Cumhuriyet davasında mahkeme heyeti tutukluluğun devamına karar verdi

Cumhuriyet gazetesi davasında tutuklu yargılanan gazetecilerin 2. duruşması bugün Silivri'de görüldü. Mahkeme heyeti Akın Atalay, Murat Sabuncu, Kadri Gürsel, Ahmet Şık ve Emre İper'in tutukluluğunun devamına karar verdi.



11-09-2017 16:39

Cumhuriyet gazetesi davasında tutuklu yargılanan Akın Atalay, Murat Sabuncu, Kadri Gürsel,Ahmet Şık ve Emre İper bugün Silivri Cezaevi'nde ikinci kez hakim karşısına çıktı.

Mahkeme heyeti Akın Atalay, Murat Sabuncu, Kadri Gürsel, Ahmet Şık ve Emre İper'in tutukluluğunun devamına karar verdi. 

CANLI BLOG

Güncelleme 23.35

Mahkeme heyeti ara kararında tutuklu yargılanan Akın Atalay, Murat Sabuncu, Kadri Gürsel, Ahmet Şık ve Emre İper hakkında tutukluluğun devam etmesine kararı verdi. Davanın bir sonraki duruşması 25 Eylül Pazartesi günü Çağlayan'daki İstanbul Adliyesi'nde görülecek. 

Mahkeme heyeti başkanı açıklamasında, "Ara kararların bir kısmı bir önceki ara kararlarımızla aynı. Emre İper ile ilgili kısıtlılık kaldırıldı.İncelenmemiş dijital bilgiler için bilirkişi incelemesine karar verildi. Can Dündar ve İlhan Tanır'ın yakalamalarının infazı bekleniyor. Bir kişiye yönelik bir arkadaşımızın muhalefet şerhi var Kadri Gürsel için. Sanıkların tutuklulukların devamına karar verildi. Diğer üç tanık dinlendikten sonra tutuklulukla ilgili daha sağlıklı karar vereceğiz" ifadelerini kullandı. 

Günecelleme 21.35

Mahkeme heyeti ara karar için saat 22.30'a dek duruşmaya ara verdi.

Güncelleme 21.30

Avukat Fikret İlkiz konuşmasına devam ediyor:

Bizim için Ahmet Şık olayların tanığıdır. Gazetecidir. O nedenle biz onun da ifade ettiği gibi medyada mahkeme kurmayız. Ama her duruşmadan önce bu belgeleri gönderenler hakkında yapılacak ne var bilmiyoruz.Gazeteciler mahkemelerin değil olayların tanığıdır. Gazeteciler başka gazetecilerin tanığı olmamalıdırlar. Ama bugün oldular. Ahmet Şık her dönemin sanığıdır, her dönemin tutuklusudur, her dönem tutuklanandır. Gülen'in gerçek yüzünü ortaya çıkardığında tutuklandı. Ahmet Şık kimi kızdırdı? Kimi öfkelendirdi? Hangi sırları ortaya döktü acaba diye sorabiliriz. 

Güncelleme 21.15

Avukat Fikret İlkiz konuşmasına devam ediyor:

"Matbuat sahipleri, bu gazetecilere ses çıkarmayıp demokrasiden yana saf tutmayı ticari kârlarının artması için bir vesile saymışlardır. Aslında bunlar efkar-ı umumiyeyi uyutmak için gazeteciler üzerinde tahakküm kurmayı kafalarına koymuşladır. Bütün bu şeraitten daha elim ve vahim olmak üzere, memleketin dahilinde iktidara sahip olanlar yazmayı, görmeyi, konuşmayı hatta düşünmeyi yasaklayacak ölçüde ileri gitmiş, bir milleti rezil-i rüsva etmekte hiçbir mahzur görmemiştir. Mevcudiyet ve istikbalinin yegane temeli, doğru ve gerçek havadis olan matbuatın idaresinde hakimiyet kuranlar meslek ahlakının en kıymetli hazine olduğunu pek çabuk unutmuşlar; sadece iktidarların iradesine tabi olarak hadisat vicdaniyatından kendilerini pek kolayca mahrum eylemişlerdir. Matbuat sahipleri; matbuatı kendi gücü için kullanmıştır. Bi-netice matbuatın bütün kaleleri cebren ve hile ile zaptedilmiş ve bazı gazeteciler hapiste olabilirler. Bütün yazıişlerine girilmiş; bütün kalemlerine ve bilgisayarlarına el konulmuş; bütün fotoğraf makinaları kontrol altına alınmış, ahali bir dirhem hakiki havadis, bir satır doğru makeleden mahrum bırakılmıştır. bütün makaleler amacından saptırılmış, gerçekler tevkif edilmiş, yalanlar serbest bırakılmıştır. Bütün bu şeraitten daha elim ve vahim olmak üzere; gazete, mecmua, radyo ve televizyonlarda iktidara sahip olanlar gaflet ve dalalet ve hatta o güzel mesleklerine ihanete başlamışlardır. Şaşırmayan meslek erbabı gazetecilerin işten atılması ise matbuat sahiplerinin çıkarlarıyla siyasetçilerin al gülüm ver gülüm hesaplarına ters düşen yazılarından dolayıdır. Ağır aksak çalışan demokratik-siyasal-sosyal-ekonomik nizam yine bozulmuş; millet fakr-ü zarûret içinde 1 kere daha harap ve bitap düşmüştür. İşte bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, meslek ahlakını korumak ve mesleğin onurunu kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret, kaleminin ucunda, bilgisayarının tuşlarında ve demokrasi inancında mevcuttur."

