Bora Murat Pektaş yazdı: Başkaldıran Bellek*

Kitap, karanlık günlerin kabir azabından çıkarıp, bahara yolculuyor bizi. Bahara; bir milyar insanın her gece yatağına aç girdiği; inşaatlarda, savaşlarda, sokaklarda ve bodrum katlarında çocukların yittiği zamanlardan sonra gelecek bayram baharına. Yağmur sonrası rengarenk bükülen gökkuşağına…



18-12-2016 00:43
Bora Murat Pektaş

1975’te dünyaya geldiğinde; beş yaşındayken 1980 Darbesi’nin olacağını, on altı yaşındayken Sovyetler Birliği’nin çözüleceğini, doksanlı yıllar boyunca insanlığın, yozluğun ve yabancılaşmanın bataklığında çamura bulanacağını, yirmi yedinci yaşı itibariyle de  memleketinin topraklarına bir kötülük iktidarının hükmedeceğini bilmiyordu muhakkak…

Doğduğunda; Denizler katledileli  üç yıl olmuş,15-16 Haziran’ın büyük yürüyüşü gerçekleşmiş, Kaypakkayalar, Mahirler, Sinanlar kısa süre önce geçip gitmişlerdi dünyamızdan.

O yıllarda Türkiye faşizmi sert oynasa da, yaşadığımız günlerden farklı olarak sokakta insanlar ve eylemler, fabrikada grevler, ülkede toplumsal bir dik duruş vardı.

Vicdanın böylesine örselenmediği, haksızlıklara olağan olarak karşı çıkıldığı, ‘sıradan iyiliğin’ üzerine henüz toprak atılmadığı yıllardı.

Gericilik silindirinin tam kapasite çalışmadığı, umudun katledilemediği, ileri doğru yürüyüşün durdurulamadığı, kısacası düşenin dostunun olduğu bir dünyaydı.

Sonrası ise tufan yılları…

Darbe sonrası zamanlar, doksanlarda ‘sınıftan kaçış’ ve mücadele eden bir avuç insan…Ve bugüne uzanan karanlık, kan lekesi ve baskıdan mürekkeb bu iktidar. Çoğumuzun yaşadığı kabus.

İşte tüm bunların üzerine kendini inşa eden insanlardır 70’lerde doğanlar. Yapılana ve yıkılana şahit olanlar… Tıpkı Onur Behramoğlu gibi…

Bugün bıkkınlık yaşıyorsak da, küreklere asılmamıza rağmen karşı kıyıya ulaşamıyorsak da  dünyanın sonu değildir bu. Çünkü…

Çünkü insanın ve tüm eşyanın hammaddesi tükenmeyen dinamizmdir. Nöronların, protonların devridaimi sonsuzdur. Kimi zaman her şeyden vaz geçmiş olduğumuzu hissetsek bile, aklımızın o en yumuşak, en insan yanı çalışmaya, bataklıklardan ve mezarlıklardan bizi çıkaracak enerjiyi üretmeye devam eder. Bu sayede, reddetme, direnme, alçaklığa ve yılgınlığa teslim olmama gibi insanlık hallerinin bahar bahçesinde buluruz kendimizi.

Sürekli yenilenen o direnme enerjisiyle, o ölmeyen dinamizmle, en insan yanlarımızla, toplumsal acılar, anlar ve anlamlar arasında köprüler inşa ediyor Onur Behramoğlu.  Ne de olsa güzel şaraplar, iyi insanlar, kalemini kanıyla dolduran şairler ilham verir insanlığa.

“Başkaldırıyorum Öyleyse Varız” bu köprülerin yapıcısı olmaya soyunuyor. Zalimden ve zalimlikten yakamızı bir parça kurtarıp insanlığın güneşinde mayalanan o sınırsız gücü hatırlamamıza vesile oluyor.

Kitap, karanlık günlerin kabir azabından çıkarıp, bahara yolculuyor bizi. Bahara; bir milyar insanın her gece yatağına aç girdiği; inşaatlarda, savaşlarda, sokaklarda ve bodrum katlarında çocukların yittiği zamanlardan sonra gelecek bayram baharına. Yağmur sonrası rengarenk bükülen gökkuşağına…

Onur Behramoğlu’nun “Başkaldırıyorum Öyleyse Varız”da sorduğu sorular, el aldığımız değerler anlamında kadimdir ve genceciktir, gölgesi bu zamana düşen bizlere sorulduğu için.

