Bir anti komünizm tarihi için eleştirel notlar

“Komünizm tarihi” yazarına göre Sovyetler Birliği’nde yapılan 1917 Ekim Devrimi bir çeşit darbeydi.25 Ekim’de Troçki ve Petrograd Sovyeti Devrimci Askeri Komitesi, savunması zayıf Kışlık Saray’ı kolayca ele geçirmişti. Ayrıca Bolşeviklerin tüm Rusya’da seçim kazanamamasının yanısıra, 1917’nin sonlarında işçilerin çoğunluğunun ve askerlerin %42’sinin oylarını aldıkları Kurucu Meclis seçimlerinde 48,4 milyon oyun 10,9 milyonunu almalarından yola çıkarak ve seçimin galibi Sol Sosyalist Devrimcilerin programının çoğunu paylaşmalarını öne sürerek bunun bir Bolşevik Devrimi olmadığını söyler, değerleri kısa süreliğine onaylanan radikal bir halk devriminin ortasındaki Bolşevik bir ayaklanma olarak görür. Bu satırlar Priestland’ın Sovyet Devrimi hakkında hiçbir kaynağa bakmadığını akla getiriyor.[i]



25-06-2017 09:22
Ufuk Akkuş

İletişim Yayınları’nca yayımlanan David Priestland’ın “Kızıl Bayrak Bir Komünizm Tarihi”  kitabının arka kapağındaki tanıtım yazısında yazarın şu sözü yer alıyor: “..küresel kapitalizm krizde olduğuna göre, şimdi komünistlerin alternatif bir sistem yaratma çabalarını ve başarısız olma nedenlerini yeniden gözden geçirmenin tam zamanıdır”. Priestland;siyasi gelişmelerin yanı sıra komünist figürlerin yaşam öykülerini ve  magazinel düzeyde ayrıntıları da içeren  geniş bir komünizm tarihi sunma çabasına girişiyor. Ancak bu çabasında geçmişten ders alınarak eski hataların tekrarlanmayacağı bir komünizm modeli önerisinin ve kapitalizme alternatif bir sistem arayışının izlerini görmek pek mümkün değil.Ortaya konulan daha çok bir anti komünizm tarihi çalışması oluyor.

600 sayfalık kitabının girişine, 1989 Kasımı’nda Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla başlayan yazar; duvarın yıkılışını devrim olarak görüyor ve bu yeni “devrimin” komünist devrimde olduğu gibi servet, Fransız devriminde olduğu gibi aristokratik ayrıcalıklı kaleleri düşürmeyi değil “güya yoksulların ve ezilenlerin davasına kendilerini adayan devletleri yıkmayı hedeflemişlerdi” diye ekliyor. “Güya” ve “sözde” kelimelerini komünist fikir ve eylemi olumsuzlama anlamında kitabın pek çok yerinde kullanan yazar; komünist dünyayı ilk kez George Orwell’in 1984’ünde gördüğünü söylüyor.1987-1988 yıllarında Moskova Devlet Üniversitesi’nde yüksek lisans yapan Priestland kitabın yazımının komünizm üzerine yıllarca düşünmesinin sonucu olduğunu aktarıyor. Kitaptaki teorik argümanlara bakıldığında yazarın bu düşünme sürecinde Marksist klasikleri  pek incelemediği anlaşılıyor.

Kitap 1789 Fransız Devrimi ile başlıyor.Yazara göre 1789 ve 1848 devrimlerine fazla bel bağlayan ve devrimin bütün Avrupa’ya yayılacağını düşünen Marx ve Engels yanılmışlar, ancak 1871’deki Paris Komünü ile tekrar umutlanmışlardı. Ancak Marx, “kütüphane için siyasetten vazgeçmeye karar vermiş, mücadelenin odak noktasını barikatlardan teori alanina kaydırmıştı.Artık proletaryanın inancını yitirdiğine göre, bir başka kuvvetin, iktisadın dünyayı komünizme taşıyacağını göstermeye çalışıyordu.”

