Dağınık okuma

Dokuz kitaptan, broşürden, albümden bahsedeceğim bugün. Süreyle kitap sayısı arasında bir uyumsuzluk var gibi gözükse de, kitapların toplam hacmi kalınca bir kitaptan daha fazla değildi. Bu yazı sanırım biraz “Vitrindekiler”, “Yeni Çıkanlar” biçiminde olacak ama sadece biçiminde çünkü içlerinde 1933 baskısı olanlar bile var.



19-03-2017 10:40
İzge Günal

      İleri Kitap’a yazmaya başladıktan sonra okuma biçimimin değiştiğini söylemiştim. Sanki artık sadece canımın istediği gibi değil de, biraz da yazmak için okuyor gibiydim.1 Neyse, bu hafta özgürlüğümü ilan edip, eskisi gibi dağınık okudum. Dokuz kitaptan, broşürden, albümden bahsedeceğim bugün. Süreyle kitap sayısı arasında bir uyumsuzluk var gibi gözükse de, kitapların toplam hacmi kalınca bir kitaptan daha fazla değildi. Bu yazı sanırım biraz “Vitrindekiler”, “Yeni Çıkanlar” biçiminde olacak ama sadece biçiminde çünkü içlerinde 1933 baskısı olanlar bile var.

     Bugün eğer kitap dergileri çıkabiliyorsa, kitap sayfaları varsa, hatta kitap okuyabiliyorsak, buna en çok kimin katkısı var derseniz, “Hasan-Âli Yücel” derim çünkü bu ülkenin kitap hamlesi Yücel’in kurduğu Tercüme Bürosu ile olmuştur. Dile kolay, 500’e yakın klasik kitap Türkçeye kazandırılmış ve çok uygun bir fiyatla satışa verilmiştir (Yücel sonrasında büro çalışmaya devam etmiş ve çeviri sayısı 1000’i bulmuştur). Çeviriler o denli yetkindir ki, 70 yıl sonraki yeni baskılarında değiştirilmeden basılabilmektedir. Yücel’in bakanlık yaptığı yıllar karanlığın cumhuriyete saldırılarını örgütlü hale getirdiği yıllardır. Yücel saldırılara karşı sadece kararlılıkla durmamış, aydınlanma hareketini daha ileri taşımaya uğraşmıştır.

     Bu topraklarda cumhuriyete ve değerlerine yapılan saldırı, sola saldırıyla devam eder. Bu yüzden aydınlanmacı olmak gerekiyor. Dahası, solculuk adına cumhuriyete saldıranlar eninde sonunda gerici safta yerlerini alırlar. Sözüm türban savunucularına; bir tür Hasan-Âli Yücel mesajı.

Hasan-Âli Yücel. Öner Yağcı. Öğretmen Dünyası, 2017. Satılmıyor, dergiden istenebilir.

***

     “Sıhhi Öğütler”, bu hafta okuduğum en değişik kitaptı. Kitap 1933 tarihli, yazarı Dr. Şükrü. Soyadı yasasının çıkmasından önce yazılmış bir kitap ama Dr. Şükrü’nün kim olduğunu belirten hiçbir not yok. O sıralarda ayrım için kullanılan memleketi bile belirtilmemiş: Dr. Şükrü İzmir gibi. Olasılıkla o günlerde Şükrü adında başka doktor yoktu. Neyse kitap halk eğitimi amacıyla yazılmış; anlatılanların kimilerinin yanlışlığı artık bilinse de, emin olun yazılanlar bugün yazılı ve sözlü medyada yer alanlardan daha bilimsel.

Cumhuriyetin ilk yıllarında ciddi bir sağlık atılımı yapılmıştı. Sıtma, trahom, verem gibi hastalıklarla yoğun bir mücadele yapılmış, çoğunun kökü kazınmış, ülke aşı üretimine başlamıştı. Sanırım kitap bu atılımın bir parçası olarak, halkın sağlık eğitimi amacıyla yayınlanmış. Aynı zamanda sağlıkla kalınma arasındaki bağda kurulmuş: “iş ve sanat erbabını korumak” kitapta önemli yer tutuyor.

Kitabın ilginç bir yönü anlatımı. Örneklemek gerekirse: “Harplerde maneviyatın tesiri hakkında Napolyon’un söyledikleri tamamen doğrudur. Napolyon’un söylediklerini tamamen bilmiyorsam da her halde manevi kuvvetin maddi kuvvete nispetle bire on nispetinde harbin neticesine tesiri olduğu suretindedir” gibi.