Güncelleme 20.50

Avukat Fikret İlkiz mahkemede yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı:

"Bu iddianamenin dili yoktur ama dil çok önemlidir. 1 iddianamenin dili yoksa anlaşma olanağı da tartışma olanağı da yoktur. Örgüte üye olmamakla birlikte gazete, manşet ve yazılarıyla örgüt adına suç işlenebilir mi? Üye olmamakla birlikte yardım edilebilir mi? İddianame bunu sorduyor. Bize göre olamaz ama Türkiye'de oluyor. 'Manşete kim karar verir, sizi kim işe aldı' gibi sorular soruyorsunuz. Doğru bu iddianame bunu sorduruyor. Hiçbir basın savcısı terör örgütü üzerine iddianame yazamaz, yazmamalıdır. Basın özgürlüğünü koruyan uluslararası anlaşmalar vardır ve biz de tarafız. Bu ilkeleri yok sayıyorsunuz. Ama biz var sayıyoruz. Bazı uluslararası kararları sevmiyor olabilirsiniz. AİHM'in Ahmet Şık kararı vardır. Şık'ı sevmiyor olabilirsiniz ama böyle bir karar vardır. Devletin yargıladığı kişi aslında devletin demokratik meşruiyetini ve hatta devletin var olup olmadığını yargılarsa, verilecek en iyi yanıt: Venedik Komisyonu 15 Mart 2016'da 'örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek' maddesinin kaldırılmasını tavsiye etmiştir. Terk edilmiş bir ceza hukuku anlayışıyla kaleme alınmış bir iddianame, II. Dünya Savaşı'nın sonunda kalmış bir yargılamadır. Türkiye'nin doğal kaynaklarını ve halkı soyup soğana çevirmek isteyenler kendilerini vatansever ilan etmiştir. Soygunları, yolsuzlukları, olup bitenleri araştıran, yazan gazeteciler varidatlarını korumak isteyenlerce 'vatan haini' ilan edilmiştir."

Güncelleme 20.15

Avukat Hasan Fehmi Demir mahkemede yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı:

"Bu dava düşünce özgürlüğü ve halkın haber alma hakkına karşı saldırı niteliğindedir. Ara kararda müvekillerimin tutukluluğuna gerekçe olarak vakıf seçimleri esas alınmıştır. Sayın heyetinizin Akın Atalay ve arkadaşlarının tutukluluğuna yönelik kararının da bu temel yanılgıdan kaynaklandığını düşünüyorum. Heyetinizin bu yanılgısının özünde iddianamenin bu yanılgıyı yaratmak amacıyla yaptığı akıl yürütme vardır. İddianamede, önce bir grubun vakfı usulsüzce ele geçirdiği, bu şekilde yayın politikasını değiştirdiği ve son olarak terör örgütlerine yardımda bulunduğu iddia edilmektedir. Ama ceza yargılaması böyle yürümez. Yargılama başladığı günden beri heyetiniz hem ilk celsede hem de bugün vakıf seçimleri ile ilgili soru sordu. Ama bu seçimler asliye hukuk mahkemesinin konusu ve orada görülen bir dava ceza mahkemesinde çözülemez. Diğer yandan somut sonuç ortaya konmamışken bu yönde soru sorulmasının iddianamenin bu yanının zorladığı kanaatindeyim."

