AYM'den gösteri hakkı ihlali kararı

AYM, hakkında dava açıldığı sırada hukuk öğrencisi, şimdi avukat olan Dilan Ögüz Canan'ın "makul sürede yargılanmama" başvurusunu haklı buldu.



09-02-2018 13:30

Beste Sarıkaya

Anayasa Mahkemesi (AYM), Dilan Ögüz Canan'ın 12 Eylül 2008 tarihli eylemde gözaltına alınmasının ardından hakkında açılan kamu davasında kovuşturmanın ertelenmesi kararı verilmesi nedeniyle ifade özgürlüğünün; davanın uzun sürmesi nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin başvurusunu kabul etti.

12 Eylül 2008 tarihinde İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Kültür Merkezi'nin açılışına katılan dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan ve AKP'li isimler üniversiteliler tarafından protesto edildi. 12 Eylül'ün yıldönümünde gerçekleşen açılış töreninde Kültür Merkezi'nin dışında toplanan üniversiteliler, "AKP dışarı", "Üniversiteler bizimdir, liboşa yobaza bırakmayız", "12 Eylül çocuğu doğum gününü başka yerde kutla" pankartları eşliğinde sloganlar attı. İlk üniversiteli kitlenin ardından, başka bir üniversiteli kitle de "235. yılda İTÜ'de dönüm noktası fotoğrafın sağındaki insan, İTÜ açılış töreni baş konuşmacısı", "Bir AKP hükümeti filmi büyük işgal... AKP'nin üniversite işgalinin hikayesi", "İTÜ medrese, Rektörlük AKP şubesi değildir", "İTÜ öğrenci kolektifi" yazılı pankartlarla protestoya başladı. Üniversiteliler, polis ve özel güvenlik biriminin saldırısı ile gözaltına alındı. Dilan Ögüz Canan'ın da aralarında buluduğu gözaltına alınan 18 kişi hakkında "kanuna aykırı toplantı veya gösteri yürüyüşleri düzenlemek ve bunlara katılmak" suçlamalarıyla cezalandırılmaları istemiyle dava açıldı.

Sarıyer 3. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 5 Kasım 2010 tarihli kararıyla tüm sanıkların 1 yıl 6 ay hapis ve adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildi ancak Beyoğlu 1. Ağır Ceza Mahkemesi 7 Kasım 2011 tarihli kararı ile ilk derece mahkemesinin kararını kaldırdı.

Yapılan yargılama sonunda İstanbul 55. Asliye Ceza Mahkemesi, 19 Aralık 2013 tarihli kararıyla başvurucu Canan'ın bir kez daha hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verdi. Canan'ın yargılama aşamalarında savunmasının alınması hususunda savunma hakkının kısıtlanması sonucuna yol açabileceği değerlendirilerek, İstanbul 1 Ağır Ceza Mahkemesi 12 Şubat 2014 kararı ile ilk derece mahkemesinin kararı bir kez daha kaldırıldı.

Yeniden yapılan yargılama sonucunda İstanbul 55. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 28 Kasım 2014 tarihli kararıyla Canan hakkında açılan ceza davasının ertelenmesine karar verildi.

Canan, gösteriye katılması nedeniyle gözaltına alınması, uzun süren yargılama sürecinde iki kez mahkum edilmesi ve sonuç olarak hakkında bir mahkumiyet hükmü kurulmasa bile 3 yıl denetim altına alınması nedeniyle toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının, ifade özgürlüğünün, adil yargılanma hakkının ihlal edilmesine ilişkin 29 Aralık 2014 tarihinde AYM'ye bireysel başvuruda bulundu.

'DENETİMLİ SERBESTLİK TEDBİRİ TOPLANMA HAKKINDA MÜDAHALEDİR'

Canan'ın başvurusunu kabul eden AYM, protesto gösterisi yapan grupla birlikte gözaltına alınarak grubun dağıtılmasının toplanma hakkına yönelik bir müdahale olduğunu belirtti. AYM değerlendirmesinde, "Toplanma hakkının sadece kullanılması sırasında değil, kullanılmasından sonraki muamelelerin de hak üzerinde 'sınırlayıcı' etkisi gözetilmelidir. Başvurucu hakkında açılan kamu davası sonucunda ceza verilmemiş olsa bile başvurucunun üç yıl denetimli serbestlik tedbiri altına alınması toplanma hakkına yönelik bir müdahale kabul edilmelidir" denildi.

Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının, bireylerin ortak fikirlerini birlikte savunmak ve başkalarına duyurmak için bir araya gelebilme imkanını korumak olarak belirtildiği değerlendirmede, bu hakkın ifade özgürlüğünün özel bir biçimi olduğu, ifade özgürlüğünün demokratik ve çoğulcu bir toplumdaki öneminin, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı için de geçerli olduğu vurgulandı.

