Aradığınız doğru insana şu anda ulaşılamıyor, lütfen daha sonra deneyiniz

Romanın ana karakterleri olan Dişi, Başak ve Evren çok yakın üç arkadaş. Roman onların dostluğu ve arayışlarını mercek altına alıyor. Onlar aşağıda aşk, cinsellik, doğru insanı ararken yukarıdan onları izleyen Yunan mitolojisinin aşk tanrısı Eros ve tebaasından habersiz oradan oraya koşuyorlar.



15-04-2018 10:40

Şilan Geçgel

Tabu; kutsal sayılan bazı insanlara, hayvanlara, nesnelere dokunulmasını, kullanılmasını yasaklayan aksi yapıldığında kişiye zararı dokunacağı düşünülen dinî inanç, demek.

Bunun yanı sıra; toplumca ya da toplumsal kümece yasaklanarak, yaptırımlara bağlanarak korunan, dokunulması, eleştirilmesi, değiştirilmesi olanaksız olan şeyler de tabu olarak tanımlanıyor.

Tabu kelimesinin bulucusu İngiliz araştırmacı Kaptan James Cook’tur diyebiliriz. Cook, Avustralya’yı keşif gezisinde (1769) Polinezya bölgesindeki Tonga kabilesinde “tapu” olarak rastlıyor bu kelimeye.

Polinez kültüründe “tabu” kelimesinin birçok muadili de mevcut. Cook, günlüklerine kaydettiğine göre, özellikle ebeveynler çocukları bir şey yemek istediklerinde, “Tabu!” diyerek onları engelliyorlar. Yani kelime en genel anlamıyla “yasak” demek. Fakat bu yasak kullanım dilinde “dinen uygun olmayan” bir hayvanın ya da besinin yenmesine karşı bir yasak olarak belirginleşiyor.

Cook’tan bugüne yasakları ya da tabuları olmayan bir toplum neredeyse yok. Bu sebeple toplumsal tabular/ yasaklar da her toplumun kendi hassasiyetleri çerçevesinde şekilleniyor ve tabular evrenselleşiyor. Toplumsal tabuların neredeyse tüm dünyada; dinle arasında mesafe olanları, “cinsiyet değiştirenleri”, toplumsal hassasiyetleri ezip geçenleri ve çoğunlukla kadınları hedef alıyor olması bu nedenle çok şaşırtıcı değil.

En eski toplumsal tabular nedir diye bir göz attığımızda önümüze ilk olarak “zina” kavramı çıkıyor. Antropolog ve sosyologların yıllar süren toplumsal tabu araştırmaları birçok ülkede farklı deneyimleri işaret etse de esasta toplumsal tabuların en doğrudan kadınları hedef aldığı gerçeği hiç değişmiyor...

Tam da bu sebeple zina yapmak ya da bir başka deyimle eşi aldatmak birçok toplumda erkek için olası kabul edilirken, aynı şeyi yapan kadınların daha ağır yaptırımlarla karşılaşıyor olması ise sadece yüzyıl öncenin değil, bugünün de en temel gerçekliklerinden.

Birçok Asya toplumunda aşk, sevgi, seks ya da cinsel arayışlar tabu kabul edilirken tacizin, tecavüzün, kadına şiddetin normalleştirilmesinden dem vuran onlarca basılı yazılı bilgi gözümüzde canlanıyor o esnada.

Sahi, “cezalandırılırken bile erkeklerle eşit olmayan kadınlar ne yapmış olabilir?” diye derin derin düşünmeden de edemiyoruz.

Tabuların, toplumların ve toplum özelinde bireylerin hayatlarını belirlemede önemli olduğunun bilincinde olarak bugün bahsedeceğimiz kitabımıza dönüyoruz şimdi: “Durmadan Leyla”ya.

“Durmadan Leyla”, yazar Aslı Tohumcu’nun kalemiyle bu ay İletişim Yayınları’ndan çıktı.

