ÇEVİRİ | Amerika Eşitsizlikler Devleti

Andre Damon’un 20 Aralık tarihinde World Socialist Website’de yayınlanan makalesini okuyucularımıza sunuyoruz.



30-12-2017 19:43
Almanca'dan Çeviri: Özer Erdin

Geçtiğimiz günlerde ABD Kongresi Amerikan finans oligarşisini daha da zengin etmek için büyük baskı altında ve aceleyle yeni vergi reformunu çıkartmak ile meşgulken, uzmanlardan oluşan iki ekip ABD’de yükselişe geçen gelir dağılımı eşitsizliğine dair sarsıcı bir rapor yayınladı. Lider kadrosunda Thomas Piketty, Emmanuel Saez ve Gabriel Zucman’ın da yer aldığı ekibin yaptığı araştırmanın sonucuna göre; diğer batılı endüstri ülkeleri ile kıyaslandığında ABD’deki gelir dağılımı eşitsizliğinin korkunç boyutlara ulaştığı anlaşılıyor.

Buna göre ABD’de nüfusun yüzde 1’ine denk gelen en üst sınıfın ulusal gelirlerde olan payı 1980’den 2016’ya kadar yüzde 10’dan yüzde 20’ye yükselirken, aynı zaman zarfında alt sınıfın yüzde 50’sinin ulusal gelirdeki payı yüzde 20’den yüzde 13’e düştü. Buna ek olarak Amerikan halkının yüzde 90’nını oluşturan geniş bir kesim toplam varlıktan sadece yüzde 27’lik bir pay alabiliyor. Oysaki bu oran 30 yıl önce yüzde 40’a denk gelmekteydi.

Öte yandan Birleşmiş Milletler (BM) Yoksulluk ve İnsan Hakları Raportörü Philip Alston da Amerikan toplumu hakkında başka bir yoksulluk raporu hazırladı. Bu rapora göre; ABD’de oldukça yaygın olan aşırı yoksulluk ile tasavvur edilemeyen aşırı bolluk arasında temel insan haklarını ihlal edecek kadar bir fark mevcut. ABD kendi içinde böylesine tezatları barındırırken “insan haklarını savunuyorum” iddiası ile çeşitli ülkeleri işgal ediyor, bombalıyor ve destabilize ediyor. Hal böyleyken ana akım medya bu türden raporları yayınlamak yerine tercihen ölüm sessizliğine gömülüyor.

Yine BM raportörü Alston’un raporunda hükümetin sıhhi alt yapıya önem vermemesi nedeniyle arka avluları atık su ile dolmuş konutlar; sağlık sigortası olmadığı için dişlerinin hepsini kaybetmiş olan yoksullar; uyuşturucu ve ilaç düşkünlüğünden ötürü dağılan aileler hakkında da çarpıcı bilgiler yer alıyor. Alston ayrıca, çok küçük bir kesimde biriken aşırı zenginlik nedeniyle Amerikan demokrasisinin temel unsurlarının zarar görmekte olduğunu da belirtiyor ve şöyle ekliyor:

 “ABD haricinde oy kullanma hakkı olmayan seçmenlerin bu kadar yoğunlaştığı başka bir endüstri devleti yok. Ayrıca Amerikan seçmenlerinin oyları mevcut seçim sisteminde pek az bir oranda sonuca etki ediyor.”

New York Times gazetesi (NYT) geçtiğimiz pazar “Eşitsizliğe Dayanan Vergi Reformu” adlı bir baş makale yayınladı. Söz konusu makalede kongrenin büyük şirketler ve zengin sınıf için büyük kolaylıklar sağladığına, ancak yoksul ve orta sınıfın haklarını tamamen kesintiye uğrattığına dikkat çekiliyor. Gazete redaktörü de konuya dair şunları ekliyor:

 “Birçok kişi artan gelir dağılımı eşitsizliğine bizzat bu vergi reformunun neden olduğunu dahi bilmiyor. Çok küçük bir yandaş grup kraldan daha kralcı davranarak Amerikan politikasını kendi çıkarları için biçimlendirmek istiyor […] Zengin aileler ilerici vergi politikalarına ve sosyal programlara karşı her türlü düşmanca söylemi geliştiren adayları destekliyorlar.”

