Behrengi ve ‘Küçük Kara Balık’

Behrengi’nin eserleri birkaç cümleye sığmayacak kadar derindir. Ve elbette ki her eseri üzerinde konuşulmaya değer. Küçük Kara Balık ise çocukluk döneminin en önemli noktası olan “merak” ile yola çıkan bir kitap. Bu kavramın diğer değerler ile ince ince işlendiği belki de edebiyatın en eşsiz eserlerinden biridir. Dünyanın pek çok ülkesinde, farklı dillere çevrilmiş bir kitaptır.



19-11-2017 11:33
Selda Salman

İranlı yazar Samed Behrengi 1968 yılında Aras’ın sularına karışırken, ardında kitaplarına karıştıktan sonra dünyayı bambaşka algılayan insanlar bıraktı, bırakmaya devam ediyor. Eserleri “çocuk kitabı” olarak nitelendirilse de her yaş grubu tarafından, belki tekrar tekrar, okunuyor; bireylerin yaşamında hikâyeleriyle derin izler yaratıyor. Behrengi’yle onun ölümsüz eserlerinde tanışanlar ömürleri boyunca üzerinde taşıyacakları izlerle belki de bambaşka dünyalar da yaratıyor.

Behrengi’nin eserlerinde karşımıza en sık çıkan kavramlar; eşitlik, vicdan, adalet, kötülüğe karşı direnmek, emek, merak, özgürlük…  Özellikle ilk çocukluk döneminde bu kavramlarla karşılaşan bireyler, sonraki yaşamlarını şekillendirirken elbette ki bu kavramlarla çok önceden tanışmanın ve tüm bunların hayatlarına yerleşmiş olmasının olumlu etkilerini göreceklerdir. Behrengi böyledir; bireylerin hayatlarına değer ve onları sokakta, evde, ailede, ilişkilerde, bir canlıya bakarken, aynanın karşısına geçtiğinde bambaşka bir görüntüyle karşılaştırır.

Behrengi’nin eserleri birkaç cümleye sığmayacak kadar derindir. Ve elbette ki her eseri üzerinde konuşulmaya değer. Küçük Kara Balık ise çocukluk döneminin en önemli noktası olan “merak” ile yola çıkan bir kitap. Bu kavramın diğer değerler ile ince ince işlendiği belki de edebiyatın en eşsiz eserlerinden biridir. Dünyanın pek çok ülkesinde, farklı dillere çevrilmiş bir kitaptır.

 “Büyük denizleri merak ediyordu, çünkü önünde uzun, coşku dolu bir yaşam vardı.

Küçük Kara Balık merakının peşinden giden minik bir balığın serüvenini anlatıyor. Derenin sonunu merak ediyor balığımız. Etrafındaki balıkların engellemelerine rağmen diretiyor. İtaat etmemeyi, söylenenle yetinmemeyi, boyun eğmemeyi biliyor. Yeni yollar deniyor. Diretiyor.

Küçük Kara Balık’a karşı çıkanlar sadece yakınları değil, diğer yaşlı balıklar da oluyor. Dünyanın, içinde yüzüp durdukları dereden ibaret olduğunu söylüyorlar. Aslında bu çok sık karşılaştığımız bir durum. Platon’un “mağara alegorisi”nde bahsedilen mağara duvarlarından farksız. İçinde bulundukları dünyanın dışında başka bir dünyanın olabileceğini düşünmeyen, hatta kabul bile etmeyen; bulundukları yerde dahi hareket etmeye cesaret edemeyenleri anlatıyor bize yazarımız. Mağara duvarlarını aşarak özgürlüğü düşleyenler ise Küçük Kara Balık’ımız gibi dışlanmış ve yalnız kalabiliyor. Meselenin duvarların dışında; minik balığımıza göre de denizleri bulmakta olduğunu düşünenler ve düşleyenler ise yola çıkıyor…

Minik balığımız da inadından ve merakından vazgeçmiyor. Üstünde oluşturdukları baskıya ise cevabı şu oluyor:

 “Ben bilmek istiyorum, hayat gerçekten bir avuç yerde durmadan dönüp durmak, sonra da yaşlanıp ölüp gitmek mi yoksa bu dünyada başka türlü yaşamak da mümkün mü?”

Başka türlü yaşamın mümkünlüğüyle karşımıza çıkan Küçük Kara Balık, kendini bırakıveriyor derenin uçsuz bucaksız sularına. Şelaleden aşağı gelerek bir gölete düşüyor ve hayretler içinde gezinmeye başlıyor.

O güne değin bu kadar çok suyun bir arada olduğunu görmemiş.”

Derenin sonunu, denizi arayıp duruyor. Yolculuğu sırasında örgütlü kötülükle, yer yer ihanetle ve yıldırmalarla karşılaşıyor. “Korku”yu karşısına çıkarmaya çalışanlara meydan okuyor. “Dünya çok büyüktür, her yerini dolaşamazsın ki!” diyenlere “Olsun. Gücüm yettiği yere kadar giderim!” diyor.

Hikâyenin sonunda Küçük Kara Balık’a kimse ne olduğunu bilmiyor. Onun hikâyesini ninelerinden dinleyen on iki bin torunu ninelerine Kara Balık’a ne olduğunu soruyor. Nineleri yarın gece anlatmaya söz verirken, on bir bin dokuz yüz doksan dokuz balık uyumaya gidiyor.

Biri hariç…

Ama bir tane küçük kırmızı balık ne yaptıysa da gözlerini uyku tutmadı. Sabaha kadar denizi düşündü durdu.

Hikâyenin sonu böyle bitiyor. Artık Küçük Kırmızı Balık da denizi düşünüyor. Yollarda karşılaştığı minik balıklar da başka bir dünyanın mümkün olduğunu biliyor. Ve Küçük Kara Balıkı’mız yolculuğu esnasında kendi kendine konuşurken aslında her şeyi özetliyor:

Şimdi ölüm çok kolay uğrayabilir bana! Ama ben yaşayabildiğim sürece ölümü karşılamaya gitmemeliyim. Elbette, bir gün ölümle karşılaşırsam- ki karşılaşacağım- önemli değil,, önemli olan şu ki benim yaşamım veya ölümüm başkalarının yaşamını nasıl etkileyecek.