Canan Güllü: Eksiklik yasalarda değil yasa uygulayanlar da

Sezgi Kırıt davası müdafilerinden TKDF Başkanı Canan Güllü "Sorun yasalarımızda değil, yasalar uygulanmıyor" dedi.



05-07-2018 13:17

Nazlı Eda Piyade / @nazliiedap

Antalya’da 15 yaşında cinsel saldırıya uğrayıp katledilen Sezgi Kırıt’ın davasında İstinaf Mahkemesi tarafından Adli Tıp raporuna rağmen müebbetle yargılanan sanıklar tahliye edildi. 7 yılda açılabilen davada yaşanan skandalları dün davanın avukatı Sibel Önder ile konuşmuştuk. Bugün de davanın müdafilerinden Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Canan Güllü’yle görüştük. Güllü davaya müdahil olma süreçlerini ve dava kararını anlattı. Türkiye’deki yasaların uygulandığı takdirde çocuğa ve kadına yönelik istismar ve şiddetin azalacağını fakat yasayı uygulaması gerekenlerin bunu gerektiği gibi yapmadığını vurgulayan Güllü "Toplumsal cinsiyet eşitsizliği derinleştirildiği müddetçe İdam çözüm değildir." dedi.

Sezgi Kırıt davasına nasıl müdafi oldunuz? Süreç sizin açınızdan nasıl işledi?

Sezgi Kırıt davası 7 yıl süren bir mücadele sonrası suçluların yargılanmasıyla başlayan bir süreç oldu.
TKDF’nin müdafi olması, davanın avukatı Sibel Önder’in Acil Yardım Hattı’mıza açtığı telefon ile başladı. Tek başına mücadele etmekte yetersiz kaldığına inandığı için destek istedi. TKDF olarak Önder’in mücadelesine eşlik ettik.Kamuoyunu bilgilendirici toplantılar ve süreci anlatan haber paylaşımlarında bulunduk. Bu süreçte baro ve diğer örgütlerle de dayanışma içinde olduk.Daha sonrasında sanıklar için tutuklu yargılanma kararı geldi.

Davanın bugün geldiği noktada sanıklar tahliye edildi. Siz bu kararı nasıl değerlendiriyorsunuz?

İstinaf Mahkemesi’nde görülen duruşmada, mahkeme  Adli Tıp Raporu’na atıf yaparak, Sezgi’nin vücudundan çıkan uyuşturucuyu kullanıcı olduğu yönünde yorumladı ve sanıkların serbest bırakılması kararını verdi. Ben bu kararda bir önyargı görüyorum. Raporda vücudunda bulunan uyuşturucu ile maktul suçlanmış, bu yetmezmiş gibi uyuşturucu kullanmanın, cinsel saldırıya maruz kalması, katledilmesi, bedeninin boş araziye atılarak günlerce bekletilmesine kadar giden sürecin müsebbibi olmasına kanaat verilmiş olması çok can yakıcıdır. Unutulmaması gereken en önemli konu katledilen Sezgi’nin 15 yaşında olduğudur. Türkiye’nin de imzalamış olduğu sözleşme gereği 18 yaşın altındaki herkes çocuktur ve çocuk istismarının cezalandırılmasında yasalar es geçilmiştir.

‘DAVA SÜRESİNCE KADINLARLA DAYANIŞMA İÇİNDEYDİK’

Peki bu davayı ve tahliye kararını kadınlar açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dava bize iletildikten ve sosyal medyada gündem edildikten sonra çeşitli Sivil Toplum Kuruluşları, kadın örgütleri ve Baro Kadın Komisyonu’yla dayanışma içindeydik. Bu noktada son 4 yıldır Uluslararası İstanbul Sözleşmesi’nin barolara ve kadın örgütlerine müdahil olabilme yetkisi vermesi bizlerin mahkeme salonlarında da mücadele etmemizin ve kadınların yanında olmamızın önünü açmıştır. Maalesef tüm yargılama süreçlerinde İstanbul Sözleşmesi’ni kabul ettirmekte zorlanıyor olsak da kamuoyuna mal olan davalarda mahkeme heyeti sözleşmenin ilgili kararını kabul ediyor.

