Cinsellik Şiddet Emek: Şu mutsuz evliliği ne yapsak?

“Zaten toplumsal cinsiyet gibi canımızı bu kadar yakan bir konunun çok da “soğukkanlı” ele alınamayacağını baştan kabul etmek lazım.  Ancak bu duygusallığı, bilimsel bir yaklaşım ile buluşturmak başka türlü bir maharet gerektiriyor ve kitabın bundan fazlasıyla nasibini aldığını söylemek gerek.”



17-12-2017 06:10
Zozan Baran

Tanıtım yazısı yazmanın, hele de size duygusal olarak da bu kadar yakın duran bir kitap hakkında yazmanın kimi sıkıntıları var. Öncelikle bir kitap tanıtımından beklenen “yansız” ve bilgilendirici unsurları yazmak zor gelir. Her satırı uzun zamandır bireysel entelektüel çabalarınızı işgal eden sorularla doluysa kitap ve yazarıyla da kişisel bir ilişkiyi bir yana bırakmak zorsa “tanıtım işi” hepten çetrefilli bir hal alır. O yüzden bu “yansız olmayan” kitap tanıtımına geçmeden önce birtakım kişisel deneyimlerin açıklanması zorunlu gibi geliyor bana.

Dolayısıyla başlarken uyarmam gerekiyor: Aşağıda okuyacağınız satırlar pek de öyle “yansız” değil. Yazarı ile yapılan tartışmaların ve kişisel görüş alışverişlerinin de izlerini taşıyor.

Ebru ile kişisel tanışıklığımız “kadın sorununa” duyduğumuz merakın, onun için okuma uğraşının ötesine geçtiği, benim içinse bir okuma uğraşı olarak yeni başladığı yıllara, yani birkaç yıl öncesine dayanıyor. Kitabın giriş bölümünde tam da bu ilginin ve uğraşın nedenlerine ilişkin önemli bir tespit yer alıyor.

“Keşfetmemiz gereken geçmişteki(90’lı yıllar özellikle-ZB) “eksik bilincimiz” değil, bugünün yeni olanakları, dinamikleridir. Dahası geçmişte “eksik bilinç” pahasına tutulan mevziler(örneğin kadın sorunuyla pek “ilgilenmeyen” Marksistlerin “Marksizm aşılmıştır” iddialarına karşı muhafızlığı), bugünü anlamada bize büyük bir avantaj sağlamaktadır.”

Ebru’nun söz ettiği gibi bu merak, geçmişteki “eksik bilinçten” duyduğumuz bir çeşit utançtan değil, önümüzde açılan yeni olanaklara duyduğumuz heyecandan kaynaklanıyordu. Kitapta konu edilen anahtar kavramlara dair, Marksizm ile feminizmin “mutsuz evliliğine” dair yaptığımız tartışmalar benim için kitabı ayrıca kişisel olarak heyecan verici kılıyor.

Güncel Tartışmalarda Marksizmi Sınama

“Cinsellik Şiddet Emek”, giriş kısmında da belirtildiği gibi, Türkiye’de yürütülen güncel tartışmalarda sıkça gündeme gelen “toplumsal cinsiyetin anahtar kavramlarını” açıklamayı önüne koyuyor. Her ne kadar daha en başından kitabın bütün kavramları içermediği konusunda uyarılsak da cinsellikten aşka, emekten eril dile geniş bir skala ile karşılaşıyoruz.

Emek, aile ve patriyarka gibi Marksistlerin daha aşina olduğu kavramların yanında, daha az tartıştığımız cinsellik, eril dil, beden, LGBTİ+ kavramları bir yandan Marksizmin süzgecinden geçirilirken diğer yandan Marksizm de bu kavramları açıklama yönünden sınanıyor.

Bu tür bir ilişkinin, kitabın en güçlü yanlarından biri olduğunu söylememiz gerekiyor. Ebru’nun İleri Portal’dan okuyucuları, iyi bir Marksist olarak, Marksizmin toplumsal cinsiyet alanında sınanması gerektiği iddiasını bilir. Bu kitapta bu iddia bir kez daha ete kemiğe büründürülüyor.

Örneğin; özellikle Türkiye’de Marksist camiada çok tartışılmayan, tartışıldığında ise genelde kapitalizmin tüketimciliğine indirgenen güzellik ve beden kavramları kapitalist gelişme içerisinde, feminist literatürü de yok saymadan yeniden değerlendiriliyor: “Kapitalizm burada romantik bir asiden çok ‘emek gücünün mobilitesini’ artırmak, çalışmaya uygun bedenler yaratmak, tüm bunları kâra dönüştürmek isteyen hesapçı bir konformisttir. Bu anlamda, hızlı nüfus artışı, giyim sanayi ve çalışmaya uygun/hareket kısıtlaması yaratmayan kıyafetler bir zorunluluk halini almıştır.”

