Bugünü anlamak için: ‘Ankara Vukuatı’

1915 yılında Ermenilerin tehcir edilmesine dair verilen emir üzerine tehcir hikâyeleri kulaktan kulağa yayılmaya, korku hüküm sürmeye başlar. Yetkililer tehcirin Katolik Ermenilere uygulanmayacağı konusunda kesin bir dille konuşurken gerçek kendini kısa bir süre içinde belli eder.



08-10-2017 10:19
Gökçesu Özgül

“Ankara Vukuatı” Ankaralı Katolik Ermeni Simon Arakelyan’ın 1921 yılında bastırdığı tehcir tanıklığına ilişkin metnidir. Tanıklığı 1915 ağustosunda Ankara’da tutuklanmasıyla başlar. Anlattıkları bilhassa Katolik Ermenilerin hiçbir surette tehcir edilmediklerini iddia eden resmi tezi çürüttüğü için önem taşıyor.        

Arakelyan kitaba Osmanlı’nın 1. Dünya Savaşı’na girmesiyle başlar, burada ülkenin genel durumuna ilişkin bir tablo çizer; Osmanlı’nın kaderi savaşa ve İttihatçılara teslim edilmiştir. Bu bölümde daha ziyade İttihat ve Terakki politikaları üzerine yoğunlaşmış durumdadır. Daha sonra kendi hayatına doğru ilerleriz; Simon Arakelyan Ankara’da doğup büyümüştür ve reji memurluğu yapmaktadır. Anlattıklarından Arakelyan’ın hayatının tutuklanmadan önceki kısmına ilişkin fazla veri elde etmek mümkün değil. 1915 yılında Ermenilerin tehcir edilmesine dair verilen emir üzerine tehcir hikâyeleri kulaktan kulağa yayılmaya, korku hüküm sürmeye başlar. Yetkililer tehcirin Katolik Ermenilere uygulanmayacağı konusunda kesin bir dille konuşurken gerçek kendini kısa bir süre içinde belli eder. Önce Ankara’dan çıkmak isteyen Katolik Ermenilerin seyahat vesikası ile yolculuk etmeleri engellenir. Bu zaten yeterince önemli bir işarettir. İttihatçılar “zararlı” sayacakları hiçbir şey bulamamalarına rağmen en kutsal yerlere dahi dokunmaktadırlar. Tek istekleri kendi tasarılarını gerçekleştirmektir; bu toprakları Türkleştirmek. Aslında suçlu aradıkları yoktur. Önce silahlar toplanır. Bu sırada hapishanelerde kürek cezasına ve müebbete çarptırılanlar serbest bırakılmış ve silahlandırılmıştır.  Bu korkulu belirsizlik ağustos ayında yerini gerçeğin karanlığına bırakır; parça parça tutuklamalar başlamıştır artık. O da evinden alınır ve tutuklanır. Bu aynı zamanda Tarsus’a kadar uzanan aylar sürecek bir yolun da başlangıcıdır. Kimse bu yola isteğiyle çıkmaz. Yol da öyle bildiğimiz, alıştığımız yollardan değil; zulüm Anadolu’nun havasına suyuna karışmıştır artık. Memleket adları ölümle anılmaya başlar .

Götürüldükleri yere öldürülmemeleri emri gelir ancak bu infaz kararının çekilmesi  pek bir anlama gelmez; artık aç susuz, sürekli ölüm tehlikesiyle geçecek dağlar, tepeler başlamıştır. Herkes gibi onlar için de en büyük korku Der Zor’a sürülmektir. Güvenli bir yer bulmak, eve dönmek zorundadırlar. Sürekli bir kaçış, açlık, tutsaklık halinde, canlarına, mallarına göz diken çetelerle, kötü muameleyle hayatta kalmaya çalışırlar.

Geçtikleri yerlerde “Ermeni öldürmeye alışmıştır” köylüler. Bu yol sadece onların yolu değildir, binlerce insan da sersefil halde yürümektedir aynı yolları. Acıya alışırlar; sonunda. Bu öyle bir acıdır, öyle dayanılmazdır ki yaşamamayı, kurşunla öldürülmeyi, hayatına son vermeyi tercih eder insanlar. Arakelyan’ın da pek çok kez söylediği gibi “hiçbir kalem bu acıyı tarif edemez.” Umut ve umutsuzluk yan yanadır bu yolda. Başlarına gelen her iyi şeyde şükrederek umuda sarılsa da sanki her an ölümle birlikte, ansızın ortaya çıkmasını bekleyerek yaşar. Belki de dayanmasını sağlayan metin boyu yücelttiği, en büyük saadet olarak saydığı “ümit”tir. Arakelyan memleketi Ankara’dan nefretle bahseder. Sonra da buna kendisi de şaşırır. Bir insanın memleketiyle arasına giren, ona kötü gözle bakmasına sebep olan her şey nefretle anılmaya mahkumdur. Ankara’nın hali hal değildir; memleketinden, hayattan koparılan Ermenilerin malları “Emval-i Metruke”ye devredilmiş, açık arttırmalarda satılmaktadır. Arakelyan belki de hiç şahit olmadığı Ankara yangını ile son verir metnine. Belki de tutuklanma ile başlayan bir döngüyü kafasında böyle tamamlar.

Bu metin pek çoğumuz için tehcir ile ilgili bildiklerine yenisini eklemiyor ama bir gerçeğin tekrar ortaya konması, bir acının tazelenmesi anlamına geliyor. Üstelik dünü anlamadan bugünü yaşayamıyor insan.


KÜNYE: Ankara Vukuatı, Simon Arakelyan, Aras Yayıncılık, 2017, 352 sayfa.