Gazetenin redaktörleri söz konusu gelişmelerden bizzat cumhuriyetçileri sorumlu tutuyorlar; fakat yeni finansal düzenlemeler, uluslararası ticaret, kartel siyaseti ve sosyal reformlar hakkında da demokratların ortaya, hatta epey sağa kaydığını da kabul ediyorlar; ama buna rağmen demokratların desteklenmesi gerektiğine dair vurgu yapmaktan da geri durmuyorlar. Söz konusu makalenin sonunda demokratların sağcı adayı Doug Jones’un Alabama’da kazandığı seçime değinilirken, bu seçim zaferinin Amerika’daki sosyal eşitsizliğin oyları etkilemede tek neden olmadığı özellikle belirtiliyor. Ayrıca yazıda demokratların 2016 başkan adayı olmuş olan Hillary Clinton’ın Wall Street ve Amerikan finans çevrelerinin temsilciliğini yaptığına tek cümleyle bile değinilmiyor. Dahası, yine NYT’de geçen ay yayınlanmış olan bir başyazıda cumhuriyetçilerin hazırladığı kurumlar vergisinde kesintiyi ön gören reformu gazetenin dolaysız ve sınırsız bir suretle desteklemiş olduğu hatırlanmak bile istenmiyor elbette. Biz hatırlatalım, NYT şöyle yazmıştı:

“Şayet cumhuriyetçiler demokratlar ile işbirliği yaparlarsa, firmalara uygulanan üst vergi oranları düşürülebilir.”

Anlaşıldığı üzere NYT ABD’nin neden ve nasıl bu duruma geldiği sorusunu gündem dışı bırakmaktadır. Şayet soruya yanıt verecek olurlarsa kapitalist sistemi sorgulayacaklardır ki, zaten NYT mevcut sistemin coşkulu bir savunucusudur.

Günümüzde ABD’nin içinde bulunduğu zor durum ne bir günde ortaya çıkmıştır ne de tek başına bir partinin alçakça politikasına bağlanabilmektedir. Oligarşik egemen sınıf yönetimi veya kralcılar sistemi uzun bir siyasi evrimin sonucudur. 20. yüzyılda kristalleşen “Amerikan Rüyası” nitelemesi Amerikan kapitalizminin ideolojik temelidir. “Amerikan Rüyası” nitelemesinin arkasında saklı olan düşünce Amerikan kapitalizminin gelişimi ile insanların yaşam standartlarının yükselmesi ve her kuşağın bir öncekinden daha iyi şartlara sahip olmasıdır. Bugün bu tanım belli belirsiz içi boş bir hatıradan ibarettir.

Amerikan egemen sınıfı 20. yüzyılın ilk çeyreğinde sınıf çatışmalarının patlak vermesine ve Rus Ekim Devrimi’nin etkisiyle beliren muhtemel bir sosyalist devrime karşı anında tepki gösterdi. Bunun üzerine Roosevelt döneminde sosyal güvenlik yasaları hazırlandı ve zenginler üzerindeki vergiler yükseltildi. 1960’larda ise Medicare ve Medicaid reformları ile Büyük Toplum Programları hazırlandı. Elbette bu önlemler, bankaların ve devasa firmaların idaresinde olan ve özel mülkiyeti temel alan mevcut sosyal ve ekonomik sistemi muhafaza etmek için alınmışlardı. Başka bir deyişle Amerikan kapitalizmi ve onun dünya ekonomisindeki egemenliği sosyal reformlar çerçevesinde verilen tavizlerden ileri geliyordu. Amerikan kapitalizminin sonraki yılları izleyen dönüşümü ise egemen sınıfın strateji değişikliği ile uyumluydu. Egemen sınıf, 20. yüzyılın ikinci yarısında çökmekte olan ekonomisini dış ülkelere düzenlediği askeri saldırılarla ve sosyal rezervlerin aşağıdan yukarıya doğru dağılımı ile dengelemeye çalıştı. Bu politikanın sonuçları bu makalede kullanılan sosyal eşitsizliği gösteren istatistik grafiğinde mevcuttur. Buna göre en tepedeki yüzde 1’lik kesimin ulusal gelirlerdeki payı sürekli artmaktadır.