AYM raporunda, toplantı ve gösteri yürüyüşünün yasalarda belirtilen usullere tam olarak uyulmadan düzenlenmesinin tek başına toplantı veya yürüyüşün barışcıl niteliğini ortadan kaldırmayacağı ve aynı şekilde halka açık yerde yapılan her türlü gösterinin günlük hayatın akışında belirli derecede bir karışıklığa sebep olabileceğinin ve düşmanca tepkilere yol açabileceğinin göz önünde bulundurulması gerektiği belirtildi. Raporda, "Bu durumların varlığı toplanma hakkının ihlal edilmesini haklı göstermez" denildi.

'KAMU DÜZENİNİ BOZACAK HERHANGİ BİR DEĞERLENDİRME YOKTUR'

AYM raporunda şu ifadelere yer verildi:

"Güvence altına alınan toplanma hakkını kullanırken kamu güçlerinin keyfi müdahalalelerine karşı da bireyin korunması gerekir. Bir kimse sırf bir toplantı ve gösteriye katılmış olması nedeniyle cezalandırılmış ve AYM temel hak ve özgürlüklere bir müdahalede bulunulduğunu kabul etmiştir. Mevcut başvuruda, ne iddianamede ne de derece mahkemelerinin kararlarında söz konusu protesto gösterisinin bazı faaliyetlerin aksamasına neden olduğu, kamu düzenini bozduğu veya alınan güvenlik önlemlerini zaafa uğrattığı yönünde herhangi bir değerlendirme yapılmamıştır.

Başvuruda, protesto gösterisi yapan iki grup olduğu, ilk grubun polis uyarısıyla dağıtılması üzerine ikincisinin toplandığı ve bu ikinci grubun herhangi bir uyarı olmaksızın dağıtıldığı anlaşılmaktadır. Dağıtılan ikinci grup ile polis uyarısı üzerine dağılan ilk grup farklı kişilerden oluşmaktadır. Başvurucunun içinde bulunduğu ikinci grubun barışçıl özelliğini ortadan kaldıracak bir davranışa girdiği de belirtilmemiştir.

'ÜNİVERSİTE FİKİRLERİN SERBESTÇE İFADE EDİLDİĞİ YERLERİN BAŞINDA GELİR'

Barışçıl bir gösterinin veya basın açıklamasının ilke olarak cezai yaptırım tehdidine maruz bırakılmaması gerekir.

Özellikle başvuruya konu olayda olduğu gibi protesto gösterisi üniversite kampüsünde gerçekleştirilmiş ve katılanlar da üniversite öğrencisi ise -üniversitelerin fikirlerin serbestçe ifade edildiği ve çarpıştığı yerlerin başında gelen yerler olması nedeniyle- gösterilecek müsamahanın çok daha fazla olması gerekir.

Dahası söz konusu gösteri 12 Eylül Darbesi'nin yıl dönümünde yapılmıştır. Bu çok önemli olayın yıldönümünde bireylerin ve grupların toplumsal ve siyasal meselelere ilişkin kanaatlerini toplantı ve gösteri yapmak gibi çeşitli araçlarla açıklamalarının engellenmesi demokratik toplumun temellerini tahrip eder.

'POLİS ZORUYLA DAĞITILMASI, KAMU DÜZENİ MEŞRU AMACINI SAĞLAMIYOR'

Sonuç olarak mevcut başvuruda Anayasa'nın 34. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen meşru amaçları gerçekleştirmek için gerekli görülen önlemler ile başvurucunun aynı maddenin birinci fıkrası kapsamındaki hakları arasında adil bir denge sağlanamamıştır. Gösterinin polis zoruyla dağıtılmasının, başvurucunun gözaltına alınmasının ve kovuşturmanın ertelenmesine karar verilerek başvurucunun 3 yıl denetimli serbestlik altına alınmasının kamu düzeni meşru amacının sağlanması için gerekli olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Buna göre Anayasa'nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir."

BAŞVURU KABUL EDİLDİ

AYM, Dilan Ögüz Canan'ın başvurusunu "Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna oybirliğiyle, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğunu oybirliğiyle, alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine Kadir Özkaya ve Recai Akyel'in karşıoyu ve oyçokluğuyla, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine oybirliğiyle" kabul etti.

'AYM KARARINDA 12 EYLÜL VE ÜNİVERSİTEYE DİKKAT ÇEKİLMİŞ'

Dilan Ögüz Canan'ın avukatı Hasan Alıcı, AYM kararını İleri'ye değerlendirdi. AYM kararı sonrası yeniden başlayacak yargılamada beraat beklediklerini aktaran Alıcı, şöyle konuştu:

