Çarpıcı bir klişe: Lise arkadaşları

Bölümler halinde Kerem'in ağzından okuduğumuz mekanlar, kendini aşıp odağa oturuyor. Dükkanda, parkta, otelde, yıkımda, hastanede ve Şekercizade Apartmanı'nda dolaştıkça geçmişin ve geleceğin kucağına atıyoruz kendimizi. Mekanlar, yaşanmışlığın önüne geçiyor çoğu zaman.



26-11-2017 08:38
Evrim Sayın

"Dükkanda" diyerek başlayan Öyle Güzel Bir Yer ki, bizi babadan oğula miras kalmış olan bir eskici dükkanına davet ediyor. Murat Gülsoy, bu eskici dükkanında liseden kalma arkadaşlıkları buluşturuyor. Yakın tarihimizin de kendine yer bulduğu bu romanda hayata dair inceliklerin sorgulayıcı bir tutumla ele alındığını söylemek yerinde olacaktır.

Fırtınanın kol gezdiği bir gece, Kerem'in sık sık "Ben neden bu eskicideyim?" dercesine sorguladığı eskici dükkanında bir araya gelen lise arkadaşları ucu bucağı görünmez bir sohbete oturuyorlar aslında. "Eskiden şöyleydin. Hiç değişmemişsin. Çok değişmişsin." gibi cümlelerin illa sarf edileceği bir buluşma olacaktır bu. Kitaba başladığımda hâlâ gösterimde olan İşe Yarar Bir Şey filmindeki bir sahne geldi aklıma hemen. Filmdeki avukat-yazar olan kadın karakter, her yıl aynı gün yapılan lise arkadaşları yemeğine bir arkadaşının ısrarlarına dayanamayıp on beş yıl sonra ilk defa katılmaya karar verir. Buluşma o kadar samimiyetten uzaktır ki katılımcıların hepsi birbirleri hakkında yorumlar yaparlar gece boyunca. Romandaki unsurlarla filmdeki kareler birebir örtüşmüyor elbette ancak "lise arkadaşları buluşması" üzerine birçok klişeyi içeriyor ikisi de.

Bölümler halinde Kerem'in ağzından okuduğumuz mekanlar, kendini aşıp odağa oturuyor. Dükkanda, parkta, otelde, yıkımda, hastanede ve Şekercizade Apartmanı'nda dolaştıkça geçmişin ve geleceğin kucağına atıyoruz kendimizi. Mekanlar, yaşanmışlığın önüne geçiyor çoğu zaman.

Eskici dükkanı, Kerem için bir çelişki aslında. Eskiciliğin ona miras kalmasından zaman zaman yakınıyor Kerem. Ölümün emrivakilere sebep olduğunun farkında olmasına rağmen her zaman bu olgunlukta yaklaşamıyor dükkanına. Eskici çocuğu olmanın derin yaralarını taşıyor. Lise arkadaşlarıyla dükkanında buluşacak olan Kerem, eskiciliğin ötelenmişliğini hissediyor ve arkadaşlarının "ne olduğunu" merak ediyor. Ona göre o sadece eskici olabilmiştir çünkü. Bu ezilmişliğin üzerine sinmişliğiyle varoluşsal kaygılarını da açık ediyor kahramanımız. Bir kelebeğin görüntüsüyle birlikte ölüme kapı aralıyoruz örneğin. Ölüm üzerine ipeksi sözcükler sıralıyor ardı sıra:

Çıplak bedenlerimize baktım hüzünle... Şimdi bu bedenlerin içindeyiz, bir süre sonra yok olacağız. Ne kadar sıkı sarılsak da zaman bizi hoyratça ayıracak, her şeyimizi elimizden alacak, bizleri kırık oyuncaklar gibi iki kulaç derinliğinde bir çukura fırlatıp atacak. Neden böyle korkunç duygulara kapılıyordum ki? Tam da beyaz bir kelebeğin mucizevi varlığını fark etmişken? Sanırım aşk, gölgesi korku olan bir ağaç gibi büyüyor insanın içinde. Güzeli hissetmenin bedeli korkunç olanı fark etmek.

Her şeye rağmen umudun romanı Öyle Güzel Bir Yer ki. Eskici dükanının tozlu rafları arasında da olsa asla gitmek gelmiyor Kerem'in aklına. Hatta çekip gidenlere sitem ediyor Kerem. Bırakıp gitmeyi olumlamadığı için, eskici kalmakta ısrar ettiği için, kentsel dönüşüme değindiği için umut vaat ediyor Murat Gülsoy. "Önce annesi, ardından babası Şekercizade Apartmanı'ndaki tozlu eskici dükkanını ona bırakıyor ve apartmanın yıkılıp yenileceğini duyduğunda da bu dükkanın daimi ferdi olarak kalıyor" Kerem. Hem direngen hem yalnız, bir başına.  


KÜNYE: Öyle Güzel Bir Yer ki, Murat Gülsoy, Can Yayınları, 2017, 240 sayfa.