Marx, hiçbir zaman proletaryanın kahramanlığına atıf yapmamış olup iktisada da dünyayı komünizme taşıma misyonu biçmemiştir.Karl Marx, bütün tarihi sınıf mücadelesinin ürünü olarak görmüş ve üretim ilişkileri içindeki konumu nedeniyle proletaryayı bütün sınıfları ortadan kaldıracak bir toplumsal özne olarak görmüştür. Marx  analizinde;  iktisadın yanısıra sosyoloji, felsefe, hukuk, tarih  ve  hatta mitolojiden de yararlanmıştır. Priestland’ın elinde Kapital’i okuma istatistikleri olsa gerek ki “ az okunsa bile ortaya anıtsal bir eser çıktı” diye bahsettiği Kapital ona göre “büyük ölçüde kapitalizmin mekanizmaları, zayıflıkları ve güya nihai yokoluşunun bir analiziydive komünizmden hiç söz etmiyordu.”

Nail Satlıgan; Marksist Klasikleri Okuma Kılavuzu adlı kitaptaki “Kapital’de Komünizm Tasarımları” makalesinde bu konuya değinir. Bilimsel sosyalizm kurucularının, Marx ile Engels’in, kapitalizmin yerini alacağını tasarladıkları geleceğin toplumu için hazır şemalar ortaya koymadıkları , onları ütopik sosyalistlerden ayırt eden özelliklerden birinin bu olduğunu vurgulamasını yaparak, Alman İdeolojisi’nden alıntı yapar:“Bizim gözümüzde komünizm yaratılması gereken bir durum olmadığı gibi, gerçekliğin kendisine uymak zorunda olduğu bir ideal de değildir. Bugünkü düzeni ortadan kaldıran gerçek harekete, komünizm adını veriyoruz biz.”[ii]Buna karşın Satlıgan bir süreç olarak Kapital’de, yani Kapital’in üç cildinin yanısıra Grundrisse, öteki el yazmaları ve Kapital’in “Gotha Programının Eleştirisi”, gibi uzantılarında komünizmin ayrıntılı ve somut olmasa da genel ve soyut özelliklerinin oldukça tutarlı bir çerçevede sergilendiğini gösterir.

Priestland’ın Engels’e atfen söz ettiği “emeğin kendi kendini motive edebileceği, yaratıcı ve zevkli olabileceğiyle ilgili ilk kanaatinin yerini işin teknisyen ve patronlar tarafından yukarıdan yönetilmek zorunda olduğu şeklindeki daha karamsar bir görüşe bıraktığı” ifadesine referans vermediği için teyit imkanı bulamadık, fakat akabindeki ”, Kapital’den yaptığı “büyük ölçekli her türlü birleşik emek…otoriteye gerek duyar” alıntısına baktığımızda Priestland’ın Marx’ı pek anlamadığı saptamasını yapabiliriz.Marx, Kapital’de denetim ve yönetim emeğinin doğrudan üretim sürecinin bileşik bir toplumsal biçim aldığı yerlerde gerekli olduğunu ve ikili niteliğe sahip olduğunu yazar.“Bir yandan bir çok bireyin elbirliği yaptığı her iş zorunlu olarak sürecin düzenlenmesini sağlayacak yön verici bir iradenin tıpkı bir orkestra şefinde olduğu gibi işyerinin toplam faaliyetine uygulanacak görevlerin bulunmasını gerektirir. Öte yandan bu denetim işi doğrudan üretici olan işçi ile üretim araçlarının sahipliği arasında karşıtlığa dayanan bütün üretim tarzları için zorunlu olarak ortaya çıkar.Bu uzlaşmaz karşıtlık ne kadar büyük olursa denetimin oynadığı rol de o kadar büyük olur. Dolayısıyla kölelik sisteminde doruk noktasına ulaşır.Ne var ki bu kapitalist üretim tarzında da vazgeçilmez bir şeydir, çünkü buradaki üretim süreci aynı zamanda kapitalstin emek gücünü tükettiği bir süreçtir”[iii].

Marx’a göre; yönetim ve denetim işi her türlü bileşik toplumsal emeğin niteliği ile belirlenen özel işlev olmaktan çok üretim araçları sahibi ile emek gücüne sahip işçi arasındaki zıtlıkla belirlendiği sürece, ister bu emek-gücü kölelikte olduğu gibi emekçinin satın alınmasıyla elde olunsun, ister işçinin kendisi emek-gücünü satsın doğrudan üreticilerin köleleştirilmelerinden doğan bir işlev hemen her zaman bu ilişkinin gerekçesi gibi gösterilmiştir.[iv]Açıkça görüldüğü gibi Marx’ın işyerindeki otorite vurgusu Priestland’ın tezinin aksine kapitalist ve önceki üretim tarzının geçerli olduğu toplumlara ilişkin bir değinidir ve Marks tarafından özgür üreticilerin birliğinin hayat bulacağı komünist sisteme ait bir özellik değildir.

