Çağan Sabancı yazdı: ‘Havalı’ bir aksesuar olarak bestseller

Sadık Albayrak, Bestselleri Okuma Klavuzu’nda bir reklamcılık çalışmasıyla sunulan bestseller kültürünün tipik özelliklerini sergileyen romanlardan bazılarını seçerek eleştirmiş. Kitapta incelenen romanlar: Son Oyun (Ahmet Altan), Çıplak ve Yalnız (Hamdi Koç), Konstantiniyye Oteli (Zülfü Livaneli), Elveda Vatanım (Ahmet Ümit) ve Orhan Pamuk’a ait Kafamda Bir Tuhaflık’tır.



11-12-2016 04:31
Çağan Sabancı

Sadık Albayrak’ın “Bestseller Okuma Kılavuzu” edebiyatımızın yakın geçmişi ve güncel durumu karşısında geçmişe yaslanarak yapılan bir bugün eleştirisidir. Kitapta edebiyatımızda çoğunlukla benzer özellikler sergileyen ve bir reklamcılık çalışmasıyla sunulan bestseller kültürünün tipik özelliklerini sergileyen romanlar seçilerek eleştirilmiştir. Kitapta incelenen romanlar Son Oyun (Ahmet Altan), Çıplak ve Yalnız (Hamdi Koç), Konstantiniyye Oteli (Zülfü Livaneli), Elveda Vatanım (Ahmet Ümit) ve Orhan Pamuk’a ait Kafamda Bir Tuhaflık’tır.

BESTSELLER İŞGALİNE YOL AÇAN ‘EDEBİ’ TUTUM

Sadık Albayrak incelemesine, bestseller kültürüne yol açan sürecin 12 Eylül sonrasında oluşan ve sanatı da etkileyen dönem olduğunu belirterek başlamaktadır. Darbenin elim bir hadise olduğunu ancak edebiyatımızı siyaset boyunduruğundan kurtardığı iddiasının eleştirisiyle de devam etmektedir. Bir zamanlar edebiyatımızın sol siyasetin boyunduruğu altında olduğu tespiti önemli çünkü hâlâ bazı edebiyat bölümlerinde Marksist estetik olarak bu anlatılmaktadır. Sanat özellikle edebiyat kadar yaşamla güçlü bir bağa sahip insan etkinliğinin, diğer insan etkinliklerinden ve insan etkinliklerinin akıbetini tayin eden siyasetten etkilenmemesini iddia etmek, savunmak ya da bunu ideal bir anlayış olarak sanat tarihi çalışmalarında önermek maddi olarak yanlıştır. Sanatta propagandayı istememek ise farklı bir tartışmadır.  Bu tartışmada ise neyin propaganda neyin sanat/edebiyat unsuru olduğu ayrımı önemlidir. Ancak Bestseller Okuma Kılavuzu kitabında karşılaştığımız tartışma bu tezahürleriyle sürdürülmediği için konuya bu haliyle girmeye gerek yok. Bize göre Bestseller Okuma Kılavuzu’nun gerçekten kılavuzluk ettiği tek tartışma, ‘sol edebiyata’ yönelik yukarıda andığımız eleştirilerin sol ideolojiyi estetik açıdan değersizleştirirken sağın tüm klişe ve acizlikleriyle edebiyata girişiyle ilgili açtığı tartışmadır. Daha fazla uzatmadan, bestseller edebiyatın tipik özelliklerini taşıyan ve farklı eleştirmenler tarafından övülen Ahmet Altan’ın Son Oyun romanının kitaptaki incelemesinden örnek verelim. Kitap kendisini anlatsın.

‘YERLİ’ BESTSELLER EDEBİYATIMIZIN ÖZELLİKLERİ

Bestseller romanlarımızın asli özelliği insanı tanımamasıdır. Yani insanı, roman kişilerini zaman-mekân ve toplumsal ilişkilerle hemhal biçimde oluşturamamasıdır. Dikkat edilsin, eleştirilen, toplumsal ilişkilerin, sınıfsal gerçeklerin, mekân-coğrafyanın olmaması değil, bu ilişkiler çerçevesinde belirlenmiş bir birey anlatımından ziyade keyfi süreçlerle belirlenmiş karakter yaratımıdır.  İkinci ortak özellik ise bağlamından kopuk insan yaratımının yanında bağlamın önemsizleştiği dolayısıyla mananın değil yalnızca sözde çarpıcılığın ön plana geçtiği afili cümleler kurma eğilimidir. Bestseller edebiyatın kolay tüketilebilir bir tür olmasında taşıdığı bu özellik etkilidir.  

Tanrı’nın kötü ve savruk bir romancı olduğunu düşünüyorum. Yarattığı bütün insanlar arasındaki ilişkileri tesadüfler üstüne kuran, olayların sıkıştığı bölümleri tesadüflerle çözen bir romancıya iyi romancı demem ben.” (Albayrak:38)

Trajik olan şu ki: romandaki erkek yazar “cinayet romanı” yazmak için gittiği yerleşim yerindeki kadınların kendi romanlarını okuması tesadüfü nedeniyle yazarla sevişmek için hazır beklemektedir. Çünkü yazar kadınları çok iyi tanımaktaymış. Bir Ahmet Altan klasiği olan pornografik cinsellik bu tesadüflerle roman girmektedir. Bizim kötü romancı olan tanrıya ne oldu acaba?