Güncelleme 19.30

Avukat Tora Pekin mahkemede yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı:

"ByLock'un delil olması için yapılması gereken CMK'ya uygun davramak. Ama bu dosyada bu yapılmadı. Böyle gayri ciddi suçlamalarla kamuoyunun ByLock suçlamalarına inancını yitirdiği ortada. Savcılık Bylock dışında iki hususa değinmiş. En azından bunlar gerçeğe aykırı değil. Tweetleri Emre açıkladı. Bundan çıkarılan sonuçlar mantıklı değildir, buradan örgüt üyeliği çıkarmak yanlıştır, tutuklama yanlıştır. Bu düpedüz sosyal medya kullanmayın demektir.  Bu tweetler ne tutuklama ne suçlama gerekçesi olabilir. Olsaydı on binlerce yüzbinlerce twitter kullanıcısını tutuklamanız gerekirdi".

Güncelleme 18.25

Duruşmaya 45 dakika ara verildi.

Güncelleme 18.20

Ahmet Şık savunmasına devam ediyor:

Savcı floodumda sorular sorduğumu söylüyor. Ben gazeteciyim başka ne yapacağım. Dahası devletin yapması gerekeni yapıyorum. Kimse beni bununla FETÖ/PDY ile ilşkilendirme hadsizliğine girmesin. Hala diyorum, o zaman da dedim. Suikastçi Mert Altıntaş El Nusracı olabilir ya da olmayabilir ama önemli olan polis olmasıdır. Bir cihatçı polis olabiliyor. Bunu sormayayım istiyorlar ki 15 temmuz gibi olguları tartışmayalım. Ben bir gazeteci olarak bir konuyla ilgili şüphelerimi dile getiriyorum. 'Askeri kendi halkını katleden darbeci; polisi,cihat sloganları atan suikastçi; yargısı iktidar sopası; medyası lağım ama yaşasın başkanlık' demişim buna takmışlar. Nesi yanlış bunun. Ben böyle düşünüyorum ve böyle düşünmeye de devam edeceğim. Kamuoyu kendisiyle dalga geçildiğini düşündü 'Ahmet Şık'a cemaatçi dediler' diye ki iddianameden düştü bu. PKK ve DHKP-C olarak geçti. E peki bu 'FETÖ'nün suçunu perdelemeye çalıştığı' ifadesini ne yapacağız? Bu suçlama PKK'ye mi DHKP-C'ye mi giriyor?"

Güncelleme 18.00

Ahmet Şık savunmasına başladı. Ahmet Şık savunmasında şu ifadeleri kullandı:

"Kendisine tanınan yetki ve sorumlulukları kendi çıkarları için kullananlar her meslekte çıkıyor, keza medyada da çıkıyor. Asla bunlar içinde olmadım, olmayacağım da. Öyle olanlar da her ne kadar benimle aynı meslekte olsalar da 'meslektaşım' demedim, demeyeceğim. Çünkü bu mesleğe hakaret olur. Ben hakim ya da savcı olsaydım Hasan Yılmaz'a meslektaşım demekten utanırdım. Katledilen bir meslektaşınızla ilgili davaya konu olan şey bir telefon görüşmesi. Bununla terör örgütü yardımı suçlaması yöneltiliyor. Böyle bir suçlama yapılacaksa bunu bana yöneltmeniz gerekir. O gün bütün gün adliyedeydim. Hakim ve savcıların, meslejtaşları rehin alınmışken nasıl adliyeden kaçtıklarını gördüm. O gün telefonla konuştum, gazetede de bu şekilde yer aldı. Fahrettin Kemal Yerli beni çağırdı, avukatımla odasına gittim. Gazetecilik faaliyetimi sorgulamak kimsenin haddi değildir dedim ve aynı ifademi tekrarladığımı söyledim. Cezaevine girdim, önümüze klasörler geldi. Ben örgüt  propagandasından tutuklanmışken diğer arkadaşlarımın dosyasına dahil edildiğimi gördüm. Bunun da 'Ahmet'i içeride tutma' planı olduğunu anladım. Çünkü beni bu suçlamalarla tutuklu bırakamazlardı. Sabah'ta yeni bir haber 'Ahmet Şık'a şok'. Çok da şok olmuşum. Kim yazmış? Nazif Karaman. Bu daha önce de yapıldı. Daha önce Yeni Şafak'ın manşetiydim. Diyor ki 'Ahmet Şık Mihraç Ural'dan talimat aldı'. Devlet gelip bana bu adam seni öldürecek, diyor benim talimat almam mümkün mü? Ya sizin heyetinizden biri, ya kaleminizden biri, ya da soruşturma savcılarından biri bu tetikçilere belge sızdırıyor Böyle yargılama yapılmaz. 8 Eylül tarihli bir polis yazısı var. Ahmet Şık'a ait Twitter hesabında yapılan incelemede 'suç delili olarak değerlendirilebilecek' bir olasılıktan bahsediyor. Tweetimde Mert Altıntaş hakkında FETÖ soruşturması olup olmadığını sormuşum. Kaldı ki savcı, suikasti FETÖ'PDY yaptı diyor. O hala açık bir soruşturma, ya hukuk bilmiyor ya da ülke gündemini takip etmiyor. İran medyasından bir haber düşmüş, bunu duyurmuşum. Daha sonra bunun asparagas olduğu ortaya çıkmış, onu da duyurmuşum. Nesnel bir gazetecilik var ama savcının bu suç çıkarma gayreti var."