Priestland “komünizm tarihi” anlatısında sıklıkla roman ve sinema filmlerinden de yararlanır. Lenin’in çok önemli gördüğü ve en çok sevdiği kitaplardan biri olan  Çernişevski’nin“Nasıl Yapmalı” romanını da “kötü de olsa olağanüstü” olduğunu belirterek karakterlerinin Dostoyevski’nin “Yeraltından Notlar romanında acımasızca hicvedildiği saptamasını yapar. Ancak, Dostoyevski’nin alaycı tepkisinin gençler arasında rağbet görmediğini ve Çernişevski’nin eserinin Rus öğrencileri arasında nesiller boyu kutsal olarak kaldığını söyler. Priesland’a göre: Lenin Çernişevski’nin sosyalizmini modern dünyaya uyarlayan kişiydi., ayrıca “Nasil Yapmalı” Lenin’in karısı Nadejda Krupskaya ve geleceğin sosyalizm ve aşk kuramcısı İnessa Armand’la yaşadığı romantik aşk üçgenine de model sağlamış olabilirdi. “Nasıl Yapmalı” romanı hakkında Rus Düşünce Tarihi kitabının yazarı Andrzej Walicki’den bir alıntı yapmakla yetinelim: “Genç kuşağın birçok üyesi için bu roman gerçek bir "yaşam ve bilgi ansiklopedisi" oldu. Lenin'in eşi Nadezhda Krupskaya anılarında, kocasının bu yapıtı en ince ayrıntılarına kadar anımsayabildiğini anlatır. Plehanov, "Baskı makinesinin Rusya'ya girişinden beri, hiçbir basılmış yapıt, Çernişevski'nin Nasıl Yapmalı'sı kadar büyük bir başarı kazanamadı," derken, durumu hiç de abartmıyordu”[v].

“Komünizm tarihi” yazarına göre Sovyetler Birliği’nde yapılan1917 Ekim Devrimi bir çeşit darbeydi.25 Ekim’de Troçki ve Petrograd Sovyeti Devrimci Askeri Komitesi, savunması zayıf Kışlık Saray’ı kolayca ele geçirmişti. Ayrıca Bolşeviklerin tüm Rusya’da seçim kazanamamasının yanısıra, 1917’nin sonlarında işçilerin çoğunluğunun ve askerlerin %42’sinin oylarını aldıkları Kurucu Meclis seçimlerinde 48,4 milyon oyun 10,9 milyonunu almalarından yola çıkarak ve seçimin galibi Sol Sosyalist Devrimcilerin programının çoğunu paylaşmalarını öne sürerek bunun bir Bolşevik Devrimi olmadığını söyler, değerleri kısa süreliğine onaylanan radikal bir halk devriminin ortasındaki Bolşevik bir ayaklanma olarak görür. Bu satırlar Priestland’ın Sovyet Devrimi hakkında hiçbir kaynağa bakmadığını akla getiriyor.[vi]