“ …Pir Sultandan el alarak, ‘yoluna can feda’ diyeceğimiz değerlerimizi dürüstçe sıralayıp feragat-i nefsle mücadeleye adanmaya kaç kişiyiz?...Biz kaç kişiyiz?...Ya da, gitgide bir deprem enkazına benzeyen ülkemize bakarak: Orada kimse var mı, seyyar lambanın aydınlattığı el arabasının içinde uyuyakalmış çocukların tertemiz bir sabaha uyanmaları için çırpınacak? Orada kimse var mı?..”

Sorular acılar gibi kadimdir ve gençtir yine acılar gibi. Cevaplar ise yalnızca genç olmalıdır. “Orada kimse var mı?” sorusunun cevabı insanlığa dair taze düşüncelerin yeşertilmesi olmalıdır.

Bu yeni düşüncelerin dertlere derman olup olmayacağı yaşanılarak bilinebilir ancak. Ama beklemek, ertelemek yıkıcıdır. Durup düşünmeye vaktimiz yok artık.

Bu günlerde, çocuklara yalnızca bir gecede yaşatılacak kötülükler bile aklımıza düşünce…

Zamanımız var mı gerçekten?

Tek bir saniyenin bile hesabını veremeyiz artık. O yolları geçtik çoktan.

“Aylan’ın başının yüzüstü gömüldüğü kumda çocuğunuzla kumdan kaleler yapın şimdi; Aylan’ı dalgalardan koruyup karaya çıkaramamış pabuçlar düşünün, eğilip çocuğunuzunkini giydirirken. Küçücük gövdesinin iki yanında uzanan kollarına, birini annesi diğerini babası tutsun diye açılıp öylece kalakalmış ellerine şiirler okuyun, şarkılar söyleyin, sevişin. Kurulduğunuz koltuklardan perişan ahkamlar kesin sonra, hep doğru hep haklı çıkın, aydınlığınızın ışığıyla kendi gözleriniz kamaşsın, çocuk ölüleri karanlıkta kıyılara vururken.”

Beklediğimiz her an, başkalarının acılarına itirazsız geçen her gece bu sözler bizim için tekrar ve tekrar söylenecektir. Yüzümüze çarpanın utancı bir ömür sırtımızın yükü olacaktır. Bohçamızda utançlar olmasın diye, el verelim diye bir diğerine, kelimeler değil insanlar omuz omuza duruyor sanki kitabın sayfalarında. Dayanışma en yalın, en doğrudan, en kolay haliyle cisimleşiyor yazılanlarda.

Nedir bu yalın, doğrudan ve kolay olan? Dilinden, milliyetinden dolayı kimse ölmesindir, ağaçlara hayvanlara kıyılmasındır, kitaplar pahalı yazarlar ucuz olmasındır. Her ne varsa haksızlığa, onursuzluğa dair karşısına bent kurmaktır. İdareten değil zaruretten insan olmaktır. Hiçbir şey olmazsa “kederinden ölebilen bir lori kuşu” olarak anılmaktır. Zor değildir.

Başka ne vardır kitapta? Mızrak gibi Devrimciler, Elis’in Bakışı, Fidel’in Omzundaki Kuş, Ölü Kayyum, Devrimci Tarık Akan… Ve bir de ayaklanma çağrısı insanı insana çağıran.

Hepsinden öte illaki şiir… Yedi kat şiir. O, topraktan örgütlenen, güneşe yolcu, insanları birbirine yazgılı dünyamızda kötülükten azade ve ona karşı büyüyen şiir…

Hatırlatan bir kitaptır “Başkaldırıyorum Öyleyse Varız”. Toplumun vicdanını titreten ancak zamanın aşındırıcılığından kurtulamayan acı anıları hatırlatıyor bize. Tazelensin, kanasın yeniden diye değil, iyiliğe güzelliğe gideceğimiz yollar kaybedilmesin diye. Ayağımızı bastığımız toprağın bilincini yaratabilelim diye hatırlatıyor. Kendimize bile yabancılaştığımız bu zamanda her şey sıradanlaşıp silinmesin diye. Ölü çocuklar yaramızda uyusun diye.

Galeano’nun Uruguay ve tüm Latin Amerika’nın acı hatıraları için yaptığını Onur Behramoğlu bizim topraklar için yapıyor bu kitapla: Hatırlatıyor...

*Kitapta bulunan yazılar, yazarın 2010 yılından günümüze kadar çeşitli dergi ve gazetelerde yayımlanan yazılarından derlenmiştir.


KÜNYE: Başkaldırıyorum Öyleyse Varız, Onur Behramoğlu, Tekin Yayınevi, 2016, 191 sayfa