Güncelleme 17.45

Murat Sabuncu'nun savunması başladı. Sabuncu savunmasında şu ifadeleri kullandı:

"12 aya varan yayın yönetmenliğimin 10,5 ayını cezaevinde geçirdim. Cumhuriyet iddianamesinin bilirkişisi 28 yaşında, benim meslek hayatım kadar yaşı var. Hiç gazetecilik yapmamış biri. Manşetlerden cımbızlayarak bizi Türkiye'de adı terörle anılan herkese yardımla suçluyor. İddianamede Vakıf Senedi'nden bahsediyorsunuz. Senet Cumhuriyet değerlerini savunur, Atatürkçülüğü temel alır. Bizim bunlara uymamakla suçlanıyoruz. Hayatta en hakiki mürşit ilim değilse biz Atatürkçü değiliz, fikir ve ifade özgürlüğünü, adaleti savunmamak Atatürkçülükse biz Atatürkçü değiliz. Bu dava fikir ve ifade özgürlüğünün tarihine kara bir leke olarak geçti. Bu davayı yıl sonuna kadar bitireceğiz diyorsunuz. ama bu dava bitmez. Bu dava okullarda okutulacak. Ve biz 10,5 ay daha yatsak, daha fazla da yatsak gazeteciliği ve ifade özgürlüğünü tüm Türkiye'deki gazeteciler için savunacağız."

Güncelleme 17.25

Akın Atalay'ın savunması başladı.

Atalay: Tanıklardan yalnız birine soru sordum. [Mustafa Pamukoğlu] 2008'e kadar gazetenin mali müşaviri olduğunu doğrulatmak için sormuştum, 2012 ve 2013 olduğunu söyledi. Size Cumhuriyet'in 2008'e kadar yani İ. Selçuk dönemine kadar mali müşaviri olduğuna ilişkin belgeleri sunuyorum.  Vakıf İcra Kurulu'nun vakfın kuruluşundan beri Vakıf Senedi'nde olduğunu söylemiştim ama tanıklara sorularınız nedeniyle, Dünyanın düz olmadığını kanıtlar gibi İcra Kurulu'nun vakfın kuruluşundan beri var olduğunu izah edeceğim.

Güncelleme 17.15

Kadri Gürsel'in avukatı, mütalaayı duyduğunda düş kırıklığına uğradığını söyledi. 10 aydır tutuklu kişilerin hala delil  karartma şüphesi bulunamayacağını belirterek savcının "Diğer tedbirler yetersiz kalacak" ifadesine karşı şunları söyledi: "Efendim. Huzurunuzda bulunan kişiler bu memleketi çok sevdikleri için yargılanıyor. Bu memleket bırakılıp gidilmez."

Güncelleme 17.00

Savcı mütalaasını vermeye başladı.

Savcı, delilleri karatma şüphesi ve adli kontrol tedbirinin yeterli olmayacağı gerekçesiyle tutukluların tutukluluk halinin devamını istedi.

Güncelleme 16.00

Gürsel savunmasına devam ediyor:

HTS raporunu, tetkik etmediyseniz ediniz lütfen. O ara kararı yazdığınız tarihe kadar HTS raporuna bakmamıştınız. Bunu ara kararınızdan anlıyorum. Rapor incelendiğinde "olağandışı" olarak tabir edilen kayıtların bana bir defaya mahsus gönderilmiş ve cevapsız kalmış SMS'lerden oluştuğunu görürdünüz. Görüşmek, işteşli fiil olarak tanımlanır. İşteşli fiil oluşması için iki kişi arasında gerçekleşmesi gerekir. Rapor incelenmiş olsaydı benim bu "olağandışı" sayıdaki ByLock kullanıcısıyla sözde irtibatımın Cumhuriyet'te görev yaptığım sırada gerçekleştiği gibi bir ifade ara kararda yer almazdı. Yani zannediliyor ki benim bu toplam 112 kişiyle 5 ay 20 gün süren Cumhuriyet yazarlığım ve 34 günlük yayın danışmanlığım sırasında oluşmuş. Gerekçeli ara kararınızı okuduğumda başka bir anlam çıkarılması imkansızdır.

