Camiilerden selalar ve Marx'ın yasası



13-07-2017 13:38
Doruk Cengiz

15 Temmuz 2016’dan bu yana, iktidar bir kuralı çiğniyor [1]. Başta camiiler olmak üzere tüm İslami dini kurumları kendi siyasetinin örgütleyicisi haline getiriyor. Doğru, Türkiye’de camiiler, mescitler her zaman sağ siyasetin taşıyıcısı olmuşlardı. Ancak, asgari ölçekte bir tarafsızlık iddia ediyorlardı. Artık bu da yapılmıyor. İktidarın, doğrudan gövde gösterisi amacı güttüğü 15 Temmuz yıldönümü eylemleri için propaganda yapıyorlar. Böylece Diyanet ile AKP’nin kaderi birbirine bağlanmış oluyor. Birinin düşüşe geçmesi diğerini de aşağı çekiyor. Diyanetsiz bir Türkiye kapitalizminin ise sosyalizme karşı koyabilmesi pek mümkün gözükmüyor. 

AKP TABANI MUTLAK OLARAK AZALIYOR

Mevcut iktidarın toplumu dönüştürmede pek de başarılı olamadığını görüyoruz. Referandumda da ortaya çıktı, toplumun yarısını dönüştüremediler. 30 yaş altı kesimde AKP desteği çok sınırlı [2]. AKP’nin oy tabanı, büyük ölçüde, gençliğini 1980 sonrası ve 2000 öncesi yaşamış kesimler. Bir diğer ifadeyle, 35-55 yaş grubuna dayanıyor. Bu kesimin hatırladıkları da Kenan Evren’in ve sonrasında Turgut Özal’ın dindarlığı, devlete karşı gelenlere yapılan işkenceler, televizyondan izledikleri “PKK terörü” ve “DHKP-C terörü”.

Ancak yavaş yavaş 35-55 yaş grubunun siyasetteki ağırlığı kayboluyor. Aşağıdan gelen ve oy hakkı olan gençler mutlak sayıca artıyor. Yaşlanma sonucu ölümler, hastalıklar da AKP’nin tabanını sayıca azaltıyor. İşte selâlar da burada devreye giriyor. “Biz çok kalabalığız, her yere ulaşırız” mesajı veriyor. Megafonlar sonuna kadar açılıyor ve tüm Türkiye selâ dinliyor. İkinci olarak, “Onların sesi yok” algısı uyandırılıyor. 1980-90ların gençleri, bugünün orta yaşlıları sokağa davet ediliyor.

SELÂNIN TAŞIDIĞI RİSKLER

Peki, gençlerin AKP'ye bakışı değişir mi? İşte bunun cevabı, Türkiye’nin geleceğini belirleyecek. Bir yandan rahatsız olduklarına şüphe yok. Bir diğer yandansa, üst kuşağın korku düzlemine geçmeye başlıyorlar. Anlamadıkları bir dilde, şen şakrak olmadığı belli olan bir melodiye sahip mistik bir ses duyuyorlar.

Tarafsızlığı anayasa ile sabit kurumların, Diyanet İşleri Başkanı’nın, camiilerin, mescitlerin ve diğer dini kurumların siyasetin içine çekilmesindeki gaye basit. İktidarın tabanını arttırmak. Ancak taşıdığı risk de belli. Artık iktidar partisinin her geri adımı, dinsel kurumların da geri adımı olacak. AKP’ye öfkeli olan, AKP’nin açıktan müttefiki olanlara da kızacak. Bugün, Diyanet belli bir siyasi özneyle eşleşti ve AKP’ye karşı olanları etkileme gücünü büyük ölçüde kaybetti.

Devam etmeden bir noktayı vurgulayalım: AKP’nin gerilemesi toplumda geniş anlamıyla dinselliğin gerilemesi anlamına gelmeyebilir; ancak taraf olan dini kurumlar bundan kesinlikle etkilenecektir. AKP eninde sonunda kaybedecek ve bu kurumları da kendisiyle birlikte aşağı çekecek.

MARX’IN YASASI

Peki, dini kurumlar düzen için çok mu gerekli? Yalçın Küçük’ten alıntılayalım: “Peki ‘İslam devleti’ neden mi? Sendika ve grevleri kaldırmak, fabrika sükunetini realize etmek, esir ücretini sürdürmek için. [Bunlar için] ‘İslam Devleti’ vazgeçilmez olmaktadır.” [3] Kısaca, bu kurumlar Türkiye kapitalizmi için AKP’den çok daha gereklidir. O halde, neden AKP için riske atılıyorlar?

Burada genel olarak Marx’ı, özel olarak da “Kâr Oranlarının Düşme Eğilimi Yasası”nı hatırlıyoruz [4]. Bir burjuva her zaman üretimdeki makine kullanımını arttırmak ister. Makine, aynı ürünün daha verimli ve daha düşük masrafla üretilmesini sağlar. Böylece kapitalist, rakiplerinden çok daha yüksek kârlar elde eder. Hatta bir kısmının dükkân kapatmasına yol açar. Ancak uzun vadede, üretim daha fazla makineyle yapılmaya başlar. Rekabet sonucu yüksek kârlar erir. Değeri sadece emek ürettiğinden, üretimde emek gücünün oranının makine lehine düşmesiyse, eğer bir hal çaresi bulunmazsa, tüm kâr oranlarını eritir. Yani, bir burjuva, kısa vadede kazanç için uzun vadede tüm sınıfı zora sokar.

Sömürü oranını arttırmak kârların düşmesini engelleyebilir ve Yalçın Küçük’ün yukarıda bahsettiği tam olarak budur. Marx’ın yasası ise iktisatla sınırlı değildir. Bugünkü iktidar, kendi çıkarları için Türkiye kapitalizmini tehlikeye atıyor. Çünkü Diyanetsiz bir Türkiye, afyonsuz bir işçi sınıfıyla özdeştir. O işçi sınıfı, kendi iktidarına çok yakındır.

NOTLAR

[1] “İktidar”, tekelleri de kapsayan biçimde kullanılıyor. 

[2] http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/687088/MetroPoll_den_referandum_anketi__Gencler_sandiga_giderse__Hayir__daha_da_guclenir.html

[3] http://odatv.com/prof.-dr.yalcin-kucukun-47-maddelik-secim-analizi-0804091200.html

[4] https://www.marxists.org/turkce/m-e/kapital/kapital3.pdf