Aydınlık'tan sınıf düşmanı yazı

Vatan Partisi'ne yakınlığıyla bilinen Aydınlık Gazetesi'nde işçi düşmanı bir yazı yayınlandı. Eski adı “İşçi Partisi” olan Vatan Partisi bir süredir sınıf mücadelesine fiilen uzak dursa da Aydınlık'ta ilk kez açıkça emek haberlerinde “sınıf mücadelesi” teriminin kullanılmasının yanlış olduğu yazıldı, patronları üzmeyecek çözümden söz edildi. Bu yazıyla Aydınlık'ın sınıf düşmanı karakteri kendileri tarafından ilk kez bu netlikte deklare edilmiş oldu.



07-07-2015 18:48

(İleri Haber - Medya) Aydınlık Gazetesi'nde yayınlanan “MDD'nin anlamı ve sınıflar” başlıklı yazı, eski adı İşçi Partisi olan Vatan Partisi çizgisinin sınıf işbirlikçiliğini de geçerek işçi düşmanlığına doğru yürümekte olduğunu gözler önüne serdi. Daha önce Aydınlık'ta adına rastlanmayan 'Hasan Usta' imzasıyla yayınlanan yazıda, emek haberlerinde 'sınıf mücadelesi' kavramının kullanılması eleştirildi, mücadelenin 'milli' niteliğine vurgu yapılarak burjuvaziyi zor duruma düşürmemekten bahsedildi. Yazının bazı 'can alıcı' kısımları şöyle:

SINIF MÜCADELESİ DEMEK YANLIŞ: Zaman zaman gazetemizin gerek “emek” sayfasında, gerekse yoğun işçi eylemleri olduğunda, baş sayfa ve diğerlerinde bu eylemler bazen açık, bazen de örtülü olarak “sınıf mücadelesi” şeklinde veriliyor. Oysa ülkemiz; sanayisi gelişmekte olan az gelişmiş ülkeler sınıfında yer almakta ve bu nedenle Atatürk’ün “Altı Ok” ilkesini rehber edinmiş, emperyalizme bağımlılık nedeniyle de “Milli Demokratik Devrim” sürecini yaşamaktadır.

İŞÇİ EYLEMLERİNDE TAYYİP PARMAĞI ARAMAK: Ülkemizde zaman zaman çeşitli işçi eylem ve grevleri olmaktadır. 7 Haziran öncesinde otomotivde de geniş çaplı böyle bir kalkışma yaşandı. Bu olayın iki ilginç yönünden birincisi, tamamına yakını Türk-İş’e bağlı Türk Metal sendikasına ve ikinci olarak da, Reno ve bazılarını dışında tutarsak, büyük çoğunluk “Koç Grubu”na, yani sektörde yüzde 50’nin üzerinde yerli sermaye sahibi ve Tayyip Erdoğan’ın bir türlü barışamadığı bir gruba yönelik olmasıydı. 

İŞÇİLERİ DESTEKLEMEK DEVRİMCİ DEĞİLMİŞ: Şüphesiz en altta kalan bir sınıf olarak işçilerin grevini desteklemek gerekir ve onların haklı isteklerinin yanında yer alınmalıdır ve şüphesiz onlar kendilerine verilen bu desteği sevecek ve takdir edeceklerdir. Ancak bu tür eylemleri “devrimci iktidar” çözümü olarak sunmak ya da dışarıdan destekleyerek onların “devrimci saflara” katılacağını düşünmek çok gerçekçi değildir. 

İŞÇİ EYLEMLERİNİ KÜÇÜMSEME ÇABASI: Bu sorunun bir yönü, diğer ve esas yönü ise; gerek bu son eylemlerde, gerekse daha önceleri ortaya çıkan grev vb. hareketlerde çeşitli beyanlarla bir anda “ekonominin çözümü”, “iktidarın gerçek sahipleri”, “tarih yazanlar”, “sınıf savaşı” söylem ve yazıları ortaya çıkarılmaktadır. Oysa bunlar ne bağımsızlık, ne de siyasetle ilgileri olmayan yaşam şartlarıyla ilgili eylemlerdir... 