Yazar Aslı Tohumcu; çeşitli yayınevlerinde editörlük, TRT 2’de sunuculuk ve danışmanlık yapıp, kitap ekleri çıkarmış; 2003’te Abis, 2006’da Yok Bana Sensiz Hayat, 2010’da Şeytan Geçti ve Taş Uykusu, 2014’te Ölü Reşat ve 2017’de ise Sevil de Sevme kitapları yayımlanmış başarılı bir yazar.

Bunlar dışında çeşitli derlemelere öyküleriyle katkı sunup, çocuk kitapları yazan Tohumcu’nun yeni kitabı “Durmadan Leyla” ise diğer kitaplarını daha önce okuyamamış olan okur için iyi bir tanışma olacak kuşkusuz.

Durmadan Leyla’nın ana karakteri ismi lazım değil bir “Dişi”.

Hayatta hiçbir şeyin ortası yok; her şey ya çok az ya çok çok” diyen bir taksici sözü ile başlıyor romanımız.

Romanın ana karakterleri olan Dişi, Başak ve Evren çok yakın üç arkadaş. Roman onların dostluğu ve arayışlarını mercek altına alıyor. Onlar aşağıda aşk, cinsellik, doğru insanı ararken yukarıdan onları izleyen Yunan mitolojisinin aşk tanrısı Eros ve tebaasından habersiz oradan oraya koşuyorlar.

Dünyada olup bitenlere akıl sır erdiremeyen Eros, izlediği bu üç arkadaştan umutsuz olacak ki kendi tanrılığına ve gözettiği aşk mıntıkasına zeval gelmesin diye aşağının gönül işlerine el atmaya karar veriyor.

Bizim üçlü aşkı arayadursun; yukarıdan sıfırcı öğretmen edasıyla onları izleyen, hayatlarına müdahale eden ve çok kolay sinirlenen Eros’un onlar için başka planları var. Karakterlerimizin başına gelenler, hatta gelmeyenler, aşk dersinden kalanlar ve ana karakterimiz Dişi’nin yaşadığı trajikomik olaylar romanımızın ana konusunu oluşturuyor. Çokça da güldürüyor.

Bir açıdan bakıldığında ‘’siyasi-toplumsal bir roman değildir, biraz eğlenelim istedik’’ üst mesajıyla önümüze çıkan roman, siyasete de, toplumsal dengelere de dokunup geçmeden edemiyor.

Aslı Tohumcu, biraz tiye alarak, biraz aşındırarak ama en çok da “yeniyi” arayarak okuru zihinsel bir özgürleşme sürecine taşımaya çalışıyor. Bunu da ana karakteri üstünden ve çoğunlukla eğlenerek yapıyor.

Toplumsal alanda ‘’ideal’’ kadının tarifi üç aşağı beş yukarı; hanımefendi, itaatkar, tercih etmeyen- tercih edilen ve en önemlisi kendi mutluluğunu gözetmeden sadece karşı tarafı tatmin etmeye odaklanan yapısı “Durmadan Leyla” kitabında bir güzel paramparça ediliyor.

Ana karakterimiz Dişi’nin yüzüne savaş boyalarını sürüp Eros’la yüzleştiği sayfalarda da içimize sular serpiliyor, derin bir, “Oh!” çekiyoruz.

Durmadan Leyla, kadınların güzellik ve beden algısı hakkında tek sözün kadınların kendilerinde olacağını tane tane anlatmış.

Kitabın arka kapağında ise şöyle yazıyor:

Aslı Tohumcu, yol üstündeki erkek sürülerini, ahlakın hımhımlarını tuhaf bir rüyayı anlatır gibi anlatıyor.

Kitaba başlamak ve bitirmek arasında geçen süre ise iki kahve molası arası kadar.  Bir bakıyorsunuz son sayfaya gelmişsiniz. Dişi, doğru insanı arıyor, bulacak mı dersiniz?


KÜNYE: Durmadan Leyla, Aslı Tohumcu, İletişim Yayınları, Nisan 2018, 190 sayfa.