Bir gençlik romanı: ‘Armut kafa’nın iç monoloğu

Her detayın titizlikle verildiği Daralan’da Mete, kendi kendine konuşarak cesaret kazanıyor git gide. Her geçen gün kendini buluyor dünyanın bir yerindeki Tellibostan Sokağı’nda. Bu buluşun döşeli zemini o kadar sert ki Mete’nin iç sesleri çoğu kez şiddetli bir şekilde çarpıp geri dönüyor yine Mete’ye. Ancak Meteler ve Ayşeler, Feride teyzelerin yardımıyla ama kendi iç seslerinin inadıyla dünyadaki herhangi bir sokaktan fırlayıp çoğalarak ümit edecekler gelecekten.



05-11-2017 08:15
Evrim Sayın

Örücü ailesinin hikâyesi, kente benzemeyen Tellibostan Sokağı’nda başlıyor. Tellibostan’ın bir kente benzemediğini ailenin küçük oğlu Mete’den öğreniyoruz. Duvar ustası olan babasının inşa ettiği tek katlı kiremit çatılı evlerinde yaşayıp gidiyorlar tabiri caizse. Sonra Mete, liseye başlamayı beklediği yaz mevsiminde eve hapsolmaktan sıkıldıkça kendini, ailesini ve ergenliğinin iç sesini duyurmaktan kendini alamıyor. Mine Soysal’ın bir gençlik romanı olan Daralan, Mete nezdinde ergenlerin dünyasına ışık tutuyor.

Mete’nin ablası Ayşe bedensel engellidir ve bu yüzden günlerini ayağa kalkamadan geçirir. Ablasının ev içerisinde yer değiştirilmesi sorumluluğu çoğunlukla Mete’ye aittir. Mete bu sorumluluğun öneminin bilincindedir ve bu sebeple kente pek az inmektedir. Yaz tatilini evin içinde, ablasının yanı başında geçirmektedir, Mete. Babaları uzun zamandır iş bulamayan sakin, sessiz bir adamdır ve evdekileri çekip çeviren, aileyi derleyip toparlayan, “aman kimse kırılmasın”cılıkta herkese taş çıkartan bir de anneleri vardır. Durağan bir çizgiyi seyreden yaşamlarının iki önemli eşiği olmuştur. Bunlardan ilki hemen karşılarına taşınan komşularıdır. Bu komşuların taşındığı günden itibaren hiçbir şey eskisi gibi olmaz onlar için. Komşu evin babası Zebella Hasan ve büyük abi Murat, hır gür çıkarmaktan zevk alan tiplerdir. Erkekliklerini kullanarak evdeki kadınları baskılamadan bir gün dahi geçirmemektedirler. Şadiye Hanım ve Kader; hem fiziksel hem psikolojik şiddete tabi olurlar, çektikleri çileyi kader sanmaktadırlar. Hatta Şadiye Hanım zaman zaman eşini olan bitenin sonucunda desteklemektedir kurduğu cümlelerle farkında olmadan. Mete’nin gözlemlerinden ve gözlemelerinden tanıdığımız karşı komşunun bir de küçük oğlu vardır: Ömer. Ömer, evdeki şiddetten ne kadar kaçmaya çalışsa da dönüp dolaşıp kendini yine kutsal aile kuyusunun içerisinde bulur. Dayak yememek için, göze girmek için yalanlar söyler, iftiralar atar. Mete de tüm bunlardan nasibini alır elbette. Mete’nin Ömer’e karşı hissettikleri bir hayli karmaşıktır aslında. Ömer’in nasıl bir aileye doğduğunu gördükçe yer yer ona acır, zaman zaman ona karşı vicdani bir sorumluluk yükler kendine ama bir o kadar da kızar, nefret eder, kurtulmak ister Ömer’den.

Örücü ailesinin sade yaşamlarındaki ikinci bir eşiğin varlığından bahsetmiştik yukarıda. Romanın en çarpıcı bölümlerinden biriydi bu eşiğin oluşmasını sağlayan küçük teyze Feride’nin Metelere gelişi. Feride Teyze, tezini tamamlamak için Metelerdedir ve bir psikologdur. Ablasıyla asla anlaşamayan Feride Teyze, yeğenleriyle vakit geçirir sıklıkla. O da karşı komşuda olup bitenleri çözmeye çalışır fakat salt gözleyerek değil; bizzat dahil olarak. Teyzeleri konuşmaya başlayınca Ayşe ve Mete’nin ona olan hayranlıkları artar. Hatta Mete o kadar anlamlandıramaz ki teyzesinin zihnindekileri, zihindekiler dile döküldükçe bunları uzaydan gelen mesajlar olarak tanımlar. Feride, ablasının yanında kaldığı süre zarfında karşı komşu erkeklerinin erillikleriyle ve karşı komşu kadınlarının korkaklıklarıyla mücadele etmek zorunda kalmıştır. Büyük abi Murat tarafından taciz bile edilmiştir. Buna rağmen evin küçük kızı Kader’in kendi yolunu çizmesi için çaba sarf etmiştir. Birilerinin acı çekerken atamadığı çığlıkları duyup da o birilerine yardım edememenin nasıl insafsızca ve bencilce bir tercih olduğunu anlatıp durur yeğenlerine, ablasına. Feride teyze, aydın bir karakterin temsili olmuş eserde. Bir yanda ne olursa olsun eşlerinin dizinin dibinden ayrılamayan ve kendi kaderlerini çizemeyen kadınlar, bir yanda Feride teyzeyle ortaya koyulmaya çalışılan güçlü, kendine yetebilen bir kadın karakter mevcuttur. Yazar, aradaki farkı belirginleştirmeye çalıştıkça Mete’nin iç sesleri artar ve zihninin genişlemesiyle birlikte ruhu daralmaya devam eder. Ruhu daralır çünkü kendi yaşamından farklıyaşamlara temas etmeye başlamıştır. Bu temas Ömer’in ailesinin gazabına uğrasa da Mete, kendi iç konuşmaları esnasında sürekli kendini eleştirir. Her eleştirisinin sonuna ya da başına da armut kafa yakıştırmasını ekler. Kendine armut kafa demenin hazzına da o çağlarda varıyor demek ki insan. Mete kendimizle vermemiz gereken bir kavganın varlığının ayırdına çoktan varmıştır fakat bu kavganın aynı zamanda yaşama ve insanlara karşı da verilmesi gerektiğini yeni yeni öğrenir. Bu öğrenme sürecinde Feride’nin etkisi yadsınamaz kesinlikle. Ayşe’yi yaşama kazandırmanın, onun kendini değerli hissetmesi için yapılması gerekenlerin asla bitmeyeceğinin sinyalini verir Feride ziyaretiyle. Ayşe ilk defa tebessüm eder, ilk defa umut eder, ilk defa hayal kurar. Hayal kurmak, bir insanı yeniden yürütebilir Ayşe nezdinde.

Her detayın titizlikle verildiği bu eserde Mete, kendi kendine konuşarak cesaret kazanıyor git gide. Her geçen gün kendini buluyor dünyanın bir yerindeki Tellibostan Sokağı’nda. Bu buluşun döşeli zemini o kadar sert ki Mete’nin iç sesleri çoğu kez şiddetli bir şekilde çarpıp geri dönüyor yine Mete’ye. Ancak Meteler ve Ayşeler, Feride teyzelerin yardımıyla ama kendi iç seslerinin inadıyla dünyadaki herhangi bir sokaktan fırlayıp çoğalarak ümit edecekler gelecekten.

KÜNYE: Daralan, Mine Soysal, Günışığı Kitaplığı, 2017, 216 sayfa.