Çevre katliamlarıyla boğuşan Trakya bu defa 'felaket' ile karşı karşıya

Birçok çevre sorunuyla boğuşan Trakya, çok bilinmeyen ve dillendirilmeyen bir proje ile yeni bir çevre katliamına maruz bırakılırken; proje, Trakya’yı çevresel etkilerin dışında büyük bir felakete de sürükleyebilir.



30-12-2017 03:11

Tugay Candan / tugaycandan@ilerihaber.org /  @TugayCandan1312

Trakya’nın son dönemde gündemde olan termik santraller dışında, çok uzun süredir karşı karşıya olduğu birçok çevre sorunu var.

Canlı yaşamının kaynakları olan hava, su ve toprak bakımından gün geçtikçe tükenen Trakya; sermaye tarafından kar hırsı, iktidar tarafından da tüm uyarılara rağmen akıldışı ve felaket getirecek projelere kurban ediliyor.

Sanayi atıkları, verimli arazilerin imara açılması, ağaç katliamları, termik santraller gibi çevresel sorunlar; hem insan sağlığını olumsuz yönde etkiliyor, hem de bölge tarımını bitme noktasına getiriyor.

‘BÖLGE ÖLÜM ÇUKURUNA DÖNÜŞTÜRÜLÜYOR’

Trakya’nın çevre sorunları hakkında konuşan Çevre Mühendisleri Odası Trakya Bölge Temsilcisi Betül Süel Altan da İstanbul'da toplanan sanayinin 1990'lı yılların başında Trakya'ya taşınmaya başlamasıyla boy gösteren çevre kirliliğinin, bugün çok ciddi boyutlara ulaştığını söyledi.

“Yurdun en verimli topraklarına sahip olan Trakya bölgesi, tarım ve SİT alanı ilan edilmesi gerekirken, İstanbul’un arka bahçesine çevrilip sanayiye açılmış, bunun sonucunda ise bölgeye 3000’e yakın fabrika kurulmuştur. Bu fabrikaların atıkları Ergene Nehri'ne akmakta ve bölgeyi bir ölüm çukuruna dönüştürmektedir.” diyen Altan, devamında Trakya’daki su kaynaklarının nasıl pervasızca tüketildiğini şu şekilde açıkladı:

“Türkiye’nin doğal kaynaklarını, suyunu korumaya her zamankinden daha çok ihtiyacı olduğu bir dönemdeyiz. Bir ülkenin su zengini sayılabilmesi için, kişi başına düşen yıllık su miktarı en az 8000-10.000 metreküp (m3) arasındadır.

‘YER ALTI SULARININ ÇEKİLME MESAFESİ ÜRKÜTÜCÜ’

Türkiye’de kişi başına düşen su miktarı 1430 m3’tür ve ülkemiz su zengini bir ülke değildir. 2030 yılında, bu miktar 1100 m3 olacak ve su sıkıntısı çekilecektir. 2050 ve sonraki yıllarda, Türkiye’nin çok ciddi bir su sorunu olacaktır. Bugün bölgemizde yer altı suları ortalama 350 metre’den çekilmektedir. Bu tablo oldukça ürkütücüdür.”

‘30’A YAKIN YIKIM PROJESİ VAR’

 Trakya’da yapım ya da onay aşamasında olan, çevre ve kent sağlığı açısından da “yıkım” olarak adlandırabilecek 30 civarı proje olduğunu da belirten Altan, şöyle devam etti:

 “Örnek vermek gerekirse; İğneada nükleer santrali, sayıları ona yaklaşan kömürlü termik santral projeleri, buhar üretim santrali adı altında Ergene İlçesi’ne kurulmak istenen Zorlu ve Eren Holding’e ait santraller,  neredeyse bütün ilçelerden geçecek BOTAŞ tarafından yapılması planlan Türk Akımı Kara Kısmı-1 Doğalgaz Boru Hattı Projesi, mevcutlarından illet gelmiş olan kalker, taş, granit, kömür, kuvarsit ocakları projeleri, Dereköy altın madeni, Demirköy bakır madeni, tehlikeli atık bertaraf tesisleri ve tüm bunlarla birlikte 3000’e yakın fabrikanın yarattığı mevcut hava, su, atık kirliliği…

Bölgede çevresel ve kentsel yıkım getirecek projelerin sayısı “bölgesel planlama” adı altındaki hukuksuzluklarla artıyor.

