Arzu Çerkezoğlu rekor seviyelere ulaşan kadın işsizliğini değerlendirdi

Son dönemde giderek yükselen kadın işsizliği hakkında değerlendirmelerde bulunan DİSK Genel Sekreteri Arzu Çerkezoğlu, “Bugün siyasi iktidar en başta ucuz emek gücü olarak kadınları hedef alıyorsa mücadele ve direnişin odağında da kadınlar olmalı” diye konuştu.



21-10-2017 11:38
Tuğba Özer

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan Temmuz 2017 dönemi İşgücü İstatistikleri’ne göre Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaştakilerde işsiz sayısı 2017 yılı Temmuz döneminde geçen yılın aynı dönemine göre 119 bin kişi artarak 3 milyon 443 bin kişi oldu. İşsizlik oranı ise değişim göstermeyerek %10,7 seviyesinde gerçekleşti. 

DİSK-AR ise gerçek işsiz sayısının 6.1 milyon olduğunu açıkladı.
        
Yine DİSK-AR’ın açıkladığı verilere göre, Temmuz döneminde kadın işsizliği 0,6 puan artarak 14,6’ya yükseldi. 

Genç kadın işsizlik oranı ise bir önceki yılın temmuz ayına göre 2,9 puan artarak  yüzde 27,5’e yükseldi. 

En hızlı artan işsizlik türü ise tarım dışı genç kadın işsizliği oldu. Tarım dışı genç kadın işsizliği 4,7 puan artarak 36,3’3 yükseldi.

DİSK Genel Sekreteri Arzu Çerkezoğlu ile rekor seviyelere yükselen kadın işsizliğini konuştuk.

Çerkezoğlu, kadın istihdamının bu denli düşük olmasının Türkiye’deki mevcut siyasi iktidarın kadına bakışından bağımsız olmadığını söylüyor ve ekliyor:
“Ülkenin en üst düzey yöneticilerinden başlayarak sürekli olarak ifade edilen kadın düşmanı söylemler dahil olmak üzere kadına yönelik şiddetin, işyerlerinde mobingin bu kadar artması tesadüf değil.”

Rakamlar kadınların çalışma yaşamından uzaklaştırıldığını gösteriyor. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Öncelikle şunun altını çizmek gerekir işsizlik, kadın işsizliği başta olmak üzere çok temel bir gündem. Artık uygulanan ekonomik ve çalışma yaşamına ilişkin politikalar sonucunda öyle bir noktaya geldi ki; işsizlik dediğimizde her ayın 15’inde TÜİK’in açıkladığı rakamlar ya da bizim açıkladığımız raporlar olmasının ötesinde çok somut, çok gerçek herkesin kendi evinde, hayatında yaşadığı bir gerçeklik halini aldı.

“HER EVDE BİR ÜNİVERSİTE MEZUNU İŞSİZ VAR”

Her evde bir işsiz var. Hatta her evde bir üniversite mezunu işsiz var. 

Çok somut bir gerçeklikten söz ediyoruz. Kadın işsizliği bütün işsizlik türlerinde istikrarlı bir biçimde artıyor. Belki de AKP iktidarının en istikrarlı olduğu konulardan bir tanesi; çok düzenli bir şekilde işsizliğin artıyor oluşu.

İşsizlik türlerine baktığımızda bu artışın hep devam ettiğini görüyoruz. Özellikle genç ve kadın işsizliği artışın en fazla olduğu alanlar. Genç işsizliği TÜİK’in açıkladığı rakamlarla bile yüzde 20’nin üzerine çıkmış durumda ama gerçekte her dört gençten birisi işsiz. 

“HER 3 KADINDAN 1’İ İŞSİZ”

Kadın işsizliği en ciddi artan işsizlik türü. Genç kadın işsizliği yüzde 27.5, tarım dışı genç kadın işsizliği ise yüzde 30’ların üzerinde. Yani büyük kentlerde her 3 kadından biri işsiz.

Yani işsizliğin en yüksek olduğu tür tarım dışı genç kadın işsizliği. Bunun tabi birçok nedeni var. Türkiye’deki çalışma yaşamının yapısal meseleleri gibi. Ama ondan önce aslında kadın emeğinin bu kadar değersiz olması…

Biliyorsunuz kadınlar en düşük ücretlerle en kötü koşullarda, yarı zamanlı evden, bütünüyle sendikasız biçimde çalıştırılıyor.
Yani kadın emeğinin değersizleştirilmesinin bu düzeyde olması Türkiye’deki mevcut siyasi iktidarın bütünlüklü bir kadın politikasına bakışından bağımsız değil.

“KADINA ŞİDDETİN ARTMASI TESADÜF DEĞİL"

Ülkenin en üst düzey yöneticilerinden başlayarak sürekli olarak ifade edilen kadın düşmanı söylemler dahil olmak üzere kadına yönelik şiddetin ve işyerlerinde mobingin bu kadar artması tesadüf değil.

İktidarın kadın politikalarının bütünlüklü bir fotoğrafı var.

Kadın işsizliğinin artmasıyla, iktidarın mevcut kadın politikaları arasındaki ilişkiden bahsettiniz. Bunu biraz daha açabilir misiniz? 