Priestland’ın döneme  ilişkin romananalizleri;  sistem övgüsünü içeren romanların yerde yere vurulması, eleştirel ve sisteme mesafeli romanların yüceltilmesi şeklinde işleniyor.1922-1924 yılları arasında Fedor Gladkov’un “Çimento” romanı da bu pejoratif tutuma maruz kalır.Çimento,savaştan sonra eve döndüğünde sevdiği çimento fabrikasını atıl ve çürük halde gören iç savaş kahramanı Gleb Çumalov’un hikayesini anlatır. Gleb, savaş sırasında edindiği radikal kahramanlığı ekonomik yeniden inşaya uyarlayarak, fabrikayı eski haline dönüştürme çabasına girer.. Yazar romanı analiz ederken bir yerde şöyle bir söz eder: “Gleb’in çözümü, inanmış parti üyelerinden oluşan grupların kiteleleri güya sınıf mücadelesi içinde seferber ettikleri iç savaş yöntemlerine geri dönüştü.” Tılsımlı sözcük (güya) burada da karşımıza çıkar.Komünizm tarihi yazarı anlaşılan Marx’ın temel argümanlarından biri olan “tarih sınıf mücadelelerini ürünüdür”sözüne de oldukça mesafeli bir tutum içindedir.Romanda proletaryaya atfedilen kolektivist ve özverili davranışlar da, Marx’ın ahlakın bir burjuva görüngüsü olduğu ve sosyalizm altında sönüp gideceği sözüyle karşı karşıya getirilir Pravda’da yazılan “günümüzde kadın modası, duyguları alevlendirecek şartlı reflekslerdir.Paris modasını hayatımızdan çıkarıp hijyenik, sad eve rahat giysiler üretmek için var gücümüzle savaşmak bu nedenle esastır” sözünü de kadınların davranışını hedef almak olarak görür.Tabii Pravda gazetesinde yazan kişiye de sözde bir uzman nitelemesini yaparak.Anlaşılan tarih yazarımız o dönemin yazarlarının niteliği ve uzmanlığı konusunda tam bir yetkinliğe varmış. Marx ve Engels metafizik, din, hukuk ve politikanın yanında ahlakıda , ideolojikbir biçim olarak görmüşler ve onun belli toplumsal üretim ilişkilerine dayalı grerçekleşen etkinliklerden bağımsız ele alınamayacağını açıklamışlardır.Buna göre bu ideoloji biçimleri, işbölümünün hakim olduğu bir toplumda hakim sınıfın varoluş koşullarının düşünsel dışa vurumudur.[vii]Marx’ın ahlak teorisi konusunda literatürde değişik görüşleri içeren yoğun tartışma mevcuttur. Bu tartışmanın içinde olanlardan Hans Heinz Holz’a göre; eğer kapitalizm ahlaklı bir toplum değilse ve kapitalizm sosyalizmin yadsımasıysa; yani sosyalizm kapitalizmin aksine ahlaklı bir toplum olacaksa; Marksist ahlak felsefesi bir taraftan burjuva ahlak biliminin kazanımlarına sahip çıkarken diğer taraftan bunu köklü bir eleştirye tabi tutarak açmazlarını göstermesi gerekir. Ama eğer sosyalizm ahlaklı bir toplum olmak zorunda ise sosyalist ahlak üzerine şimdiden düşünce üretmek Marksist ahlak felsefesinin en önemli görevlerinden biridir.[viii]

Övülen romanlar da tabii ki sosyalist sisteme eleştiriler yönelten ve açmazlarını gösterenler arasından seçilir.Priestland Çek yazar Milan Kundera’nin “Şaka” romanı da bunlardan biri olarak komünizm tarihinde yerini alıyor. Yazara göre roman;  Çekoslavak tarihinin Stalinist döneminde küçük bir hata yüzünden hayatı mahvolan parlak ve sevilen öğrenci Ludvik’in hikayesidir. Kundera’nın romanını belli belirsiz kendiyaşadıklarına dair olduğunu iddia eden yazar, Yalçın Küçük’ün alçalışın romanı diye tanımladığı “Varolanın Dayanılmaz Hafifliği” romanını da örnekleri arasında değerlendirmemesi doğrusu büyük talihsizlik.

Kitaptan tarihin seyrini değiştiren önemli figürlerin kısa özgeçmişleri ile sosyalist mücadeleye atılma süreçlerinin ilginç öykülerini de öğrenme şasımız oluyor.Örneğin; Ho Chi Minh, devlet memurunun oğlu olarak 1911’de Vietnam’dan ayrılıp bir gemide miço olarak dünyayı dolaşmış.Onu Carlton otelinin mutfağında keşfeden büyük Fransız şef Auguste Escoffier, devrimcifikirlerinden vazgeçmesi karşılığında ona aşçılığı öğretmeyi önermiştir. Ho, pastacılığı öğrenmeyi kabul etmekle birlikte şefin siyasal öğüdünü geri çevirmiş.Devrimciik de yaparım pastacılık da diyen Vietnam’ın sosyalist lideri  Ho Shi Mihn böylece yoluna devam eder.