Sıhhî Öğütler. Dr. Şükrü. 1933. Sahaflarda 15 TL

***

Yaşamımda ilk kez moda konusunda bir kitap okudum: “Sürdürülebilir Moda”. Daha önce makale okumuş, bildiri dinlemiştim ama ilk kitap bu. Moda kavramı aslında sanat, bilim vs. gibi neredeyse her alanda görülmesi olası bir içeriğe sahipken, genellikle giysilerle ilişkilendirilir. Başlangıçta sınıfsal farklılıkları vurgulayan bir kurgusu varken, üretimin genişlemesi ile birlikte sınıfsal farklılıkları örten ve sınıf yokmuş gibi bir algıya evrildiğini düşünüyorum modanın.

Günümüzde sürdürülebilirlik, tamir etme, etik, ekolojik gibi birbirine bağlı kavramlarla beraber bir tür “başkaldırı modası” akımları görülüyor. Tamir etme burada bence anahtar sözcük çünkü kapitalist sermayenin kuruluşunda zanaat dağıtılıp engellenmişti; zanaat ürünleri sermayenin parçalaması gereken bir hedefti. Tam da bu noktada moda, antikapitalist bir temele oturtulabilir. Bunun yanı sıra diğer sanatlarda olduğu gibi, önce dünyayı yorumlama, sonra dönüştürme şeklinde de örgütlenebilir. Evet, bu konu daha fazla ilgiyi, okumayı ve yazmayı hak ediyor.

Sürdürülebilir Moda. Şölen Kipöz. Yeni İnsan, 2015. Etiket Fiyatı 18 TL

***

Elbette bu hafta da akademi ile ilgili kitaplar okudum. İlki, “Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Profili 2006”. Adından da anlaşılabileceği gibi anabilim dalını tarihi, eğitimi, çalışmaları gibi yönleriyle ele alıyor. Herkesin ilgisini çekmez ama üniversite politikaları açısından önemli belgeler olduğunu düşünüyorum bunun ve diğerlerinin. Kanımca kitapta eksik olan tek şey anabilim dalının bilimsel üretimi ve bu üretimin ulusal ve uluslararası ölçekteki yeri. Bunlar da yer alsaydı daha net bilgilere sahip olurdum.

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Profili. Dilek Aslan ve ark. Hacettepe Halk sağlığı Vakfı, 2006. Zor ama Anabilim Dalından bulunabilir. Meraklısı ile paylaşabilirim.

***

İkincisi Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin düzenlediği “Arama Toplantısı Sonuç Raporu”. Hedeflenen kadro ve araştırma politikasının nasıl olması gerektiği ve aidiyet duygusunun nasıl artırılacağı sorularına yanıt bulmak. Kitapta çok sayıda öneri yer alıyor, hatta neredeyse önerilebilecek her şey var denilebilir. Bekleyip, ne yapıldığını görmek gerekecek, çünkü elimde farklı kurumlara ait benzer proje ve vaatlerin yer aldığı epey belge var; çoğu da gerçekleşmemiş. Ancak şu noktayı da unutmamak gerek: kimse geçmişinden bağımsız ele alınamaz. Şu anda yönetimde olan ekip, yıllar önce yine iş başındaydı ve üniversiteye her açıdan en kötü dönemini yaşatmıştı.3 Bu öğrenim yılına da duayla başlayıp4, açılış dersini bir bankanın CEO’suna verdirdiler. Pek umut yok gibi.    

     

Arama Toplantısı Sonuç Raporu. Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2017. Satılmıyor, Fakülteden istenebilir

***

Kitaplar sadece okumaya dair değildir, aynı zamanda bakmak için de olmalıdır. Kocaeli Çağın Göz Hastanesi beş yıldır fotoğraf yarışması düzenleyip, seçtiklerini bir albüm biçiminde yayınlıyor. Bu yıl “Göz Alabildiğine Beyaz”  temasıyla bastıkları kitapta çok güzel fotoğraflar var. Bazılarındaki dijital müdahaleler bir yana bırakılırsa,  kompozisyonlar harika. Örnekse, ikincilik ödülünü alan Gökalp Bilici’nin eseri. Sanatçıların beyaz denilince genellikle kar ve bulut kullanmaları yaratıcılıkta bir sorun olduğunu düşündürmüyor değil. Önceki yıllarda sarı, mavi, yeşil ve kırmızı temalarında da aynı sorunu hissetmiştim. Kırmızıda çoğunlukla bayrak kullanılması gibi. Neyse, öğrendiğim kadarıyla yarışmalar ve peşinden kitaplar sürecekmiş. Elde bulundurmakta yarar var.