Olsaydı bana söz konusu kayıtlardaki son raporun 26 Ekim 2015'te olduğu görülürdü. Yani son ByLock'cu beni Cumhuriyet'e başlamamdan 6,5 ay önce aramış.

 Ara kararınızda Cumhuriyet'e isnat edilen sözde yayın politikasının değiştiğine ilişkin tanıkların dinlenmemiş olmasını tutukluluğum devam edilmesine sebep gösterdiniz. Tanık ifadeleri yönünden de böyle bir iddia olsa da buna iştirak edemeyeceğim kanıtlandı. Ayrıca 92 ByLock kullanıcısı ve hakkında FETÖ soruşturması olan 145 kişiyle iletişimim olduğu iddiasını tutukluluğumun devamına sebep göstermiştiniz. Heyetinizin karşısında söylediğim, benim bu kişilerle iletişim kaydımın olabileceğini ama irtibatımın olamayacağını, bu kişilerden sadece 8'i ile karşılıklı iletişim kurduğumu 5'inin ByLock kullanıcısı olduğunu söylemiştim. Matematiksel olarak suçlamaları çökertmiştim ancak heyetiniz bana bu konuyla ilgili tek bir soru sormadı. Ara kararı görene kadar bunun nedeninin, safiyane bir şekilde, ifademin tatmin edici bulmuş olabilirdiniz, ya da siyasi bir tercih olarak bana tek bir soru sormamayı karşılaştırmış olabilirdiniz. Bir de üçüncü bir neden olabilirdi, terör örgütüne üye olmamakla birlikte yardım etmek suçunu işlediğimi sadece ve sadece ByLock konusundaki polis fezlekesine bakarak hakkımda peşinen hüküm vermiş olabilirdiniz.

(Çizim: Tarık Tolunay)

10 Mayıs'tan sonra bir FETÖ şüphelisinden sadece 1 SMS atılmış. Bu kişi yine Murat Aksoy. Bir ByLock kullanısından bana atılan 9 Nisan 2015 tarihli bir SMS var. Cumhuriyet'e başlamamdan tam 13 ay önce. Bana bir mesaj atmış ve benden bir mesaj almış. Yani aslında bu ByLock'cular ben Cumhuriyet'te başlamamdan çok önce yakamdan düşmüş. Gerçeklik budur. Ara kararda bahsedilen gerçeklikliğin tam zıttıdır. Cumhuriyet yöneticilerine aynı suçlamayla yaklaşmak hatalıdır. HTS raporunun okunmadığını, bunun da benim adil yargılanma hakkımı engellediğini düşünüyorum. Sadece 1 defaya mahsus SMS'lerin bir görüşme olarak nitelendirilemeyeceği bir gerçektir. Bu SMS'ler bir kampanya kapsamında yapılan bir taciz eylemidir. 

Güncelleme 15.30

Kadri Gürsel’in savunması başladı.

Gürsel'in savunmasından satır başları:

“Ara kararınızda Cumhuriyet'e isnat edilen sözde yayın politikasının değiştiğine ilişkin tanıkların dinlenmemiş olmasını tutukluluğum devam edilmesine sebep gösterdiniz. Tanık ifadeleri yönünden de böyle bir iddia olsa da buna iştirak edemeyeceğim kanıtlandı. Ayrıca 92 ByLock kullanıcısı ve  hakkında FETÖ soruşturması olan 145 kişiyle iletişimim olduğu iddiasını tutukluluğumun devamına sebep göstermiştiniz. Heyetinizin karşısında söylediğim, benim bu kişilerle iletişim kaydımın olabileceğini ama irtibatımın olamayacağını, bu kişilerden sadece 8'i ile karşılıklı iletişim kurduğumu 5'inin ByLock kullanıcısı olduğunu söylemiştim. Matematiksel olarak suçlamaları çökertmiştim ancak heyetiniz bana bu konuyla ilgili tek bir soru sormadı. Ara kararı  görene kadar bunun nedeninin, safiyane bir şekilde, ifademin tatmin edici bulmuş olabilirdiniz, ya da siyasi bir tercih olarak bana tek bir soru sormamayı karşılaştırmış olabilirdiniz. Bir de üçüncü bir neden olabilirdi, terör örgütüne üye olmamakla birlikte yardım etmek suçunu işlediğimi sadece ve sadece ByLock konusundaki polis fezlekesine bakarak hakkımda peşinen hüküm vermiş olabilirsiniz. Benim 45 gün daha tutuklu kalmam konusunda savunmam hiç dikkate alınmadı. Adil yargılanma hakkım engellendi. Polis fezlekesi dikkate alınarak tutuklu kalmam için sözde yayın politikası değişikliğine etkim olduğu iddiası sebep gösterildi. Bu nedenle neden bu kişilerle irtibatlı olmadığımı ayrıntılandıracağım. 

