Betonlaşan şehirde kahraman olmak

İlk kitabı Romantik Korku (2002) ile edebiyat dünyasına giriş yapan Hakan Bıçakçı İletişim Yayınları’ndan çıkan yeni romanı Uyku Sersemi ile kaybolmakta olan bir şehrin rehberliğini yapıyor.



12-11-2017 13:51
Berna Metin

Uyku Sersemi’nin şarkıları, filmleri, kitapları listemeyi pek seven kahramanı Kahraman Kara ilk kez “işe yarar” bir liste yapmıştır. İstanbul’un tarihi mekânlarını; pastaneleri, sinemaları, sahafları listeleyerek bir “İstanbul Rehberi” oluşturmuştur. Yayıneviyle görüşmüş bu fikri kitaplaştırmıştır bile. Üstelik bu öylesine bir kitap değildir. Bir turist rehberi niteliğinde, onlarca dile çevrilecek bir kılavuz kitaptır.

Üç ana bölümden oluşan Uyku Sersemi’nin ilk bölümü Kahraman’ın kitabının basılacağı haberini yayınevinden almasıyla başlıyor. Bölümün ismi bu yüzden “Mutlu Son” fakat dikkatli bir okur mutlu başlayan bir romanın mutlu bitmeyeceğini yahut mutlu devam etmeyeceğini az çok bilir. Üstelik roman kahramanımız İstanbul gibi hız kesmeden betonlaşan ve koca bir şantiyeye benzeyen bir kentte yaşıyorsa.

Hevesle başladığı kitabının çalışmalarını hızlandıran Kahraman Kara, İstanbul’un tarihî mekânlarının kapandığına, pastanenin parfümericiye, kitapçının köfteciye dönüştüğüne tanık olur. İstanbul inşaat gürültüsüyle boğuşurken, Kahraman’ın kitabı azar azar ufalanmaya başlar. Bu ufalanma ne şehirle, ne kitapla kalacaktır üstelik. Kahraman’ın kendi de yavaş yavaş “bilmediği biri”ne doğru evrilmeye başlar. Anılar silinmeye, sevgililer terk etmeye, tanıdık sokaklar sanki hiç adım atılmamış yeni meydanlara dönüşür. Aynadaki ben, kişiye öteki, bir başkası ya da hiç tanışılmayan biri gibi görünmeye başladığında evin de aynı değildir artık, kedin de kanepen de. Böyle zamanların sığınılan tek dostu rüyalar yerini kabuslara bırakır.

Patlamak üzere bir bomba olan İstiklal Caddesi, şehrin meydanlarını çevreleyen Tomalar, sokağımızda yeşilin göründüğü tek yerin manav tezgâhındaki marul standı oluşu hepimizi çıldırtmaya yetmese de Kahraman’ın yaşam döngüsünü kırar. Yüzü değişir, sesi değişir, kitabı değişir ve en sonunda adresi değişir. Aslında bu tam bir çıldırış mıdır yoksa gerçekliğe sahici bir kafa tutuş mu, onu anlamak zor. Kitabın ilerleyen bölümlerinde gerçek yaşam ve rüyalar harmanlanır. Rüyalarla birlikte okur da gerçeklik algısını zaman zaman yitirmeye başlar. Uykunun sersemliği okura da bulaşır.

Son söze yaklaşırken, tarihiyle övünülen koca şehirde kedinizin ölüsünü gömecek küçük bir toprak alan bulamazsanız yapacağınız en olağan şey onu bir konteynıra atmaktır. Tıpkı bir çöp gibi. İnsan tiksindiği bu gerçeklikten ancak kaçarak hayatta kalır. Roman kahramanımız Kahraman da işte tam olarak bunu yapıyor. Sadece kendi hayatını kurtarıyor. O kendi hayatının kahramanı.

Calvino Görünmez Kentler’de şöyle diyordu “Bir kentte hayran kaldığın şey onun yedi ya da yetmiş yedi harikası değil, senin ona sorduğun bir soruya verdiği yanıttır.” 180 sayfalık Uyku Sersemi ise sonunda başladığı gibi bitiyor, şehri henüz tanımayan bir turist kafilesinin peşinde. Yeni sorular ve yeni cevaplar eşliğinde.

Künye: Uyku Sersemi, Hakan Bıçakcı, İletişim Yayınları, 2017, 180 sayfa