Göz Alabildiğine Beyaz. Çağın Göz Hastanesi, 2016. Satılmıyor, Hastaneden bulunabilir.

***

Sadece okumaya ve bakmaya değil, dinlemeye de dair bir broşür “Çakırcalı Efe”. İzmir Devlet Opera ve Balesi’nin oynadığı müzikli tiyatronun program kitapçığı. Program kitaplarını okumayı seviyorum. Elbette oyunu izledikten sonra, böylece yeniden değerlendirme şansım oluyor. Cem İdiz’in müziğini yaptığı oyun Yaşar Kemal’in romanına dayanıyor. Kitapçıkta oyuna emeği geçenlerin tanıtım, Yaşar Kemal ile ilgili bir değerlendirme yazısı, dekorun ana hatları, giysilerin çizimleri vs. çok şey var. İzlemesi keyifliydi ama şu efelik meselesini biraz açmak gerekiyor. Hobsbawm, ki “sosyal haydut” olarak adlandırır, bu kişilerin dağda av eti kızartan doğa çocukları olarak değerlendirilmemeleri gerektiğini, işleri yolunda giden bir çiftçi kadar pazar ve daha geniş ekonomik dünya ile ilişki içerisinde olduklarını söyler.2 Bu gerçekten de doğrudur;  Çakırcalı (1872-1912), Abdülhamit döneminde, sermaye birikiminin başladığı ve ciddi bir otorite boşluğu olan bir dönemde yaşamıştı. Kapitalizmin gelişme potansiyeli olup ama gelişemediği bir coğrafyada efelerin ortaya çıkışı bir tesadüf olmasa gerek. Romantik bir bakış açısıyla, sadece iyilik etmek için dağa çıktıklarını söylemek yanlış olur. O dönem yörenin zengin ailelerinden İngiliz Whitall’lar ile Çakırcalı’nın yakın ilişkisi, bu ailenin başta sümbül olmak üzere çiçek soğanı ticareti yaptığı ve bu soğanların Çakırcalı’nın tuttuğu dağlarda bulunması bir sır değil. Kaldı ki, Londra basınının Çakırcalı’ya olan ilgisinden oyunda da bahsediliyor. Belki ilerideki bir yazıda bu konuya tekrar dönerim.

Çakırcalı Efe. İzmir Devlet Opera ve Balesi, 2. Baskı, 2016. İZDOD’da 5 TL

***

Bu dağınıklıkta şiir okumak da gerekiyordu: emekli öğretmen Vasıf Turhan Kayacık şiirlerini “Evren’in Kuytusunda” kitabında yayınladı. Mücadele içinden çıkmış, mücadeleye çağıran şiirler bunlar. Ancak henüz bir tarzı yok; yani bir şiiri okuyunca “hah işte bu Kayacık’ın şiiri” demek çok zor ama kendisinin alçak gönüllükle başta söylediği gibi “manzume” ile karışacak gibi de değil. İlginç olan, şiir olmamasına karşın bölüm başlıklarını daha çok sevmem: “Hüzün ki o/Kanatır insanı/ Usul usul…”        

Evren’in Kuytusunda. Vasıf Turhan Kayacık. Kanguru, 2013. Sahaflarda 10 TL

***

Deneme okumak bazen çok zor olur.  Eğer yazarla aynı duygu frekansında değilseniz, tam olarak anlamak gerçekten zordur. Yaklaşırsınız, bir şeyler alırsınız ama işte o kadar; hep bir şeyler eksik kalır. Çetin Korkut’un “Yalınayak” kitabında tam olarak bunları yaşadım.  Yoğun bir umut ana ekseni olduğu kuşkusuz: “Ne zaman kaybediyor gibi olsak, umut fısıldar; bir daha dene”, ama yan eksenlere ulaşamadım. Yazarın başlangıçta “kimseye bir şey ispatlama derdinde değilim” açıklamasına dayanarak çok da ulaşılmak istemediğini düşünüyorum.

Yalınayak. Çetin Korkut. Ihlamur Kitap, 2013. Etiket Fiyatı 12 TL

 

1http://ilerihaber.org/yazar/kitapligin-dinamigi-uzerine-64539.html

2 Eric Hobsbawm. Haydutlar. Logos, 2. Basım, 1990.

3 İzge Günal . Dokuz Eylül Üniversitesindeki farklı dönemler. Bilim ve Gelecek 104: 34 - 6, 2012.

4http://ilerihaber.org/icerik/dokuz-eylul-universitesinde-rektorluk-devir-toreni-besmele-ve-dualarla-yapildi-58632.html