savaşçılarının büyük bir kısmını El Bab’ın savunulması için görevlendirmiş durumda. Görüldüğü üzere bölgede bulunan unsurların her biri için El Bab’ın stratejik bir önemi var. Elbette burada en önemli odak ise Suriye ordusu olacak. Çünkü Suriye ordusu yakın zamanda Lübnan sınırını temizleyen birinci birliğini Halep’e gönderdi. Bu güçteki bir birlikle Halep çevresinde bulunan cihatçıların bölgeden temizlenmesi planlanıyor. Ayrıca buradaki hazırlık kuşkusuz El Bab’ı ve İdlib’in de temizlenmesini kapsayacak. Bu açıdan El Bab operasyonu bölgenin dengelerin değiştirmesi açısından kritik bir önemi bulunuyor.

Üç aylık operasyonda neler oldu?

Yukarıda da belirttiğim gibi TSK ve ÖSO ortak operasyonla El Bab’ı ele geçirmek için ABD’nin de yeşil ışık yakmasıyla Eylül ayının ilk haftasında operasyonu başlattı. Plana göre Türk savaş uçakları ve obüsleri El Bab bölgesinde bulunan IŞİD ileri mevzilerini yoğun bir şekilde bombalayarak, tankı, zırhlı araç, ambulanslar ve askerlerini Rai (Çobanbey) kasabasına konuşlandıracaktı. Havahöyük ve Kefergan köyleri ise, ÖSO militanlarınca temizlenecekti. Bunun için operasyona 200 Türk askeri ve 2 bin 500 ÖSO militanı katıldı. Eylül ayından bu yana devam eden operasyonların ilk etabında, 9 Eylül tarihinde Türk savaş uçaklarının da desteğiyle Çobanbey kasabası ele geçirildi. ÖSO ise Havahöyük ve Kefergan köyünde IŞİD ile şiddetli çatışmalar yaşadı.

Yine yukarıda belirttiğim gibi Fırat Kalkanı Operasyonu’nun başlangıcının ardından IŞİD asıl önemli mevzii olan El Bab bölgesine doğru geri çekiliyordu. Bu nedenle operasyonların ilk aylarında, ÖSO ve TSK şimdiye kadar pek karşılaşmadığı IŞİD yoğun saldırısıyla karşı karşıya kaldı. ÖSO-TSK operasyonu sürerken DSG’nin El Bab’ın güneybatısından operasyon başlatarak bir gün içeresinde 10 köyü IŞİD’den kurtarması TSK ile DSG arasında adeta “El Bab’a ilk kim varacak?” çekişmesine dönüştü. İki unsur, olabildiğince El Bab’a yakın köy ve kasabaları ele geçirse de, Şam yönetiminin “Müttefik güçlere yönelik herhangi bir hamleye güçlü bir şekilde karşılık veririz” açıklaması TSK’nın yavaşlamasına neden oldu.

Ekim ayında operasyonların görece yavaşladığını gördük. Bunun sebebi şüphesiz ABD başkanlık seçiminin ardından bölgede nasıl bir konum alınacağının kestirilememesiydi. Bu aşamada bölgedeki tüm unsurların operasyonları frenleyerek, ABD’nin seçim sonrasında bölgede alacağı konumu kestirebilmek için pazarlıklara ve görüşmelere giriştiği açık. Bu nedenledir ki, gerek TSK-ÖSO, gerekse Şam yönetimi-PYD/YPG ve hatta Rusya bölgede atılacak adımlar öncesinde dengeleri kollama yolunu seçtiler. Kasım ayı geldiğinde PYD güçleri El Bab’a iyice yaklaştı. ÖSO militanlarının ise El Bab’ın 2 kilometre yakınında bulunan Dabık kentine ilerlediği duyuruldu. Fakat PYD güçlerinin El Bab’a ulaşması ihtimali arttıkça Türkiye tarafında tansiyonu arttıran açıklamalar gelmeye başladı. Milli Savunma Bakanı Fikri Işıktan, "PYD'nin kesinlikle El Bab'a yaklaşmasını istemiyoruz. Kantonları birleştirme hayalinden vazgeçmemeleri durumunda bunun bedelini ağır ödeyecekler" tehdidinde bulundu.

