Biz de bir gün güzel sabahlara uyanacağız

"Kuşkusuz herkesin -bir insan ömrünü neye vermeli- sorusunu kendine sorduğu bir dönemi olmuştur hayatında. İnsanın, içinde yaşadığı toplumla ve kendiyle kurduğu bağın bir sonucu olarak verilen cevaplar da değişmiştir kuşkusuz."



23-12-2018 00:30

Şilan Geçgel

‘Zulüm bırakmadı peşimizi hiç  
biz gittik o buldu izimizi  
konar göçer olduk yedi iklimde  
tanığımızdır dağlar taşlar
Yalnız bir öfke ışıltısı kaldı  
gözlerimizin yorgun sularında  
yaşamak bir inat oldu artık  
yaşamak bir direnme oldu zulme’

Göç şiirinde böyle yazıyor büyük şair Ahmet Telli…

Yaşamanın kendisinin bir direnme hali olduğunu söylemekle kalmıyor, yaşamak inadının ‘kavgaya devam etmek’ olduğunu düşündürüyor okura.

Şair, okuru zulümle kavga etsin, yaşasın istiyor sanki. Yorgunluğu kabul ediyor ama yılgınlığı, asla! Öyle ya yaşamaya devam etmek; kavga etmeye, sevmeye, umut etmeye devam etmek demek değil de nedir? 

Kuşkusuz herkesin -bir insan ömrünü neye vermeli- sorusunu kendine sorduğu bir dönemi olmuştur hayatında. İnsanın, içinde yaşadığı toplumla ve kendiyle kurduğu bağın bir sonucu olarak verilen cevaplar da değişmiştir kuşkusuz.

Bir insan ömrünü neye vermeli? Daha çok para, kariyer ya da aşka mı?

Yok bunlar değil. Bugün başka bir ömrünü verme halinden bahsedeceğiz. Ömrünü verenler de hoşnut üstelik bu durumdan.

Elka, “Sen en güzel yıllarını sosyalizm için hapiste mi geçirdin yani” diye sorarken hafiften gülümsüyor Yusuf’a… Onunla dalga geçer gibi değil de, olmayacak hayaller kuran yaramaz ama inatçı bir çocuğa bakar gibi gülümsüyor. Şefkatle.

Özcan Alper’in ödüllü filmi Sonbahar’ın Yusuf ile Elka’sı, sıradan bir otel odasında birbirine âşık olmanın ince çizgisini geçmek üzereyken, sohbet ediyorlar. Sosyalizm hayaliyle genç yaşta mücadeleye atılan Yusuf, F tipi cezaevlerinde gördüğü yoğun işkence sonrası Verem oluyor.  Hastalığının ilerlemesi üzerine tahliye edilince hayatının son günlerinin yaşamak üzere annesinin yaşadığı Doğu Karadeniz’deki köylerinin yolunu tutuyor ve hikâye başlıyor.

Yusuf, Elka’ya kavuşsun diye çarpan kalpler, hikâyenin sonunda kırılıyor olsa da Yusuf bizi tüm inanmışlığı ve geçmişe aidiyetiyle sarıp sarmalıyor…

Bugün bahsedeceğimiz kitap bize sık sık Yusuf’u, sert dalgalarıyla kıyıya vuran öfkeli Karadeniz’i ve her daim düşlerinin peşinde koşan sabırsızlık zamanının güzel çocuklarını hatırlatacak…

DipNot Yayınları geçtiğimiz 2016 yılında başlattığı Kurtuluş Kendini Anlatıyor ismindeki kitap serisinde 6.kitabına ulaştı. Serinin 6.kitabı geçtiğimiz aylarda okurla buluştu.
Sevdaların Yangınından Geçtik isimli kitabımız; geçmişe özlem, hakiki bir samimiyet ve sosyalizm için kalpleri çarpan güzel insanlarla bizi tanış edecek.

Kitap serisine ismini veren Kurtuluş, Türkiye Sosyalist Hareketi tarihi açısından kıymetli bir siyasal deneyim olan Kurtuluş Hareketi’nin ta kendisi.

Kurtuluş Kendini Anlatıyor dizisinin ilk iki kitabında "Kurtuluş Hareketi"’nin yedi kurucusuyla yapılan görüşmeler yer alırken, döneme dair nitelikli tespitler de kendine yer buluyor. 
Türkiye solunun son 40-50 yıllık, büyük çalkantılarla dolu yıllarını konu alan bu kitapta:

Darbeler, idamlar, katliamlar, sol içerisinde ayrışmalar... THKP-C, THKO; TİP, Dev-Genç, "Beyaz" ve "Kırmızı" Aydınlık, 15-16 Haziran işçi direnişi, 12 Mart, Kızıldere Katliamı, yeni örgütlenme arayışları, Kurtuluş Sosyalist Dergi, siyasal kampanyalar ve anti-faşist mücadele, Maraş ve Çorum katliamları... gibi tarihsel birçok olay anlatılıyor.

Kurtuluş’un 40 yıla ulaşan tarihi dikkate alınarak yapılan bu çalışmada, bu 40 yılın doğduğu ve kitlesel bir devrimci hareket haline geldiği 1975-80 yıllarından, ağır illegalite koşullarında varlığını sürdürdüğü 1985 yılına kadar olan dönem birinci elden aktarılıyor.