İktidarın kadını toplumsal yaşamdan dışlayarak gerçek anlamda eve hapsetmesinin aslında iki boyutu var.

Bunlardan birincisi sermayenin ihtiyaç duyduğu 20 yıl sonrasının “işsizler ordusunun” güvencesi olarak kadınlar görülüyor -Sermaye kendi arasında biraz itişmişti bu konuda hatırlarsanız- Dönemin aile bakanı “Bu yasaya ses çıkartmayın ileride sizin çocuklarınız çalıştıracak işçi bulamayacak” demişti.

Kadınlar evden kısmi zamanlı, çoğu zaman kayıt dışı, bütünüyle örgütsüz, sendikasız daha ucuza çalıştırılacak bir iş gücü alanı olarak görülüyor. O yüzden 1 milyondan fazla kadının çalışma yaşamından eve çekilmesi bu politikaların bir sonucu. Böylelikle kadınların hem toplumsal yaşamdan hem çalışma yaşamından dışlanması, çocuk bakımı, yaşlı bakımı gibi ev içi işlerin doğrudan kadının üzerine yüklenmesi ve aynı zamanda kadınların ucuz emek olarak da kullanılması anlamına geliyor.

İkincisi ise; muhafazakarlık, gericilik öyle bir boyuta ulaştı ki; bir üniversitenin rektörünün söylemlerine kadar yansıyan bu iktidar anlayışı gerçekten bugün kadınların çalışma yaşamındaki pozisyonlarını da doğrudan belirleyen ve etkileyen bir  hale geldi.

“KADIN İSTİHDAMI DEDİKLERİ YERDE GÜVENCESİZ ÇALIŞMA VAR”

AKP bir yandan da "kadın istihdamı” adı altında hedefler koyarak yasalar çıkarıyor. Bunların gerçekliği nedir?

Kadın istihdamını arttırmak her dönem sermayenin hedefinde olan bir şeydir. Ama onların hedefinde olan, ya da yapmak istedikleri, hiçbir şekilde erkeklerle eşit, güvenceli, insana yaraşır bir çalışma koşullarında kadın istihdamı anlamına gelmez.

O yüzden sürekli olarak kadınların çalışma yaşamına katılması için çeşitli düzenlemeler yapıyorlar. Fakat biraz daha yakından baktığımızda şunu görüyoruz ki; kadın istihdamı dedikleri her yerde en güvencesiz ve en kötü çalışma biçimleri var. Örneğin Özel İstihdam Büroları’nın yasalaşması sürecinde bütün çalışma bakanlarının Özel İstihdam Büroları ile başlayan cümlelerinde kadın istidamı geçer. Bu şu demek; bütün güvencesiz çalışma biçimleri, kiralık ve taşeron işçilik başta olmak üzere öncelikle kadınları hedefine alıyor.

Bugünkü sermaye iktidarının ucuz iş gücüne ve güvencesiz emeğe ihtiyacı var. Bunu en rahatlıkla yapabilecekleri alan da kadın emeği, kadın işçiler. Bu nedenle kadın istihdamını artırmaktan söz ediyorlar.

Bugün siyasi iktidarın hedefinde eğer kadınlar varsa, bir bütün olarak en başta da ucuz emek gücü olarak kadınları hedef alıyorsa mücadele ve direnişin odağında da kadınlar olmalı. Bu siyasi iktidarın, bu ülkenin geleceğini belirleyecek çok temel bir dinamik. Bunu böyle görmemiz ve böyle örgütlememiz gerekir.

AKP/Saray Rejimi OHAL’i bir kez daha uzattı. OHAL’in en çok da emekçilere dönük bir saldırı olduğu açıkça itiraf edilmişken emekçilerin önünde nasıl bir tablo var?

OHAL doğrudan işçi sınıfının emekçilerin kazanım şartlarını ortadan kaldıran ve hak arama kanallarını bütünüyle kapatan bir rejim olarak gerçekleşti. Görünen o ki; siyasi iktidarın hedefi ve niyeti 2019’da OHAL’in kalıcı hale geleceği bir rejim değişikliğini yapana kadar OHAL’i kaldırmamak. OHAL koşullarında bu ülkeyi yönetmeyi düşünüyorlar o nedenle OHAL’in kaldırılma talebi bugün işçi sınıfı açısından da son derece önemli bir mücadele konusu. Biz de önümüzdeki günlerde bu konuda diğer tüm demokrasi güçleriyle ortak bir çalışma yürüteceğiz.

Nasıl bir çalışma?

Her şeyden önce OHAL’in işçiler açısından ne anlama geldiğini çok iyi anlatmamız lazım. O açıdan bu konuda geniş bir bilgilendirme çalışması yapacağız. Başta kendi üyelerimiz olmak üzere bütün işçi sınıfına yönelik olarak OHAL’in emek karşıtı bir rejim olduğunu da anlatacağız. OHAL’in kaldırılması talebini de bütün iş yerlerinden başlayarak tüm demokrasi güçleriyle birlikte mücadele etiğimiz başta KESK, TMMOB,TTB olmak üzere ortak bir mücadele olarak da örgütleyeceğiz.