‘Azınlıklar’ Osmanlıcılığı savundu mu?

Islahat Fermanı’nı izleyen süreçte, Yahudilerin devlet kurumlarında ve askeri teşkilatta yer almaları, Babıali ile ilişkilerinin iyi olmasını sağlıyor. Bu durumdan oldukça memnun olan Yahudi ileri gelenleri, bu duruma ters düşebilecek herhangi bir anıyı hatırlamak dahi istemiyorlar; istemedikleri anıları hasıraltı ediyorlar. “Osmanlılık” iki unsur( Osmanlı ve Yahudiler) için de ideal bir hırka oluyor.



10-09-2017 01:39
Umut Döner

Alfa Yayınları’nın tarih kategorisinden bu sene çıkan önemli kitaplarından biri de J. Phillips Cohen’in Osmanlılaşmak – Modern Çağda Sefarad Yahudileri ve İmparatorluk Yurttaşlığı isimli kitabıdır. Üniversite bünyesinde Yahudi çalışmaları yapan ve tarih bölümünde dersler veren Cohen, aynı zamanda Doğu Avrupa ve Avrasya çalışmalarıyla da birçok ödüle layık görülmüştür.

Cohen’in sözünü edeceğimiz bu kitabında da Osmanlı Yahudilerinin 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren ön plana çıkmalarındaki etkenler ele alınıyor. İspanya’dan kaçan Yahudi sığınmacıların, 1492 tarihinde Osmanlı İmparatorluğu tarafından kabul edilmesi, Yahudilerin “Osmanlı yurtseverleri”ne dönüştürülme sürecinde anahtar anlatı oluyor.

Osmanlı İmparatorluğu’nun Yahudi sığınmacılar için güvenli bir yer olması, bugün dahi Türk-Yahudi ilişkilerinin şekillenmesinde önemli bir yer tutuyor. Yazılanlardan anlaşıldığı üzere, bu anlatıya uymayan vakanüvislerin ve düşünürlerin yazıları göz ardı ediliyor. Yani Osmanlı ile gerginliğe yol açabilecek eserler görmek Yahudi ileri gelenlerinin hoşuna gitmiyor. (Yahudiler dini cemaat hiyerarşisinde altlarda yer alıyor. İspanya’dan kaçarlarken onları topraklarına kabul eden 2. Bayezid, aynı zamanda onları din değiştirmeleri için zorluyor ve sinagoglara karşı protesto kampanyaları başlatıyor.) Türk-Yahudi dostluğuna hizmet etmediği gerekçesiyle bu hadiselerin dillendirilmesi istenmiyor.

 Bu tavır, Yahudilerin koşulsuz bir sadakatle Osmanlı’ya bağlı olduğunu kanıtlamıyor. Kitabın henüz başlarında şöyle bir ifadeyle karşılaşıyoruz: “Bu kitabın amacı, Yahudilerin devletlerine bağlılık hikâyesini bir duyarlılık hikâyesi olarak değil, bir süreç ve proje hikâyesi olarak sunmaktır.” (S.21)

Özellikle 19. yüzyılın ikinci yarısında, Yahudilerin kendileri diğer azınlıklardan daha farklı hissedebilmeleri için, Osmanlı-Yahudi ilişkisine vurgu yapılıyor ve anahtar anlatı (İspanya’dan kaçıp Osmanlı’ya sığınma) kullanılıyor. Aslında imparatorluk ile istikrarsız bir ilişkisi olan Yahudiler, bu anahtar anlatının yanılsamasıyla devlet ile müttefik oluyor. Bu kolay oluyor; çünkü modern Osmanlı Yahudileri bilinçli olarak bu yanılsamanın bir parçası oluyor. Önde gelen isimlerin Yahudi imajını düzeltebilme arayışı, Osmanlıların “ideal yurttaşlık” ideolojisiyle denk düşüyor.