‘MÜCADELEDEN BAŞKA YOL YOK’

Bu yüzden sermayenin yıkımına karşı bölgemizdeki yaşam alanlarımızı korumaya, ölçeği ve gerekçesi ne olursa olsun doğayı, aklı, bilimi merkezine almayan her türlü projeye karşı örgütlenmeye ve mücadeleyi sürdürmeye devam etmeliyiz.”

Öte yandan Betül Süel Altan’ın bahsettiği projelerin yanında, daha önce gündemde olmayan ancak son zamanlarda dillendirilen bir proje ise Trakya bölgesi adına büyük bir felaketin habercisi oldu.

Bir süredir Trakya’da sondaj çalışmaları yapıldığı ortaya çıkan kaya gazı, Trakya’yı çevre felaketinin yanında, bir başka tehlikeyle daha karşı karşıya bırakıyor.

‘GELENEKSEL DOĞALGAZ ÇIKARMA YÖNTEMLERİNDEN FARKLI’

Konuyla ilgili görüştüğümüz Namık Kemal Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi, Ziraat Mühendisleri Odası Tekirdağ Şube Başkanı ve aynı zamanda Tekirdağ Trakya Platformu Sözcüsü olan Yrd. Doç. Dr. Cemal Polat, yeraltında “şeyl” adı verilen kayaçların içine sıkışmış doğalgaza kaya gazı (şeyl gaz) dendiğini belirtirken, kaya gazının bilinen doğalgazdan farkının ise geleneksel olmayan yöntemlerle çıkarılması olduğunu ifade etti.

“Doğalgaz zamanla oluştuğu ana kayayı terk ederek ayrı kayaçlar içerisine yerleşirken kaya içerisinde de gaz kalır, bu kalan gaz kaya gazıdır.” diyen Polat; doğalgazın dikey sondaj kuyularıyla çıkartılabildiğini, kaya gazını çıkartmak için ise farklı yöntemler kullanıldığını söyledi.

Polat, kaya gazının çıkarılma yöntemine de değinerek “Kaya gazını çıkarılırken geleneksel doğalgaz çıkarma yöntemlerine ek olarak yatay sondaj ve hidrolik çatlatma yöntemleri kullanılıyor.” dedi.

‘ÜRETİMİ YAYGINLAŞIYOR’

Kaya gazının çok önemli bir kaynak olduğuna da vurgu yapan Polat, “Bilinen doğalgaz rezervlerinin yaklaşık 60 yıl yeteceği ve dünya üzerindeki kaya gazı rezervleriyle birlikte bunun 200 yılı geçeceği düşünülünce kaya gazı oldukça önem kazanmaktadır.” derken, kaya gazının keşfi ve tarihi ile ilgi olarak ise şu ifadeleri kullandı:

“Kaya gazı ilk olarak 1821 yılında New York’ta çıkarılmış fakat 1970 yılına kadar sadece araştırma konusu olarak kalmıştır. 1970 yılından sonra endüstriyel amaçlı çıkarılması için çalışmalar yapılsa da hem maliyeti hem de zorluğu nedeniyle verimli olamamıştır.

Eski teknolojiyle kaya gazı çıkarmak doğalgaza göre oldukça zorken, gelişen teknolojiyle ve yapılan araştırmalarla birlikte kaya gazı üretimi yaygınlaşmaya başlamıştır.”

‘TÜRKİYE KAYA GAZI BAKIMINDAN ZENGİN’

Güneydoğu Anadolu ve Trakya bölgelerinde toplam 1,8 trilyon m3 kaya gazı rezervi olduğu tahmin edildiğini belirten Polat, şöyle devam etti:

“Türkiye’nin yıllık doğalgaz tüketimi göz önüne alınınca 40 yıllık ihtiyacını karşılayacak rezerv olduğu düşünülüyor. Türkiye’de tam anlamıyla bir üretimin yapılmasının 10 yılı bulacağı tahmin ediliyor.”

