Barış Akademisyenleri'nin Dayanışma Dersleri 'ÇED - Yalanlar ve gerçekler' ile sürdü

Barış Akademisyenleri'nin dayanışma dersleri, 'ÇED - Yalanlar ve gerçekler' başlığı ile sürdü.

11-01-2017 09:59

Canberk Kanlı - Eskişehir

Akademiden ihraç edilen Barış Akademisyenlerinin düzenlediği Eskişehir Dayanışma Dersleri'nin 15.si olan ‘’ÇED: Yalanlar ve Gerçekler’’, Yrd. Doç. Dr. Ozan Devrim Yay’ın sunumuyla gerçekleşti.

'ÜRETİMİMİZİ DURDURMAK NİYETİNDE DEĞİLİZ'

Dayanışma dersi öncesi konuşma fırsatı bulduğumuz Ozan Devrim Yay; ‘’Üretimimizi, paylaşımımızı durdurmak niyetinde değiliz, üretim ve paylaşım zaten halihazırda üniversitenin dört duvarı arasına sıkışacak bir şey de değil’’ diye konuştu.

Dayanışma Dersleri’nin devam eden süreciyle ilgili olarak da bir takım aktarımlarda bulunan Yay, derslerin salt olarak seminer boyutundan çıkartılıp farklı metodlarla da ilerlemesi için bir takım tartışmaların sürdüğünü, net olarak bir karar alındığı zaman kamuoyuyla paylaşılacağını iletti. 

ÇED KONUSUNDA YANLIŞ BİLİNENLER...

Çevresel Etki Değerlendirmesi’in (ÇED) tanımıyla başlayan Yay, yanlış anlaşılmaların,eksik bilgilerin giderilmesi açısından tanımın değerli olduğunu ve aynı zamanda bilerek söylenen yanlışların da olduğunu vurgulayarak; ‘’Mevcut işlemekte olan bir tesisin bacasından ne çıkıyor, nehre ne deşarj ediyor, ne tür atıkları var bunları alalım inceleyelim gibi bir şey değil. ÇED, bir proje fikir aşamasındayken başlaması gereken yani henüz bir çivi bile çakılmadan başlaması gereken bir süreç. Çevresel etkileri tesis, fabrika, termik santral henüz ortada yokken belirlemeniz gerekir. Daha sonrasında çevresel etkilerin olumlu olması dolayımında o işletmeye onay verilir veya olumsuz olması durumda ise alternatif çözümlerin bulunması gerekir.’’ dedi. 

MÜCADELELER OLUMLU SONUÇLAR VERDİ

ÇED’in Türkiye’de yasal mevzuatta ilk kez 1983 yayınlandığı ancak yine yasal düzlemde yönetmeliğin ise ancak 1993’de çıkabildiği biliniyor. ÇED yönetmeliğinin bir çok sayıda değişikliğin yanında 6 kere büyük revizyonlardan geçtiğini vurgulayan Yay, 1993, 1997, 2003, 2008, 2013 ve 2014 tarihlerinde bu revizyonların gerçekleştiğini söyledi. Özellikle HES’e karşı verilen mücadelenin, ÇED yönetmeliğine dair olumlu yönde bir değişime vesile olduğunu söyleyen Yay, örnek olarak 2003 yönetmeliklerinin ardından HES eylemleri doğrultusunda verilen toplumsal mücadeleler 2014 ÇED yönetmeliğinin halkın insiyatiflerini yansıttığını ve bir takım kazanımların elde edildiğini istatistiki bilgilerle gösterdi. Bu denli fazlaca revizyonun olmasını ise zamanla çevre korumacılar ile sermayadarların, yatırımcıların güç-denge ilişkisine bağlı olduğunu söyledi.

'ÇED YATIRIMCILAR İÇİN ENGEL OLARAK GÖRÜLÜYOR'

Doğa tahribatınının AKP/Saray Rejimi ve sermaye eliyle hızlandığını güncel bir demeçten örnek vererek gösteren Yay, "15 Temmuz’un arkasından bir bakan 'ÇED’i yatırımcı için bir engel olmaktan kurtaracağız' demişti. Yatırımcı bunu her zaman fazlalık, engel olarak görür önünde, çevre mücadelesi görenler bunu mücadeleleri için bir araç olarak görürler" söylemiyle çevre mücadelesi için ÇED’in önemine bir kere daha dikkat çekmiş oldu.

Tartışma kapsamında, ÇED’in ekolojik ve sosyal dengeyi korumayı başarıp başaramadığı anlamında bir örnek olarak Yatağan Termik Sentrali’ni gösteren Yay, belirli zamanlarda Yatağan’da kükürt seviyesinin çok yükseldiği için ünitelerin kapanmasına atıflar yaparak, Yatağan Termik Sentrali’nin kötü bir yere kurulduğunu ve topogrofik nedenlerin hesaba katılmayarak kurulan tesislerin böyle bir sonucu olacağını vurguladı. 

Sunuşta ÇED'in işleyişi, etkinliği, mevzuatın ekolojik dengeyi ve insan sağlığını korumadaki yeterliliği, ÇED ile ilgili bilinen doğrular ve yanlışlar, bilerek söylenen yanlışlar, eksik söylenmiş doğrular tartışıldı.

Sürecin önemli bir bileşeni olarak tanımlanan “halkın katılımı”nın ne kadar sağlanabildiği, etki belirlemede kullanılan tekniklerin güvenilirliği, ÇED’in Türkiye’de tanımına ne kadar uygun yürütüldüğü gibi başlıklar üzerinde duruldu.