Kurtuluş Kendini Anlatıyor dizisinin ikinci kitabında Mustafa Kemal Kaçaroğlu, Mahir Sayın, İsmet Öztürk ve Doğan Tarkan ile yapılan görüşmelere yer veriliyor.

Yukarıdaki isimlerin her birinin 1960’lara uzanan uzun mücadele tarihi, kendi ağızlarından anlatılan yaşam öyküleri pek çok yeni bilgiyi de içeriyor.

Dizinin üçüncü kitabında merkez komitesi, İstanbul ve İzmir il komiteleri veya merkez komitesine bağlı organlar içinde yer alan isimler 1970'lerden bugüne uzanan bir mücadele tarihini çeşitli yönleriyle ve bütün canlılığıyla aktarıyorlar.

Kurtuluş Kendini Anlatıyor isimli dizinin dördüncü kitabında Merkez Komitesi, Ankara ve İstanbul il komiteleri veya merkez komitesine bağlı organlar içinde yer alan bu isimlerin hiç de kısa olmayan siyasi yaşamları ve mücadele tarihleri özel olarak Kurtuluş’un, genel olarak Türkiye sosyalist hareketinin belli bir tarihsel döneminin kayda geçmesi gibi düşünülebilir. 

Basitçe övme veya yerme anlayışından uzak durularak dönemin sosyalist hareketinin nasıl bir örgütlenme anlayışına, çalışma tarzına ve mücadele biçimlerine sahip olduğu somut örnekler ve deneyimler üzerinden anlatılırken, anlatıcılar çeşitli deneyimleri üzerine özeleştirilerini de ifade ediyor.

Kurtuluş Hareketi’nin Kürt ulusal sorununa yaklaşımı ve kavrayışı gereği bir “merkezi örgütlenmesi” daha vardı: Seksiyon. Yani Kürt illerindeki siyasi ilişkilerin, yerel örgütlenmelerin bölge çapında merkezi ve “ayrı bir parti gibi” örgütlenmesini öngören bu yapı ayrıca ve özel bir kitapta ele alınmayı gerekliliğini ortaya çıkarması üzerine serinin beşinci kitabı olan Seksiyon yayınlanıyor.

İşçi sınıfı hareketiyle ulusal hareketin ortak örgütlenme ve mücadelesinin savunulması Kürt sosyalistlerin Seksiyon olarak örgütlenmesine ve bölgeye özgü, özel politikalar uygulamasına, anadilinde yayınlar çıkarmasına engel olmuyordu. 

Seksiyon’da teori ile pratik arasındaki uyumsuzlukları, çelişkileri veya yetersizlikleri sergilenirken bölge’nin siyasi ve örgütsel tarihini anlamaya da hiç kuşkusuz yardımcı olacaktır. Bu kitapla Kurtuluş Hareketi içerisinde devam eden Kürt meselesi tartışmalarına da bütünsel bir bakış mümkün olabiliyor.

Serinin son kitabı olan Sevdaların Yangınından Geçtik isimli kitabın kilit özelliği Kurucular olarak tanımlanan insanların dışında Hareket’in örgütsel ayağında ve daha alt pozisyonlarda sorumluluk alan devrimcilerinin dönemsel aktarımlarını içeriyor olması.

Kurucular ya da merkezi organ üyelerinin mükemmeliyetçi ve hata affetmez ifade tarzları aksine kendisini, üyesi olduğu Hareket’i ve bağlı bulunduğu merkezi organı doğrudan eleştirebilen bir kadro toplamıyla bu kitap hayat bulmuş görünüyor.

Hareket’e, örgüte “daha aşağıdan” bakan örgütsel sorumluların röportaj tarzında yazılan bir metinle ifade ettikleri tablo ve işaret ettikleri nokta merkezi kurulların çeşitli zaaf ve eksiklerini de gözler önüne seriyor.

Yedi devrimciyle yapılan bu görüşmelerde tüm isimlerin erkek olması büyük bir eksiklik olarak kabul edilmeli. Kitapta da kendine sıklıkla yer bulan –kadın yoldaşlarınızı nasıl görüyorsunuz, kadın mücadelesi hakkında ne düşünüyorsunuz sorularına çok daha genel geçer verilen yanıtlar, kadın devrimcilerin “onları bacımız olarak görürdük” diye tariflenmesi dönemin kadın devrimcileri açısından gerçekliğini gözler önüne seriyor…

Doğrusuyla yanlışıyla bir mücadeleyi omuzlamış; çokça zorluk görmüş, bugün geriye baktığında Kurtuluş Hareketi’nin merkezine eleştirilerini yaparken, kendilerini eleştirmekten de geri durmayan mütevazı devrimcileri anlatıyor Sevdaların Yangınından Geçtik…

Özellikle yoğun fiziki işkence sonrası gösterdikleri direnç, hapishanelerde kurdukları komün meclisleri, mücadele ederken ez kaza âşık olmalarını anlatırken yaşadıkları mahcubiyet içimizi ısıtacak. 

Dünden bugüne, bugünden yarına…

“Biz de bir gün güzel sabahlara uyanacağız” diyenlere.

KÜNYE: Sevdaların Yangınından Geçtik-Kurtuluş Kendini Anlatıyor 6, DipNot Yayınları-2018, 422 sayfa, Arif Kurtdişoğlu, Erdoğan İren, Hüseyin Soylu, İsmail Ağan, Kadir Akın, Kamil Kürünoğlu, Şevket Karakuş