"Dilan Ögüz Canan, 12 Eylül'ün yıldönümünde Tayyip Erdoğan İTÜ'de açılış törenine katılırken düzenlenen protestoda gözaltına alındı. İki gruba da dağılma uyarısı yapılmadan saldırı oluyor, öğrenciler gözaltına alınıyor. Yargılama başlıyor ama yargılamada eksiklikler var. Karar veriliyor, bozuluyor; karar veriliyor, bozuluyor. Üçüncü seferde de, o zaman çıkan bir torba yasa ile bu türde davalar için erteleme kararı veriliyor. Tabii erteleme kararı verilmesi demek, suçun ortadan kalktığı ya da suçlanacağın anlamına gelmiyor. Üç yıl boyunca, denetimli serbestlik gibi bir durumun altındasınız. Beraat hakkımız varken bu kararın verilmesini yanlış bularak AYM'ye gittik. AYM bizim görüşümüzü kabul etti, doğru bir karar verdi. Kararda 12 Eylül'ün protesto edilmesine ve üniversitenin içinde olmasına dikkat çekilmiş. Üniversitenin zaten düşünce açıklama yeri olduğu söyleniyor. Olumlu bir karar. Bu kararın ardından yeniden yargılama olacak. AYM'nin kararı sonrası beraat bekliyoruz."

TEBLİGAT YAPILMADI, 'GÖZDEN KAÇMIŞ' DENİLDİ

2008 yılındaki eylemde İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde öğrenci ve şimdi avukat olan Dilan Ögüz Canan ise, AYM kararının tutuklamaların ve ertelemelerin önüne geçerek beraati çıkartabilecek örnek bir karar olduğunu belirtti. Canan, kararı İleri'ye şöyle değerlendirdi:

"Olay tarihinde hukuk öğrencisiydim, şimdi avukat oldum, epey zaman geçti. Toplanma sebeplerimizden biri de 12 Eyül'e denk gelmiş olmasıydı. Yargılama süreci hala devam ediyor. Komik bir pozisyon. Olay günü gözaltına alındık. Gözaltına alındıktan sonra savcılık soruşturması başladı ve ardından hakkımızda dava açılmış oldu. 18 sanıklı bir dosyaydı. Bana hiçbir şekilde tebligat yapılmadı. 'Çok sanıklı olduğu için gözden kaçmış' denilldi. Bin kişilik bir yargılama da olsa dikkatin kaçacağı bir şey söz konusu olmamalı. Herhangi bir şekilde bana haber verilmeden yargılama sürecine devam edildi. Ben hiç mahkemeye çağrılmadığım halde hakkımda karar verildi. 15 ay hapis cezası ve 80 lira da para cezası verildi. İlk verilen karar buydu. Biz bu karara itiraz ettik. Benim ilk ifadem hiç alınmadı, hükmün açıklanmasını kabul edip etmediğim sorulmadı; ki mahkemede hukuken 'kaçak' sayılmadığım sürece çağrılmak zorundayım, savunmam ve ifadem alınmak zorunda. Bu şekilde itiraz ettik. İtirazımız üst derece tarafından kabul edildi. 18 sanığın tamamı için yeniden yargılama başladı.

'BERAATİ ÇIKARABİLECEK BİR KARAR'

Herkesin ifadesi alındı, benimki yine alınmadı, yine çağrılmadım. Ve hakim değişmiş olmasına rağmen aynı karar, aynı biçimiyle hatta yine 80 liraya denk gelecek şekilde, hiçbir fark olmadan tekrar verildi. Ben 'hala ifadem alınmadı, tebligat yapılmadı' diye tekrar itiraz ettim. Kabul edildi, yargılamaya gittim. Bu sefer tebligat yapıldı, tek başıma yargılanmış oldum. Duruşmaya gittiğimde hakim 'gözümüzden kaçmış' diyerek güldü. '6 yıldır devam ediyor bu dava, benim hakkımda hüküm veriyorsunuz, ceza veriyorsunuz ve beni çağırmıyorsunuz, gülüyorsunuz' dedim. Hakim ilk celsede aynı kararı tekrarlamak üzereyken biz yeni çıkan yargı pakedini hatırlattık. Hakim savcıdan görüş istedi, savcı da görüşü onayladığı için erteleme verildi. Ertelemeyle beraber 2014 yılında AYM'ye başvurdum. 2018 yılında yeni sonuçlanmış oldu. Şimdi tekrar bir yargılama yapılacak.

AYM'nin bu kararı gayet olumlu değerlendirilebilir. Düşünce kanaatlerinin açıklanması bakımından önemli, örnek bir karar. 2911'den (2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu) şu anda çok sayıda dava açılıyor. İki yıldır süren OHAL'le beraber alıştık gibi görünüyor ama üst sınırı çok düşük olan cezalarda dahi hep tutuklu yargılamalar yapılıyor. 

Tutuklamaların ve belki de ertelemelerin önüne geçerek beraati çıkartabilecek örnek bir karar söz konusu. Diğer bir nokta da, dönemin Başbaşkanı, şu anda Cumhurbaşkanı olan Erdoğan'ın katıldığı bir açılış ve aynı zamanda 12 Eylül'e denk geliyordu. AYM'nin buna ilişkin de bir değerlendirme yapmış olması güzel bir adım diye düşünüyorum."