Unutulmamalıdır ki hiçbir kadın şiddete maruz bırakılamaz ve  18 yaşın altındaki herkes çocuk kabul edilir. Bizler onların çocuk olduğunu ve çocuklarda rıza aranamayacağını haykırmaya devam edeceğiz. Sezgi’nin davasında da yanlış tahliyenin geri döneceğini ve yerel mahkemenin verdiği kararın arkasında durarak çok uzun yıllardır sürüncemede kalan bu davayı adil sonuca ulaştıracağına inancım tamdır. 

‘YASAL MEVZUATTA DEĞİL UYGULANMASINDA EKSİKLİK VAR’

Bu dava özelinde ve tüm davalar genelinde sizce kadınların leyhine atılacak adımlar neler olmalıdır?

Son yıllarda var olduğumuz tüm kamusal alanlarda şiddetin farklı biçimlerine maruz bırakılıyoruz.  Hukukun verdiği cezasızlık örnekleri kişileri bu eylemi yapmaktan çekinir kılmıyor. Mahkemelerin verdiği bu kararlar bu olayların artmasındaki en önemli etkenlerden biridir. Bir diğeri de eğitim sisteminde yapılması gereken değişikliklerdir. Eğitim sistemi toplumsal cinsiyet eşitliğine dayalı olarak yapılandırılmalı, kadınların toplumsal alanın içinde olması engellenmemelidir.

Şu unutulmasın ki bu ülkenin yasal mevzuat açısından bir eksikliği yok. Ancak uygulamadaki erkek egemen tahakkümün dönüşümünü sağlayamazsak daha feci günlere tanıklık edeceğiz.  Okullardaki öğretmenlerden, Kuran kurslarındaki hocalara, sokaktaki satıcıdan, apartman komşusuna ve aile bireylerine; istismarın uygulayıcıları için yapılacak çok basit düzenlemeleri hükümet hayata geçirmek zorundadır. Bakın son 10 günde 4 çocuk kaçırıldı.  İkisinin ölüm haberini aldık. Kaçırılma sayısındaki artış ve bunların cinsel istismar sonucu katledilmeye varan sonuçları önemsenmelidir.

Şiddet konusunda emniyete intikal eden vakalara ilgisizlik ve yetersiz kolluk kuvvetleri konusunda da iyi bir çalışma gereklidir.

Biz 24 Haziran seçimlerinden sonra da seçim meydanlarında konuşulmayan bu tür konulara ait başlıklarla ilgili duyurumuzu yayınladık. Onlardan biri çocuklar için ‘Acil Yardım
Hattı’ ve mahkeme kararları için zihniyet dönüşümü idi.

Yeni kurulacak kabinede Aile Bakanlığı’nın Çalışma Bakanlığı’na katılacağı yeni yapılanma modeli konusunda da tedirginliklerimizi dile getirdik.

‘İDAM ÇÖZÜM DEĞİLDİR’

Vakalar sonrası gelen açıklamalar, sosyal medya paylaşımları ve ‘İdam olursa önlenir’ beyanları kişilerin kendini teselli etmesidir. Mesele bu vahşet boyutundaki katledilmeler yaşanmadan önleyici tedbirleri hayata geçirmektir. Tabii ki eğer bir vaka gerçekleşmişse Sezgi Kırıt olayında olduğu gibi faillerin kanunlar çerçevesinde cezalandırılacağına dair inanç sarsılmamalıdır. Yazılı ve görsel medya bünyelerinde hukukçu kadrosu ihdas ederek bu davaları takip etmeli ve bu sorunu ortadan kaldırma adına işbirliği içinde olmalı, kullandığı dil ve görsellerle kadınlara destek olmalıdır.