Kitabında siyaset devlet ilişkilerini daha çok elitler ve liderler üzerinden anlatan Priestland; sistem değişimini ve altüst oluşların  nedenlerini de liderlerin yönetim tarzına bağlıyor. Sovyetler’in son dönemi anlatılırken de Gorbaçov’un etkisi ve sorumluluğu ön plandadır.Moskova Üniversitesi’nde Gorbaçov gibi hukuk öğrencisi olan Çek reformcu Zdanek Mlynar ile Mihail Gorbaçov’un yakın arkadaşlığından yola çıkarak yaptığı analizde 1968’de KGB’nin bu arkadaşlık konusunda Gorbaçov’un dostlarını ve öğrenci arkadaşlarını sorguya çekmişse de herhangi bir somut sapma kanıtı bulamamıştı.Gorbaçov iki yıl sonra Stavropol bölgesinin parti sekreteri olduğundan devlet güvenlik organlarından itiraz gelmemişti.Priestland; bu organların şüpheleri ile hareket etmiş olsalardı tarihin seyrinin değişeceği imasında bulunur.

Sıradan insanların gündelik yaşamları, politik tutumları, kültürel ve ekonomik koşulları ile onların devlet ve siyasetle ilişkilenme biçimleri aşağıdakilerin  bakış açısıyla dikkate alınarak yapılan ve aşağıdan tarih diye adlandırılan tarih analizi yerine, elitlerin ve iktidarların rolünü ön plana çıkararak ve reel sosyalizmin sadece olumsuz yanlarını pejoratif bir dille  abartarak kitabına konu edinen Priestland bu çalışmasında, komünizm tarihi değil anti komünizm tarihi ortaya koyuyor. Son sayfaya kadar sosyalist sistemle yönetilen ülkelerdeki uygulamaları abartılı ve çarpık bir biçimde eleştirirken son paragrafta çelişkili bir biçimde “2008 krizinin uslandırmasıyla sonunda komünizm tarihinden öğrenmeye başlayacağız” lafını ediyor. Evet komünizm tarihi hatalar ve sapmalarla dolu, ancak kazanımları da göz önüne alarak doğayı ve insanı mahfeden bu kapitalist sistemi yıkmak için ve eski hatalara düşmemek için komünizm tarihinden öğreneceğimiz çok şey var, amabu öğrenme Priestland’ın ortaya koyduğu karşı devrimci anlatı yoluyla değil,  tarihe ”aşağıdan tarih” anlayışıyla ve sınıfsal pencereden bakan,  komünist teoriyi özümseyerek pratikle ilişkisini analiz edebilen kişilerin eserleriyle mümkün olacak.

KÜNYE: Kızıl Bayrak Bir Komünizm Tarihi, David Priestland, çev: Ali Çakıroğlu, Egemen Yılgür, İletişim Yayıncılık, 2017, 624 sayfa.


[i] Bu konuda Maksim Gork’nin 1917 Sovyet Devrimi (2 cilt), E. H. Carr’ın Sovyet Rusya Tarihi (3 cilt), Troçki’nin Rus Devrimini Tarihi (3 cilt) ve Ekim Devrimi Sovyetlerin Tarihi kitaplarına bakılabilir. Priestland da,( özelliklel kitabı 2. baskı yaparsa) baksa iyi olur.

[ii] Marksist Klavuzları Okuma Kılavuzu içinde, Nail Satlıgan, ”Kapital’de Komünizm Tasarımları”, Yordam Kitap, İstanbul 2013, s.240-241.

[iii] Marx, Kapital III, Çev: Alaattin Bilgi, 4. Baskı, Sol Yayınları, Ankara  2003, S.337.

[iv]Marx, age, s.338-339.

[v] Andrzej Walicki, Rus Düşünce Tarihi Aydınlanma’dan Marksizme, ,çev:Alaeddin  Şenel, İletişim Yayınları, 2009, s.297.

[vi] Bu konuda Maksim Gork’nin 1917 Sovyet Devrimi (2 cilt), E. H. Carr’ın Sovyet Rusya Tarihi (3 cilt), Troçki’nin Rus Devrimini Tarihi (3 cilt) ve Ekim Devrimi Sovyetlerin Tarihi kitaplarına bakılabilir. Priestland da,( özelliklel kitabı 2. baskı yaparsa) baksa iyi olur.

[vii] Doğan Göçmen, Karl Marks’ın  Ahlak Felsefesi ve Adalet Teorisiyle Olan İlişkisi Üzerine, , s.6.

[viii]Age.s.20.