Islahat Fermanı’nı izleyen süreçte, Yahudilerin devlet kurumlarında ve askeri teşkilatta yer almaları, Babıali ile ilişkilerinin iyi olmasını sağlıyor. Bu durumdan oldukça memnun olan Yahudi ileri gelenleri, bu duruma ters düşebilecek herhangi bir anıyı hatırlamak dahi istemiyorlar; istemedikleri anıları hasıraltı ediyorlar.  “Osmanlılık” iki unsur( Osmanlı ve Yahudiler) için de ideal bir hırka oluyor.

Söz konusu olan mesele anlatılırken, Yahudilerin kendilerini şaşmaz bir bağlılık içinde Osmanlı yurttaşı olarak gördükleri zannı da eleştiriliyor. Yahudiler, çeşitli durumlar üzerine seçenekler üretiyorlar ve bu seçenekler kimi zaman gerginliklerle çelişkiler barındırıyor. Ortaya konulan verilerle, asıl amaçlarının, kendilerini imparatorluk politikalarında var etmek, hiyerarşide kendilerinden yukarıda bulunan Ermeni ve Rum topluluklarıyla aradaki farkı gidermek olduğu anlaşılıyor.

Esasen bu doğrultuda, Osmanlı yurtseverliğini kendi değer ve vizyonlarıyla birleştirme çabaları ele alınıyor. Kronolojik biçimde dört bölüm olarak sunuluyor. Bu bölümler birkaç satırla şöyle ifade edilebilir:

1) İmparatorluk Vatandaşlığı Üzerinde Dersler: Bu bölümde Yahudi ileri gelenleri, imparatorluk çıkarlarını her şeyin üstünde tuttukları izlenimini vermeye çalışıyor. Hatta kimi zaman bu sürecin abartılması, onların önderlik ettiği hedef kitlenin kontrolden çıkmasına yol açıyor.

2) Sokaklarda ve Sinagogda 1892 Yılını Osmanlılar Olarak Kutlamak: Kitabın ikinci bölümünü oluşturan bu başlık altında, Yahudilerin İspanya’dan sınır dışı edilmelerinin 400. yıldönümü ele alınıyor. Bu hadisenin yıldönümü “ülkesini seven insanlara yakışır biçimde” anılıyor. Daha önce yapılmamış ve sadece 400. yılında gerçekleşen bu anmanın zamanlaması dikkat çekiyor. Rusya ve Romanya’dan kaçan Yahudilerin Osmanlı’ya kabul edilip edilmemesi tartışılırken parlatılıyor.

3) Savaşan Komşular, İmparatorluğa Bağlılık ve Politikleştirilmiş Şiddet: Osmanlı Yahudileri, imparatorlukta şiddetin arttığı iki dönemde ( 1896 Ermeni Katliamı ve 1897 Türk-Yunan Savaşı) Ermenilerin ve Rumların değil, Osmanlı’nın yanında duruyor. Bu onların model millet olma iddialarını güçlendirirken, Osmanlı’nın Ermeni ve Rum yurttaşlarıyla arasının daha kötü olmasına sebep oluyor.

4) Rekabet ve Çatışma - Anayasal Rejimde Yahudi Osmanlıcılığı: 1908 Temmuz Devrimi’nden sonra Yahudilerin takındıkları tavır ele alınıyor. Temmuz Devrimi’nin parti sayısı açısından büyük bir sıçrayış yaratması Yahudi topluluklara da sirayet ediyor ve aralarında rekabet oluşturuyor. Hemen hepsinin devletle ve yeni hükümetle ilişkilerinin iyi olduğu saptanmakla birlikte, kendileri arasında fikir ayrılıkları bulunduğu ifade ediliyor.

Başlıkların günlük yaşamdan hadiselerle zenginleştirildiği ve verilerin yine bu yöntemle desteklendiği görülüyor. Bu dört bölümün haricinde “Örnek Bir Millet Olmak” ve “Transliterasyon Üzerine Notlar” bölümlerinde kitapla ilgili ayrıntılı bilgiler bulmak mümkün.


KÜNYE: Osmanlılaşmak - Modern Çağda Sefarad Yahudileri ve İmparatorluk Yurttaşlığı, Julia Phillips Cohen, Çeviri: Feyyaz Şahin, Alfa Basım Yayın, 2017, 320 sayfa.