‘TRAKYA’DA 2014’TE BAŞLADI’

Kaya gazı sondaj çalışmalarının Trakya’da 2014’te başladığını ifade eden Polat, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) tarafından 35.000 hektarlık alanın kaya gazı çıkarma işlemi için lisanslandırıldığını ve Trakya’da daha çok Tekirdağ İlinin Merkez, Hayrabolu, Çorlu, Çerkezköy ve Muratlı ilçelerinde arama izni verildiğini söyledi.

Polat ayrıca Türkiye Petrolleri, Transatlantic Exploration Mediterranean Int. Pty. Ltd., Petrako Petrol Doğalgaz İnşaat Taahhüt İşleri ve Dış Ticaret Ltd., Valeura Energy Netherlands B.V., ile Thrace Basin Natural Gas Türkiye Corporation, Pinnacle Turkey Inc. ve Corporate Resources B.V. gibi şirketlerin bölgede sondaj çalışmaları için izinlendirildiğini belirtti.

‘YÜZEY SULARINA KARIŞMASI ÇEVRE FELAKETİDİR’

“Kaya gazının çıkarılmasında 640‘a yakın kimyasal, bunların arasında en çok da metanol denilen madde kullanılmaktadır.” diyen Polat, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı:

“Bunların yüzey sularına karışımı çevre felaketidir. Ayrıca bunların yer altı sularını ve toprağı kirletmesi de canlıların yaşam alanlarını yok etmektedir.

Kaya gazı da tabi ki bir fosil yakıt olduğundan, her fosil yakıt gibi karbon salınımı yapmaktadır.

Ancak, kaya gazının çevreye etkisinin en çok tartışıldığı kısım tüketimi değil üretimidir.

Kaya gazı üretiminde kullanılan hidrolik çatlatma yöntemi özellikle Avrupa’da çok fazla tartışılmaktadır. Hem çatlatma sırasında kayanın yıpranması, hem de çatlatmada kullanılan kimyasallar tartışma konusu olmaya devem etmektedir.

Kaya gazı yer altı sularının da altında oluştuğundan, kaya gazı üretiminde kullanılan kimyasalların yer altı sularını etkileyebileceği düşünülmekte ve özellikle Avrupa’da bu konuda ciddi kaygılar bulunmaktadır.

‘KURAKLIK RİSKİ DE DOĞURUYOR’

Kaya gazı üretimiyle ilgili olarak yapılan bir başka eleştiri ise çatlatma esnasında çok fazla su kullanılması ve buna bağlı olarak özellikle kurak yerlerde yapılan sondajların var olan suyun azalmasına sebep olmasıdır.

Hidrolik çatlatma sıvısı yüzde 94 su, yüzde 5 kum, yüzde 1 kimyasaldan oluşmaktadır. Yaklaşık 2000 metre olan bir kuyudan her bir çatlatma işleminde ise 5-30 milyon litre sıvı  (kimyasalların karışımı) kullanılmaktadır. Her bir kuyuda bu çatlatma işleminin 15-20 kez tekrarlandığı düşünüldüğünde; her bir sondaj platformunda, platformun ömrü boyunca tüm işlemler dahil 300-450 milyon litre su kullanılmaktadır.

Özellikle Fransa’da yeraltı sularıyla ilgili kaya gazına karşı ciddi bir çekince bulunmaktadır.

‘DEPREM OLUŞTURABİLİR’

Öte yandan özellikle İngiltere’de dile getirilen bir başka çekince de çatlatma sırasında kayaların direncinin azalacağı ve bunun sarsıntılara neden olacağıdır.

Ayrıca bilim adamlarınca yaygın olan bir görüşe göre de kaya gazı çıkarma işleminde kayaçların parçalanması, fay hatlarının kırılmasına neden olmaktadır. Trakya’nın jeolojik olarak 1. deprem kuşağında olması göz önüne alındığında, büyük felaketlerin kaçınılmaz olacağı da ayrı bir sorundur.”