Dolayısıyla beden, kapitalizmin kâr mantığını önemsizleştirmeden, ancak bu mantığın ötesine geçerek kadınlar üzerinde yarattığı psikolojik baskı boyutu ile de tartılışıyor: “En fenası, bu “güzel olmak zorundasın” baskısı, sistematik biçimde kadınların özgüvenini, özsaygısını yıkmaya ayarlıdır. Ağzımızı açıp dişlerimizi saymadığı, tutup kafatası ölçümüzü almadığı için tüm bu baskı oldukça ince işler.”

Benzer örnekleri çoğaltmak mümkün…

Kitabı okurken Ebru ile yüzyüze tartışıyor hissine sık sık kapılmış olmamın sebeplerinden biri de, her zaman çok yararlı bulduğum kışkırtıcı dili ve tartışmayı ileri taşıyan soruları oldu.Yine okuyucuları bilir, Ebru’yu okumak, konusuyla kurduğu derin duygusal bağ açısından da kışkırtıcıdır.

“‘Erkeklik’; kırılgan, şiddetli, cüsseli duygularla belirir. Sınır boylarına öfkenin harı; gururun, acılığın, yetememenin çaresizliği yerleşir. Yine de vura vura ‘erkek olmanın’, höykürerek, bastırarak, zorlayarak ‘imkânlar yaratmanın’ peşindedir erkeklik.”

Zaten toplumsal cinsiyet gibi canımızı bu kadar yakan bir konunun çok da “soğukkanlı” ele alınamayacağını baştan kabul etmek lazım.  Ancak bu duygusallığı, bilimsel bir yaklaşım ile buluşturmak başka türlü bir maharet gerektiriyor ve kitabın bundan fazlasıyla nasibini aldığını söylemek gerek.

Kitabın hemen her bölümünde karşılaştığımız yöntemsel kategoriler/kavramlar bu anlamda oldukça önemlidir.

“Daha önemlisi, burada dil’in içine yerleştirilebileceği ‘entelektüel yapı’ basitçe baskı araçları değil, ‘insanların çatışmanın bilincine varacakları’ ideolojik biçimlere kaynaklık eden unsurlardır. 

Marksist yorumda, basit biçimde maddi yaşam- ideoloji/kültür ikiliği yoktur; bunlar arasında da düz nedensellik ya da ardışıklık tanımlanmaz. Bir adım daha atıp şunu söyleyebiliriz; buradaki katı, sızdırmaz bir belirleme/determinizm ilişkisi değil, maddi yaşamla ideolojik/kültürel yapı arasında anlamlı bir ilişkiyi mümkün kılacak bir koşullama ilişkisidir. Bu koşullama ilişkisi aslında bir ‘mesafeyi’ varsayar.”

Mutsuz Evliliğimizi Ne Yapsak?

Kitabın “Feminizm ve Kadının Kurtuluşu” bölümünde de sözü edildiği gibi Marksist yöntemi feminist teoride kullanma denemesi yeni değil, hatta oldukça eski olduğunu, ikinci dalga feminizmde sosyalist feministlerden radikal feministlere çokça denendiğini söyleyebiliriz.

Heidi Hartmann’ın ünlü çalışması “Marksizm ile Feminizmin Mutsuz Evliliği”nde Marksizm ile feminizm arasındaki ilişki, bir dönem İngiliz medeni hukukundaki evlilik tanımına benzetilir: Karı ve koca tektir ve o tek şey de kocadır; Marksizm ve Feminizm tektir ve bu tek şey Marksizmdir Hartmann’a göre. Öyleyse burada Marksizme tabiiyet söz konusudur ve Feminizm özgürlüğünü ilan etmelidir.

Diyebiliriz ki oldukça farklı ya da zıt saiklerle de olsa bir boşanmanın gerekliliği bu bağlamda sıkça ifade edilmiştir.  

Kitabın iddiası, yukarıda sürekli sözünü ettiğim gibi karşılıklı sınama ve açıklama çabasının; ilişkisizliğin değil “ilişki kurmanın”, büyük yararlar taşıdığıdır. Ancak belki de aradaki ilişkinin evlilik metaforunda olduğu kadar bağlılık vaat ediyor olmasında problem vardır... Bu kadar bağlayıcı ve sadakat gerektiren bir ilişki yerine, iki tarafı da mutlu edecek bir flörtleşme mümkün müdür? Şöyle zaman zaman bir araya gelelim ama tutamayacağımız sözler vermeyelim... Bana kalırsa mümkündür ve Ebru’nun kitabı tam da bu, her yönden bağlayıcı evlilik bağı yerine böylesi “mutlu” bir flörtü işaret ettiği için özgünlük taşıyor.

Kitabın açtığı tartışmalara bir de bu açıdan bakma umuduyla...

NOT

Tüm alıntılar için bkz, Toplumsal Cinsiyetin Anahtar Kavramları,


KÜNYE: Cinsellik Şiddet Emek, Ebru Pektaş, İleri Kitaplığı, 2017, 252 Sayfa