Güncelleme 15.10

Ergenekon ve Bayoz davalarında da mütalaa veren Adli Bilişim Uzmanı Koray Peksayar sanık tanığı olarak dinleniyor.

Mahkeme başkanının “Bir cihazda ByLock uygulamasının yüklü olup olmadığını, silinmiş olup olmadığını anlamak kesin olarak mümkün müdür?” sorusu üzerine Peksayar, “Kesin olarak mümkün. Arkasında iz bıraktığı çeşitli cihazlarda mümkün. Daha önce de karşılaştım hatta laboratuvar numarası yaptım” yanıtını verdi.

Savcının “Bir telefonda ByLock kullanılmış ise tereddüde yer vermeyecek şekilde ‘mutlaka çıkar’ diyor musunuz?” sorusu üzerine ise Peksayar, “Benim gördüğüm kadarıyla çıkar” yanıtını verdi.

Güncelleme 14.45

Duruşma Emre İper'in avukatı Abbas Yalçın'ın konuşmasıyla devam ediyor.Av. Abbas Yalçın, Bylock'un Whatsapp gibi telefon bazlı değil kod bazlı çalıştığını belirterek Bylock ile iletişim kurabilmek için karşılıklı iki kullanıcının da kod girmesi gerektiğini söyledi. Yalçın, ByLock’un telefona bile yüklenmesi gerekmediği ifadesinin doğru olmadığını belirtti.

Yallçın’ın savunmasından satır başları şöyle:

"ByLock programı kullanıcı listesini MİT hazırlamıştır. MİT bu listeyi BTK verilerine dayanarak yapmıştır. BTK verileri ise erişim sağlayıcıların/operatörlerin kayıtlarına dayanmaktadır. Karışıklık da buradan çıkıyor. ByLock sunucusuna dek uzanan bağlantı uçtan uca doğrudan bir bağlantıdır. Ancak genel kullanıcılara bu bağlantı sunulmuyor. Uçtan uca bağlantı almak istiyorsanız satın almanız gerekiyor. Her IP adresinde 65535 adet port bulunmaktadır Telefonunuz internete bağlanmak istediğinde operatörünüz bu portları bölerek her bir kullanıcıya farklı bir port üzerinden aynı IP adresini vererek internete çıkış yapmasını sağlamaktadır. Bu tekniğin kullanılması sebebiyle aynı anda binlerce kullanıcı, aynı IP adresi üzerinden bağlantı çıkışı yapıyor gibi görünmektedir. Genel IP: Genel Ağlarda kullanılan, farklı portlar üzerinden birden fazla cihaza atanabilen IP adresidir. Aynı genel IP adresinin, aynı anda kaç farklı cihaza atanacağı peratörler arasında farklılık gösterebilmektedir. Peki sizle aynı IP adresini paylaşayan kişilerden biri suç işlediğinde bunu sizin işlemediğinizi göstermek için operatörlerinizin ne yapması gerekir? 

5651 sayılı karara göre operatörlerimiz burada saklanan tüm verileri ayrıntılı olarak saklamak zorundalar. Peki yapıyorlar mı? Hayır.”



Güncelleme 13.20 

Duruşmaya 1 saat yemek arası verildi.

Güncelleme 13.00

Eski Cumhuriyet Vakfı Yöneticisi İnan Kıraç'ın tanık olarak dinlenmesine başlandı. 