'İŞÇİCİLİK' YAPMAYALIM!: Bununla bu hareketlerin desteklenmemesini söylemek istemiyorum. Desteklemek çok değişik biçimlerde olabilir ve bu desteği verirken ülke ekonomisi ile işçi ve işvereni bir bütün olarak düşünerek hareket etmek ve çekebildiğimiz kadarıyla büyük çoğunluğu milli saflara katmak gerektiğini, “işçicilik” yapmamak gerektiğini söylemek istiyorum. 

SINIF İŞBİRLİKÇİLİĞİNİ MEŞRULAŞTIRMA GAYRETİ: “Demokratik Devrim”in çağımızda ve de günümüzde büründüğü karakterin milli olması bize sınıfsal olarak olaya tek taraflı bakmamamız gerektiğini söylüyor. Ülkemizin emperyalizme karşı genel menfaati ile ekonomimizin içinde bulunduğu durum bunu gerekli kılmaktadır. Sınıflar arası dengeyi sağlamak, işçilerin yaşam şartlarının düzeltilmesi için verdikleri mücadelenin yanında işverenin de yaşam mücadelesi olduğunu ve bu ikisini dengelememiz gerektiğini unutmamak gerekir. Her şeyden önce “herkesin emeğine göre” ilkesinin geçerli olduğu ve bu ilkeye bağlı olarak ülke ekonomisi ile işçi-işvereni bu bütünlük içinde ele alan bir toplumsal anlayışla hareket etmek gerekir. 

PERİNÇEK İYİ, YILDIRIM KOÇ KÖTÜ: (Sayın Perinçek’in 22 Haziran tarihli yazısında Çin Devrimi ile ilgili bir videodan bahsetmesi tam da bu konuya açıklık getirmektedir. Ancak olaylar karşısında aynı mantıkla hareket edilmediğini belirtmek isterim. Bunun en güzel örneği de aynı tarihli Aydınlık’ta Sayın Yıldırım Koç’un yazısının bütünü ve özellikle şu son cümlesidir: “Artık sınıf mücadelesi zamanı”) Her şeyden önce bugün önümüzdeki temel görev; “sınıf mücadelesi”, “sınıflar arası mücadele” mi, yoksa demokratik devrim süreci ve onun da öne çıkardığı milli görev ve mücadele mi? 

İŞVEREN DÜŞMAN DEĞİL DOST: İşçilerin hak mücadelesinde hakkaniyet ölçülerindeki taleplerini dile getirmek, onları savunmak, uzlaşma önerileri sunmak, işverenin bu talepleri dikkate almasını ve bunu milli menfaatlerle birleştirmesini istemekle, bu eylemleri “sınıf mücadelesi” olarak göstermek ve o açıdan desteklemek tamamen farklı bir anlayışın sonucu ve işvereni resmen düşman ilân etmektir. Bir yandan program olarak Atatürk’ün Altı Ok programını ilân etmek, üreten ve işveren olarak sanayiciden, esnaftan yana olduğunu açıklamak, diğer yandan işçilere sınıf mücadelesi çağrıları yapıldığında işverenler de şunu söyleyecektir: “Bizlere üreten olarak sizlerin yanınızdayız diyorsunuz, diğer yandan işçilerimizi bize karşı sınıf savaşına zorluyorsunuz! Bu ne biçim iştir!” Böyle olunca onlar da eyleme katılanların önderlerini işten çıkararak kendilerini korumaya alacak; onlar da sınıf savaşı verecek ve olan çıkarılan işçilere olacak, geride ise bir tarafta yılgınlık kalacak, diğer tarafta ise saflardan uzaklaşma... 

İKTİDARDA BİLE GÖREV SINIF SAVAŞI DEĞİL: Ayrıca devrimci bir iktidar gerçekleşmiş olsa da onun önündeki görev sınıf savaşı olmayacak, milli görev emperyalizm var olduğu sürece de ön plânda olmaya devam edecektir. Otomotiv sektöründe yer alan işletmeler yabancı sermaye tarafından kapatıldığında, demir yığınından başka bir şey değildir.