Bu tür çoğulcu olmayan bir gelişim hem demokratların hem de cumhuriyetçilerin yönetimleri altında devam etmiştir. NYT’nin baş makalesinde ABD’deki gelir dağılımı eşitsizliğinin son 30 yılı incelenmektedir. Bu zaman zarfı içinde demokratlar Clinton ve Obama dönemleri olmak üzere 16 yıl başkanlık yaparlarken, cumhuriyetçiler baba Bush ve oğul Bush dönemlerinde sadece 12 yılda kalmışlardır. Ancak hangi parti Beyaz Saray’ı ve kongreyi kontrol ederse etsin, önceki yıllarda yapılmış olan düzenlemelerin kaldırılması, finansallaşma ve sosyal programların tasfiyesi aynı şekilde engellenmeden devam ettirilmiştir. Hatta Amerikan toplumunun tüm kurumları bu sosyal karşı devrime iştirak etmişlerdir. Sendikalar büyük firma yönetimlerinin uzantısı olarak işçi örgütlerinin taleplerine kulak asmamışlardır. Oysaki aynı sendikalar 1980’li yıllarda her bir grevi ya da direnişi egemenlerden yalıtmak suretiyle onlardan gelen saldırılara önlem almaktaydılar. Günümüzde ise kendi yönetici kadroları için rahat makamları hazırda bulundururlarken, ucuz işgücü için aracı olup, egemen sınıfın polisliğini yapmaktadırlar. Hal böyle olunca Trump hükümetinin uygulamaları ve yapmakta olduğu vergi reformu yanlış bir gelişme olmaktan çok egemen sınıf politikasının devamıdır.

Özetle, tüm dünyadaki egemen sınıfların model almakta olduğu Amerikan toplumunun günümüzde geldiği durum, marksizmin doğrulandığının göstergesidir. Çünkü kapitalizm halkın büyük çoğunluğunu oluşturan işçi sınıfı ile egemen sınıf arasındaki uzlaşısı olmayan çatışmanın zuhur etmiş halidir. Kapitalizmde devlet tarafsız bir arabulucu değil, aksine egemen sınıfın basit bir aracıdır. İşçi sınıfı sosyal ve ekonomik hayatı biçimlendirmek hedefiyle bağımsız bir irade çerçevesinde örgütlenmelidir. Tıpkı cumhuriyetçiler gibi demokratlar da böyle bir iradenin canlanmasından korkmaktadır. Tam bundan dolayı demokratlar kesintisiz olarak işçi sınıfını avutmak ve yanlış yönlendirmek istemektedirler. Anti-Rusya kampanyası ve NYT’nin de iştirak ettiği histerik boyutlara ulaşmış cinsel taciz haberleri bu politikalardan bazılarıdır.

Amerikan İşçiler Birliği (Workers League) bundan 18 yıl önce Sosyalist Eşitlik Partisi’ni (Socialist Equality Party) kurduğunda, tarifi mümkün olmayan bir zenginliğe sahip küçük bir kesim ile ekonomik güvensizlik ve sefalet içinde yaşayan geniş emekçi halk yığınları arasında açılmakta olan farka vurgu yapmış ve bu durumu mevcut siyasi hayatın belirleyicisi olarak tanımlamıştı. Son 20 yılda yaşananlar bu analizi doğruladı. Sosyal eşitsizliğin büyük bir hızla yükselmesi kapitalist sistemin kaçınılmaz bir sonucuysa; Amerikan ve dünya halklarını, gücünü sosyal eşitsizlikten alan finans oligarşisinin elinden kurtarmak için toplumsal yapının sosyalist sisteme göre biçimlendirilmesi gerekmektedir. Çünkü finans oligarşisinin sosyal ve ekonomik hayatı kontrol etmesi artık insanlığın ilerlemesinin önündeki en büyük engeldir.

Almanca metin için: https://www.wsws.org/de/articles/2017/12/20/pers-d20.html