Kıraç'ın ifadeleri şöyle:

“Emniyet ifademi aynen kabul ediyorum. 2004'te İ. Selçuk'un davetiyle Le Monde'u tanıyabilmek ve Cumhuriyet'i benzer bir vakfa çevirmek üzere davet edildim. Sebebim, vakıfçılık konusundaki tecrübem 10'un üstünde vakfın ya idari heyeti ya da yöneticisiyim. İ. Selçuk'un bu arzusunu yerine getirmek için çalışmaya başladım, kendisiyle muhtelif tarihlerde görüştüm. İ. Selçuk tarafından 2009’da Yönetim kurulunda görevlendirildim, bir istifa üzerine benim vakfa girmemi istedi. Ölümünden bir süre önce rahmetli beni çağırdı ve dedi ki; ‘Sana bir Vakıf bırakıyoruz ama bundan sonra durumumuz zor. Güveneceğin kişiler Alev Coşkun ve Aydın Aybay’dır.’ Cumhuriyet Vakfı'nın içindeki 11 üyenin tümünün gazete içinden olması vakfı dışarı karşı zora sokuyordu. Bunun 9'a indirilmesi, 4’ünün gazeteden seçilmesi, isteniyordu. Fakar toplantılarda bir başarı elde edemedim. Bu arada Ayın Aybay'ı kaybettik. Yerine bir kişinin seçilmesi lazımdı. O tarihte çok önemli bir yurtdışı seyahatim vardı. Alev Coşkun'a ve Orhan beye de sordum. ‘Oyumu zarf içinde kullanabilir miyim, ya da toplantıyı bir süre geciktirebilir misiniz?’ dedim. Aynı zamanda Mustafa Balbay da tutuklu olduğu için oyumu kullanma hakkı verdiler. Bu şekilde oyumu bırakarak yurtdışına çıktım. Ama öğrendim ki oyumu saymadılar. 

Hemen şunu söylemek isterim, ifademde "Bir Cumhuriyet okuruydum ama artık Cumhuriyet gazetesini okumuyorum ve yayın politikasını da doğru bulmuyorum" derken . bundan katiyetle terör örgütleriyle temas edilmesini kast etmedim. Temastan kastım örgütle temas değildir. Kastım İlhan Selçuk, Uğur Mumcu'nun yolundan kademe kademe ayrılmalarıdır.”

Güncelleme 12.15

Tüfekçioğlu'ndan sonra Cumhuriyet çalışanı Miyase İlknur tanık olarak çağrıldı.

İlknur tanık ifadesinde özetle şunları söyledi:

“Ben zoraki bir tanığım çünkü kendi isteğimde gitmedim. İki kez çağrıldım. Telefonla çağrıldığımda tanıklık yapmayacağımı, gazetede yöneticilik sıfatımın olmadığını, vereceğim bilgilerim duyum ya da yorum olacağını ve hukuki delil olmayacağını zabıt katibine söyledim. Sonra celp geldi. Ben sadece haberlerim olduğu zaman yazı işleri toplantısına çıkan biriyim. Bilgilerim duyum ve yorumlarım. Bunun işe yarayacağını düşünmüyorum.”

Güncelleme 11.40

Cumhuriyet Gazetesi Haber Kordinatörü Aykut Küçükkaya tanık olarak dinleniyor.

Tanık olarak dinlenen Küçükkaya şunları söyledi:

İçerideki arkadaşlarımızın bilmediği bir şeyi açıklamak istiyorum. 2 Ocak günü hakkında FETÖ soruşturması olan Savcı İnam tarafından çağrıldım. Hangi sıfatla çağrıldığım çağrı kağıdında yazmıyordu. Bu ifade sorgusu 2 saat sürdü. 2 saat süresince bize 100'e yakın soru yöneltildi. Ancak ne yazık ki ifade tutanağına böyle geçmedi. bu süreçte bazı yanlış anlaşılmalar olmuş olabilir. Yanlışlıklar derken, ifadeye avukatsız olarak gittik bu nedenle itirazımız dikkate alınmadı. Sorulan soruya yanıt verirken açıklama gibi yer aldı. İfade tutanağındaki bazı bölümler iddianameye alındığı için sanki soru sorulmadan böyle bir açıklama yapmışız gibi anlaşılıyor.

Mahkeme başkanının "Can Dündar'ın kendi ekibiyle gelmesi, dışarıdan GYY olması geleneğe uygun mu?" sorusu üzerine Küçükkaya "Genel Yayın Yönetmlenini vakıf atar. O da kendi ekibiyle çalışmak ister. Bu çok normal bir şey. Dündar da kendi güvendiği ve eskiden beri tanıdığı ekibiyle geldi ve 1,5 yıl boyunca gazeteyi yönetti. Bu gazetecilikte çok normal bir olaydır" dedi.