Milli Savunma Bakanı’nın bu açıklamasının ardından iki gün sonra DSG güçlerinin Afrin ile Kobani kantonunun birleşmesine 12 kilometre kaldığını duyurması tansiyonu iyice yükseltti. Ayrıca ÖSO’nun El Bab’a 2 kilometre mesafedeki Kabasin kasabasını IŞİD’e vererek geri çekilmesinin ardından zor durumda kalan Ankara, bölgeye acil olarak asker sevkiyatına başladı. İki unsurun pazartesi günü (21 Kasım) El Bab çevresinde karşı karşıya gelmesinin ardından ÖSO ile YPG'nin başını çektiği Demokratik Suriye Güçleri arasında şiddetli çatışmalar yaşanmaya başlandı. DSG güçleri, PYD için stratejik öneme sahip olan Afrin ile Kobani koridorundaki köylerin alınması amacıyla yoğun çaba sarf ederken, Türkiye ve ÖSO’da köylerin DSG güçlerinin eline geçmemesi ve kantonları birleşeceği bir koridorun açılmaması savaş uçakları ve obüslerle bölgede yoğun bombardıman gerçekleştiriyor.

Dengeler nasıl değişecek?

Elbette Suriye'deki durum birçok senaryonun ve olasılığın gündeme gelmesine olanak veriyor. Özellikle El Bab operasyonunda Türkiye ve Suriye ordusunun karşı karşıya gelme ihtimalinin yüksek oluşu, bölgede mücadele veren odakların değişken ittifak parametreleri, Türkiye'nin batı ile doğu arasında denge ihtimalinin gün geçtikçe güçleşmesi, bölgesel savaşın küresel ölçekte bir savaşa dönüşmesi ve 'Fırat'ın gazabı' denilen Rakka operasyonu neticesinde tüm denklemin sil baştan değişmesine tanıklık edebiliriz. Bu nedenle ihtimaller çerçevesindeki değişkenler üzerinde durmamız gerekiyor. Bunlardan ilki El Bab operasyonunda Türkiye ve Suriye ordusunun karşı karşıya gelip gelemeyeceği. Bana kalırsa Türkiye, DSG'nin kantonların birleştirilerek bölgede kuracağı olası bir bölgesel yönetime karşı saldırgan tutumunu arttırarak devam edecektir.

Bu yolda Şam yönetimine, ABD ve Rusya'ya büyük tavizler vermekten de kaçınmayacaktır. Çünkü Saray rejimi için bölgedeki bu durum ilerleyen süreç için bir tür varlık-yokluk savaşı haline gelmiş durumda. Fakat ortada Türkiye için kaotik bir durum söz konusu. El Bab ve çevresinde yaşayan Kürtler DSG’nin toplumsal desteğini oluşturuyor. Hal böyleyken, DSG'nin El Bab'a yapacağı operasyonda bu destek son derece hayati olacak. Dolayısıyla Şam yönetimiyle yapılan son görüşmelerde Şam temkinli de olsa bölgedeki Kürt savunma güçlerini müttefiki olarak gördüğünü belirtmesi Türkiye'yi de zor durumda bırakıyor.

İlk günden beri temkinli davranan Türkiye El Bab'a yönelik işgalci konumunda olmayacağını açıklasa da, PYD/YPG güçlerinin kenti ele geçirme ihtimalinin çok yüksek olması nedeniyle kenti ele geçirmek için hareket etmek zorunda. Türkiye'nin kenti ele geçirmesi ihtimaller dahilinde olsa da, bu alanda zarar görmemek için Şam ve Moskova’yla masaya oturarak El Bab’ı Şam yönetimine bırakmak zorunda kalacaktır. Bunun sebebi Şam yönetimi karşı karşıya gelmesi demek savaşa davet anlamına gelir ki, bu Rusya'nın bölgedeki kazanımları (başta Hmeymim’de bulunan hava üssü) için kabul edilemeyecek bir risk faktörüdür. Kenti Şam yönetimine teslim ettiği zaman ise, bu sefer de elinde bulunan çeteler halindeki ÖSO militanlarını kontrol etmesi güçleşebilir.

Bu arada birçoklarının kabul etmediği ve aynı denkleme oturtamadığı Şam yönetimi ile Kürt güçlerinin yan yana gelmesi bölge için son derece kritik bir başlık olabilir.

Hatırlayalım Türkiye'nin El Bab operasyonunda YPG'ye yönelik hava saldırılarına ABD'nin sessiz kalması Kürtlerle Şam'ın ÖSO'cu (dolayısıyla Türkiye'ye karşı) gruplara karşı ittifak oluşturmasına yol açabilir.

