Cansu Karagül yazdı: Bize lümpenliğin kitabını yazabilir misin Bolano?

"Lümpen Roman", Latin Amerika edebiyatının en büyük isimlerinden biri olarak kabul gören Şilili yazar Roberto Bolano’nun vefatından önce yayınlanmış son kitabı. Kitap 16 kısa bölümden oluşuyor. Metnin başında yer ve zaman detayı vermiyor Bolano. Yalnızca, kazanın Napoli yakınlarında gerçekleştiğini ve hikâyenin Roma’da geçtiği detayını alabiliyoruz yazarın ağzından



11-12-2016 04:41
Cansu Karagül

Hollywood filmlerinde görmeye çok alışık olduğumuz bir sahneyle başlar roman: Film bir otomobil kazası sahnesiyle açılır. Karı koca arabalarına atlayıp bir yolculuğa çıkar. Yağmurlu, sisli bir gecedir; araba şarampole yuvarlanır. Arabadakiler olay yerinde hayatını kaybeder. Geride bir kız bir erkek çocuk kalır ve çocuklar sosyal hizmetler tarafından evlerinden alınarak güvenli bir yere yerleştirilir. Eminim tüm detaylarıyla canlandırdınız gözünüzde. İşte "Lümpen Roman" da (belki kazanın detayları hariç) tam böyle başlıyor. Hollywood filmlerinden farkıysa hikâyenin Roma’da geçmesi ve hikâyenin sonunda karakterleri trajik bir sonun beklemeyişi.

"Lümpen Roman", Latin Amerika edebiyatının en büyük isimlerinden biri olarak kabul gören Şilili yazar Roberto Bolano’nun vefatından önce yayınlanmış son kitabı. Kitap 16 kısa bölümden oluşuyor. Metnin başında yer ve zaman detayı vermiyor Bolano. Yalnızca, kazanın Napoli yakınlarında gerçekleştiğini ve hikâyenin Roma’da geçtiği detayını alabiliyoruz yazarın ağzından. “Artık bir anne ve evli bir kadınım, oysa kısa süre öncesine kadar bir suçluydum” cümlesiyle başlayan roman Bianca’nın ağzından, birinci tekil şahısla yazılmış. Bianca’nın bir de erkek kardeşi var ancak ikisinin de yaşına dair pek fikrimiz yok. Anne ve babalarının kaybından sonra tek başlarına kalan iki kardeşin hayatına giren biri Libyalı, diğeri Bolonyalı olan iki yabancının Bianca ve kardeşinin hayatını nasıl değiştirdiğine ve onları ne tür suçlara ittiğine tanık oluyoruz kitap boyunca.

Kardeşimle ben öksüz kalmıştık. Bu, bir şekilde her şeyi haklı çıkarıyordu.” Hikâyenin kurgusu ve kaderi aslında sonunun başından belli olduğuna işaret ediyor. Kitabın daha ilk cümlesinde Bianca’nın bir suç işleyeceğini bildiriyor okura Bolano. Son cümlesine kadar da aslında ahlaki kalıpları yıkmaya zorluyor. Çocukluk, gençlik ve ilk yetişkinlik dönemlerini kapsayan romanda yazar şunu sorgulatıyor: Öksüz olmaları bir şekilde her şeyi haklı çıkaracak mı? Onları bir kader kurbanı olarak mı göreceğiz, yoksa Lümpen Roman bir özgür irade öyküsü mü? Yazar derinlemesine karakter tahlili ve analizine ya da betimleme ve gözleme çok fazla yer vermeyerek okuru daha da sürüncemede bırakıyor.

Aslına bakılırsa bu bir erkek-roman değil. Maciste karakteri hariç kitaptaki hiçbir erkeğin adı yok. Haklarında tek bildiğimiz isimleri ve memleketleri. Kitap nasıl ki Bianca’nın ağzından anlatılıyorsa aynı şekilde hikâye ve tüm gözlem ve diyaloglar da yine Bianca üzerinden ilerliyor. Erkek karakterler pasif konumda. Romandaki tek kadın karakter olan Bianca ise hem fail hem kurban. Kaza iki çocuğun da hayatını etkiliyor elbette ancak kitap boyunca Bianca’nın kardeşini, korunmaya muhtaç küçük bir çocuk gibi gösteriyor yazar. Kaybın ardından Bianca bir gecede büyüyüp yetişkinliğe adım atıyor. Kardeşine hem ablalık hem annelik yapmak zorunda kalıyor. Öksüz kaldığından itibaren, “giderek bir suçluya dönüşüyorum” diyerek aslında bir kehanetin kendi kendini gerçekleştirmesini örnekliyor.

Anne ve babasını trafik kazasında kaybeden iki çocuğun duygusal dünyasını çok fazla deşmiyor yazar, okurun da deşmesine izin vermiyor. Sanki karakterlerin kırılganlıklarından faydalandırmamak için özel bir çaba sarf ediyor. Hal böyle olunca Bianca’nın davranışları üzerindeki otokontrolünün fazla, kararlarının bilinçli olduğu hissini geçiriyor okura. Kararı da yine okura bırakıyor. Çocukluktan yetişkinliğe geçmek üzere olan ve suç eğilimi gösteren bu iki karakteri anne babalarını kaybettikleri için masum mu yoksa mazur mu göreceğiz? Bianca özgür bir birey mi yoksa düpedüz bir lümpen m?

Roman aslında son koymuyor. Olası başka gidişatları da olabilir ve Roberto Bolano okura kendi final sahnelerini yazmaları için fırsat veriyor. Aslında böylesi sürükleyici bir romana elbette yazar da içine sinen bir son düşünmüştür ancak burada okuru özgür kılabilecek kadar da kendi iktidarından vazgeçmesi alçakgönüllülüktür.

Bazen bazı romanlarda o romana “edebi” değerini katan ögenin ne olduğu konusunda oldukça kenara kıstırılmış hissedersiniz kendinizi. Ancak edebiyat tarihi bu ikilemi yaşatan milyonlarca kitaptan oluşuyor. Birileri bir kitabı bir nedenden ötürü göklere çıkarırken yine o kitabı birileri bir nedenden ötürü yerin dibine sokabilir. Burada pek çok değerlendirme ölçütü ve size yol haritası olabilecek –tabii ki bazen nesnel ama çoğu zaman oldukça öznel– birkaç unsur vardır; yazarın kendisi ve geçmiş eserleri, kitabın basıldığı yayın evi, varsa güvendiğiniz editörlerin imzası, ödül geçmişi, hakkında kaleme alınmış yazılar... Bunlara bakarak kendinizi ikna edebilir ve içinizi ferahlatabilirsiniz. Baştan uyarmalıyım ki "Lümpen Roman" sözünü ettiğim baskıyı üzerinizde kurabilecek kıvamda bir kitap. Derinlikli ve nitelikli bir modernist roman ya da rafine bir edebiyat ürünü olup olmadığına okuyup siz karar verin…


Künye: Lümpen Roman, Roberto Bolano, Çev: Seda Ersavcı, Can Yayınları, 2016, 128 sayfa.