Kitapta kaydedilen bir diğer ortak özellik ise din ve pornografik cinselliktir. İkincisi kültür emperyalizminin artık teşhir olmuş evrensel bir silahıdır. Ancak bizim edebiyatımızda dinle birlikte kullanımına dair Sadık Albayrak’ın incelemesinden örnekler vermekte fayda var. Dinin yüzyıllardır insan yaşamına etki etmiş bir olgu olması ve edebiyatçının bu olgudan olumlu – olumsuz faydalanması, bağ kurması normal bir durumdur. Ancak insanın ve kadın güzelliğinin temsilinde (Ahmet Altan, Elif Şafak örneğinde olduğu gibi) baskın olarak din ve cinselliğe yaslanmak problemlidir. Birincisi insan kavrayışı sığ, eksikli olacak dolayısıyla insan anlatımı da başarısız hale gelecektir. İkincisi post modern rüzgarlar altında insanı daha bütünsel, toplumsal ilişkileri çerçevesinde politik – ideolojik belirlenimleriyle ele almayı estetik dışı ilan edip din ve cinselliğe başvurmak iki yüzlü bir tavırdır. Bu iki durum bestseller edebiyatın başarısız karakter ve tip yaratımının arkasında yatan temel nedenlerden biridir.

Hemen örnek:

Başımı çevirdiğimde Zühal’in genç kadının verdiği incecik beyaz bir başörtüyü bağladığını gördüm. Çok güzeldi. Böylesine masum, saf bir kadın güzelliğine daha önce hiç rastlamamıştım. Caminin bir parçası olmuş gibiydi.

Yazarın masum kadın imgesinin başörtülü, cami arka fonlu oluşuna ‘kişisel’ deyip devam edelim.

Masanın yanında sevişmeye başladık. Bir hayvan gibi parçaladım onu. Ben paramparça etmeyi seviyordum. O paramparça olmayı. Vücudunda değmediğim, dokunmadığım, doldurmadığım hiçbir yer kalmadı. Beni yönetmekten vazgeçip teslim olmuştu. O eskimiş vücudu, hafifçe sarkan göğüsleri dolgun karnıyla beni gerçekten çıldırtıyordu.” (Albayrak:41)

Caminin bir parçası, başörtüyü geçirince masum olan Zuhal seviştiği romanın yazar karakterine “Sat beni!” diyerek tuzu biberi eksik etmiyor. Kadınları çok iyi anlayan bir erkek yazar oluşu kadınların kendi kendilerini aşağılamasına yetiyor. Cengiz Gündoğdu, Ahmet Altan’ın bu üslubu hakkında son derece yerinde bir tarif kullanmaktadır; “cesetleşmiş dil.”

Yazar körelmiş duyguların üstünde yükselmemelidir. Yazar aşka öyle bir yorum getirmeli ki ben bu aşk için mücadele etmeliyim ama Ahmet Altan basmakalıp, insanın içini bunaltan bir yorum getiriyor aşka. Aşk kasıkların hazdan sızlaması. Bunun hiçbir yanı insani değil ben bunu bütün kötü romanlarda okudum… Bugün bütün insanları sarıp sarmalayan, insanı kendi efendisi olmaktan alıkoyan var olanı, sorun diye kabul etmek bir yazar için bir edebiyatçı için ölçüttür, temel ölçüttür. Cesetleşmiş bir dille tip-karakter yaratılamaz. Kitapta kişilerin varoluşu, neden yaşadıkları belli değil. Bu kişilerin varoluşu Ahmet Altan’ın keyfi için oluşmuş. İnsanın yaratacılığına inanmıyor Altan. Cinselliği de kapsayan tinsel aşkların yaratıcı öznesi değil insanlar, onlar cinsel güdülerin oyuncağı.” (Albayrak:44)

Sadık Albayrak bestseller romanların itkilerinden birisinin de edebiyat için oldukça önemli olan eleştiri mekanizmasının pazarlama mekanizmasına dönüşmesi olduğunu tespit etmektedir. Türkiye’de edebiyat eleştirisinin geldiği noktaya dair kitaptan bir örnekle bitirelim. Ahmet Altan’ın kadınlarla sevişmeyip onları teslim alıp vücutlarını doldurduğu, kadınların kendisi için çıldırdığı(!) romanı hakkında Milliyet Kitap’ta çıkan Aslı E. Perker imzalı tanıtım yazısına bakalım. “… onun erkeklerinin her tür kadın bedenini sevdiğini, takdir ettiğini anlıyoruz ki bu günümüzde çok okunan bir yazar tarafından yapıldığında çok güzel bir şey. Bedenler tek kalıba girmeye çalışırken, tartı üzerinde yağ oranımız, su oranımıza kadar ölçülüp biçilirken beğenilen bir erkek yazarın çıkıp kimi karakterlerine her tür kadın vücudunu sevdiğini söyletmesi umut verici.” (Albayrak:53)

Solun boyunduruğu altındaki edebiyat Yenişehir’de Bir Öğle Vakti, Tante Rosa çıkarırken “özgür edebiyatın” çok satan bir romanındaki kadınlar erkeklerine sat beni diye yakarmakta, edebiyat eleştirmeni kadınlar bununla teselli bulmaktadır.

Sevgi’yi bilmeyen nesle aşina değiliz…

KÜNYE: Bestseller Okuma Kılavuzu, Sadık Albayrak, Doğu Kitabevi, 2016, 320 sayfa.