Bu güvencesiz ortamı değerlendiren Washington Post muhabiri David Ignatius, Amerikan yönetiminin Ortadoğu'daki savaş politikalarını eleştirdiği makalesinde, ABD'nin bölgede bulunan yerel güçlerle vekalet savaşı yürütüldüğünü, şartlar ve bölgesel savaş değiştiğinde ise yerel unsurları başından atmak gibi kötü bir alışkanlığının olduğunu belirtti. Ignatius, bunun bölgede güven uyandırmadığını, Ortadoğu'da ABD ile kurulacak ittifakın tehlikeli olduğunun düşünüldüğünü öne sürüyor. Dolayısıyla bölgedeki Kürt güçleriyle ABD arasındaki açıklığın Kürt güçlerle, Şam yönetimini yakınlaştırıyor. Yine hatırlayacak olursak Halep merkezinde Suriye ordusu ile YPG öncülüğündeki Kürt güçlerin yan yana geldiğine şahit olmuştuk. Nubl ve Zahra’nın kurtarılmasından beri Şam yönetiminin ve DSG'nin birbirine yakın savunma hattı oluşturduğu da gözden kaçırılmamak gerekiyor. 25 Ekim tarihinde Türkiye'nin DSG'ye yönelik hava saldırısı sonrasında Şam’ın ve DSG'nin, Türkiye’ye ve ÖSO’cu cihatçılara karşı bir koalisyon kurma olasılığı daha da güçlenmişti. Bu tablo El Bab için olduğu kadar Rakka operasyonu için de geçerli olabilir.

PYD lideri Salih Müslim'in açıklamaları da bu yöndeydi. El Mayadin televizyonuna konuşan Müslim böyle bir ortaklığa çok da uzak olmadığını, ileriki günlerde ilginç koalisyonlar görebileceğine işaret etmişti. Hali hazırda bölgeye güç aktaran Şam yönetiminin DGS'yi de yanına çekerek El Bab’ı kolay bir biçimde ele geçirecektir.

Kaos ve paylaşım savaşı ihtimalleri büyüyor

Rusya’nın Ortadoğu’da askeri ve siyasi açıdan önemli kazanımlar elde ettiği ortada. Özellikle Suriye'nin Lazkiye bölgesinde bulunan Hmeymim’deki üs artık süresiz olarak Rusların elinde bulunacak. Onun dışında Kuzey denizinde bulunan Rus donanması Akdeniz’e indi.

Önümüzdeki birkaç yıl içinde buradaki donanma gücü daha da artırılacaktır. Dolayısıyla Rusya buradaki etkin konumuyla bölgedeki gelişmelerin tamamında söz sahibi olacaktır. Bu açıdan Türkiye’yi tam yanında görmese de karşısında bulmak istemeyecektir. Tam da bu noktada Türkiye’nin Batı’ya karşı çok fazla bir kozu kalmadığını, hatta gün geçtikçe aradaki bağların daha da gerilediğini düşünecek olursak Rusya'nın köşeye sıkışmış bir Türkiye'yi elinde oynattığı açıktır.

Türkiye Moskova ile ilişkileri düzelttikten sonra hem diplomatik, hem de askeri olarak bir manevra alanı kazanmasının şu an için avantajlarını kullanıyor. Fakat NATO üyesi olan Türkiye'nin bir süre sonra ABD ve Rusya arasında denge kurmak zorunda kalacak olması bölgedeki konumunu doğrudan etkileyecektir. Aynı zamanda denge politikasını her fırsatta eline yüzüne bulaştıran Türkiye dış politikası yeni kriz başlıklarına neden olabilir.

Bunların yanı sıra Rus basınında bölgesel savaşın küresel ölçeğe dönüşmesi ihtimali üzerine tartışmalar yapıldığı belirtiliyor. ABD seçimlerinde Donald Trump'ın da başkan seçilmesiyle birlikte bu olasılığın arttığına inanan Rus kamuoyu savaşın ise, Suriye’de patlak verebileceğini düşünüyor.

Böylesi bir sürece gidilirken, ekonomik ve siyasi kırılmaların gün geçtikçe büyümesi bu olasılığın göz ardı edilmemesi gerektiğine işaret ediyor. Bence bu süreç Rakka Kasım ayında başlayan Rakka operasyonu ile daha da ayyuka çıkabilir.