Cinlerin Padişahı: Öbürküler

Kendisini ilk olarak öyküleriyle tanıdığımız Mahir Ünsal Eriş’in ikinci romanı Öbürküler. Fahrettin Bey ve ailesinin Niğde’den İstanbul’a göçerken önce yolculuklarına sonra yaşamlarına şahitlik ediyoruz. Çukurova’dan Ankara’ya giden, Menderes’in önayak olduğu, o zamanlar çocuklar için yer almanın ayıp sayıldığı otobüslerden birinde bilinmeze doğru ilerliyor Fahrettin Bey ve ailesi. Taşradan şehre uzanan bir bilinmezlik…



18-02-2018 10:04
Evrim Sayın

Genç yazarlarımızdan Mahir Ünsal Eriş’in ikinci romanı olan Öbürküler,  “Bu Yarısı” ve “Öbür Yarısı” olmak üzere iki bölümden oluşuyor. Bölümlerin başındaki her bir epigraf Nazım Hikmet’in Memleketimden İnsan Manzaraları’ndan alınmış. Mahir Ünsal Eriş, romanını herhangi bir sınırlama yapmaksızın kan bağı dahi bulunmayan büyük geniş ailesine armağan ediyor. Bu aileden olduğumuzu varsayarak okumaya başlıyoruz eseri.

Fahrettin Bey, Niğde’de Sümerbank’ta çalışırken mebus olan dostu Esat Bey tarafından İstanbul’a davet edilir. Bu davet ziyaret amaçlı değildir. Esat Bey, vefasını göstermek üzere dostunun tayinini ilelebet Beşiktaş’taki Sümerbank şubesine aldıracaktır. Fahrettin Bey’in taşrada yitip gitmesine gönlü razı olmaz. Ayrıca vatanın Fahrettin Bey gibilere şehirde ihtiyacı vardır Esat Bey’e göre. Etraflıca düşünmeye dahi fırsat bulamamışken kendilerini Ankara’ya giden otobüste bulur Fahrettin Beyler. Sandviçin ne olduğunu bilmeyen üç çocuğuyla İstanbul yolundadır artık bu aile. Kendileri için hazırlanmış olduğu söylenilen evin bulunduğu mahalleye vardıklarında onlarla ilgilenecek olan Fatma Hanım’ın yerinde yeller esmektedir. Karşılarına çıkan izbandut gibi bir adam Fatma Hanım’ın öldüğünü haber verir onlara. İstanbul’un büyüklüğü yetmiyormuş gibi şimdi de başlarını sokacakları evin önünde öylece kalakalmışlardır. Anahtarı bu tek gözlü adamdan teslim alırlar bin bir şüpheyle. Adam anahtarı teslim ederken mahallenin her yanının türbe olduğuna dair sözler sarf eder. Endişe tohumlarını özellikle Fevziye Hanım ve çocuklarının zihinlerine salmıştır bir kez bu sözler. Eve ayak basmalarıyla kedi büyüklüğündeki fareleri görmeleri bir olmuştur. Pislikten geçilmez odalar ve kocaman bir döküntüdür karşılaştıkları. Fahrettin Bey işe her gittiğinde evdeki bilinmezliğin başka başka ibareleriyle yüzleşecektir Fevziye Hanım. Çeşitli hayvan uzuvları, muskalar, kargacık burgacık yazılar sarmıştır evi farelerle birlikte. Geceleri de evi temelinden sarsan büyük bir gürültü kopmaya başlamıştır. Fahrettin Bey olan bitene soğukkanlılıkla yaklaşsa da Fevziye Hanım’a söz geçiremez çünkü eve taşındıkları günün hemen ertesinde kendini yan komşu olarak tanıtan yaşlı bir kadın Fevziye’ye öyle şeyler anlatmıştır ki Fevziye’nin az kalsın aklı başından uçup gidecektir. Sözümona, taşındıkları ev cinlerin padişahı tarafından ele geçirilmiştir. Evin kendilerinden önceki sakinleri bir Rum ailedir. Bu aile, cinlerin padişahıyla başa çıkamadıkları için ve cinlerin kendilerine musallat olmaları sebebiyle evden çıkıp gitmiştir. Yaşlı kadın, cinleri def etmesi için türlü türlü öğütler verir Fevziye’ye. Fevziye, Fahrettin Bey’in tüm bunlara kızacağını bilse de hepsini uygulamaya çalışır çünkü çok korkmaktadır ve çareyi, Fahrettin Bey’in hurafe olarak gördüğü yöntemlerde görür.

Peki küçük kızın korkudan altına ıslatmasına sebep olan “canavar” diye sayıkladığı, her gece evin temelini sarsacak kadar gürültü çıkarmayı başaran, “lodostan ötürüdür” diyerek geçiştirdikleri şey aslında nedir? Hurafelere inanmalı mı yoksa Fahrettin Bey’in sorgusuz sualsiz reddettiği gibi reddetmeli mi hurafeleri? 6-7 Eylül Olayları’nın ve yerlerini yurtlarını terk etmek zorunda bırakılan Rumların bu romanda işi ne? Eserin “Öbür Yarısı”nı sizlerle paylaşsaydım bu soruların yanıtlarını da bulmuş olacaktınız. Fakat Mahir Ünsal Eriş’in talikalarını, Arnavutköy sahilini, Boyalı Köşk Sokağı’nın 57 numaralı evini ve yersiz yurtsuz bırakılmanın hem Rumca hem Türkçesini okumak isteyenleri saflarımıza alalım diye düşünüyorum. Zira birinci bölümdeki gerginliğiniz, ikinci bölümde yerini yalın bir şaşkınlığa bırakacak.   


KÜNYE: Öbürküler, Mahir Ünsal Eriş, Karakarga Yayınları, 2017, 136 sayfa