Güncelleme 11.20

Yıldız mahkeme başkanının "Gazete kötü yönetildi batırıldı" şeklinde bir tespitiniz var. Açar mısınız?" sorusu üzerine şunları söyledi:

Sanıyorum bana sorulan bir soruya verdiğim yanıt üzerine röportajcı arkadaşın yaptığı bir yorumdur. Cumhuriyet en eski gazetedir ama ne var ki iyi bir mali yapıya ulaşamamıştır. Patronlar döneminde de, Vakıf döneminde de böyleydi. Çünkü bağımsız gazetecilik derdi vardır. Gazetede bir patron olmadığı için mali bir yapılanmaya gitmemiş, vakıflaşarak Türkiye ve Avrupa'da bir öncülük göstermiştir. Keşke mali olarak daha iyi olabilseydi, çalışanları daha çok kazanabilir ya da gazetecilik anlamında ataklar yapılabilirdi. Söylemek istediğim buydu”

Yıldız “Gazetenin siyaset çizgisinin değiştiğinden ne anlamalıyız?” sorusu üzerine “Ben öyle bir şey demedim” dedi.

Güncelleme 10.50

Tanık olarak dinlenmek üzere Cumhuriyet Gazetesi'nin eski genel yayın yönetmeni İbrahim Yıldız çağrıldı.

Silivri girişinde Haziran Hareketi Yürütme Kurulu ve CHP PM üyesi Canan Kaftancıoğlu'nun arabasının bagajındaki Haziran'ın #ahmetşıkiçinadalet yazılı afişine jandarma tarafından el konuldu.

Güncelleme 10.40

Emre İper savunmasına ailesine teşekkür ederek başladı.

 İper'in savunmasından satır başları:

"İddianame ulaştığında adımın baş harfleriyle rumuzlandığını ve ByLock kullanıcısı olmakla suçlandığımı gördüm.

Bunu gördüğümde hemen gazetemizin yönetim kurulu başkanı Orhan Erinç beye ve hukuk servisine durumu bildirdim. Zira hayatım boyunca ByLock adlı programla ilişkilendiren terör örgütüyle hiçbir ilişkim olmadığı ve olamayacağı gibi, telefonumda da böyle bir program yoktu.

Bunun üzerine gazetemiz bilgi-işlem yöneticisi Yusuf Güler’e giderek telefonumdan imaj almasını istedim. Gerçek bir suçlu böyle mi yapar?

Ben kaçmadım, tek delil olan telefonumu da denize atmadım. Tam aksine böyle bir şey olmadığına emin olduğum için kanıt topladım."

Güncelleme 10.20:

Mahkeme heyeti yerini aldı. Duruşmaya Emre İper'in savunması ile başlanacak.

Aileler ve izleyiciler duruşma salonundaki yerlerini alıyorlar.

(Halil Yavuz Ertürk'ün duruşmadan karakalem çizimleri)

Güncelleme 10.10

Duruşma öncesi salona girişlerin yapıldığı kapı jandarma tarafından adeta ablukaya alındı. Salona cep telefonu ve bilgisayarlar  alınmıyor. 


 Cumhuriyet gazetesi davası yazar ve yöneticileri tutukluluklarının 9. ayında, 24 Temmuz’da ilk kez hâkim karşısına çıkmıştı.

7. Ağır Ceza Mahkemesi  davanın ilk ara kararında okur temsilcisi Güray Öz, yazar Hakan Kara, çizeri Musa Kart, kitap eki yayın yönetmeni Turhan Günay, avukatlar Bülent Utku ve Mustafa Kemal Güngör ve gazete yöneticisi Önder Çelik’i tahliye etmişti. Sabuncu, Atalay, Gürsel ve Şık’ın tutukluluğunun devamına karar verilmişti.

TANIKLAR DİNLENECEK

Duruşmada, Cumhuriyet Vakfı eski Yönetim Kurulu üyeleri İnan Kıraç, Mustafa Pamukoğlu, Nevzat Tüfekçioğlu, Alev Coşkun, Nail İnal, gazetenin eski Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Yıldız, gazetenin eski yazarlarından Leyla Tavşanoğlu, yazarlar yazarları Şükran Soner ve Miyase İlknur, Haber Koordinatörü Aykut Küçükkaya, Aydınlık gazetesi yazarları Mehmet Faraç ve Rıza Zelyut da tanık olarak dinlenecek. 

PEN'DEN MEKTUP

Norveç Yazarlar Birliği PEN’den Türkiye’nin Oslo’daki Büyükelçisi Göktürk’e hitaben yazılan mektupta ise “Türkiye’de basın özgürlüğü ve düşünceyi ifade özgürlüğü konusundaki durumdan son derece endişeliyiz” ifadeleri yer aldı. Türkiye’de 170’den fazla gazeteci ve yazarın cezaevinde olduğu belirtilerek, “Cumhuriyet çalışanı beş gazeteciyi serbest bırakarak doğru yönde bir adım atmanızı diliyoruz” dendi.