AKP ilk değil: Türkiye sağının 'paramiliter' geçmişi

Türkiye tarihinde sağ iktidarlar tarafından kurulan paramiliter çetelerin geçmişi uzun yıllar öncesine dayanıyor. AKP tarafından son dönemde kurulan paramiliter çetelere de bakıldığında bu çetelerin, Türkiye burjuvazisinin halk korkusunun bir tezahürü olduğu gerçeği ortaya çıkıyor.



16-12-2017 17:18

Tugay Candan - tugaycandan@ilerihaber.org  Twitter: TugayCandan1312

AKP tarafından Haziran Direnişi’nin ardından kurulan son paramiliter çete Halk Özel Harekat’ın (HÖH) dernekleşmeye gittiğinin ortaya çıkmasının ardından gündeme gelen “paramiliter çeteler” konusunda dün yayınladığımız haberde, dünyadan örnekler vererek AKP’nin bu çetelere neden ihtiyaç duyduğunu ele almıştık.

Ele aldığımız bu çeteler tarihsel dönem, coğrafya ve işlev bakımından AKP tarafından kurulan çetelerle farklılıklar barındırsa da kuruluş felsefelerinin tıpkı AKP gibi halk korkusu ve halk düşmanlığı olduğu gerçeği gözler önüne seriliyor.

Ülkemizde de AKP öncesi döneme bakıldığında burjuvazinin iktidarları tarafından ve burjuva devletin reflekslerinin bir sonucu olarak paramiliter çeteler kurulduğu görülüyor. Kurulan bu çetelerin kullanıma sokulduğu dönemlere baktığımızda ise yine toplumsal muhalefetin öne çıktığı dönemler olduğunu görüyoruz.

Son dönemde gündemde olan “paramiliter çeteler” konusunun, dünyadaki örneklerinin ardından bu haberimizde Türkiye’de geçmiş dönemde kurulmuş paramiliter çetelerin bazılarını sizler için derledik.

MC’NİN ÜLKÜCÜ KOMANDOLARI

Türkiye’de 1960’ların ilk yarısında Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) kurulmasıyla toplumsallaşan sosyalist hareket, 1965’te meclise 15 milletvekili sokmuş ve ülkenin birçok noktasında halkın yoğun katılımıyla çok etkili miting ve eylemler düzenlemiştir.

Sosyalist hareketin toplumsallaşması ve dünyada sosyalizmin etkisiyle yoğunlaşan anti-emperyalist mücadeleler, Türkiye’de “68 kuşağı” denilen gençlik hareketini yaratmıştır.

O dönemde “ABD’nin Sovyetler’e karşı ileri karakolu” olarak anılan emperyalist kampın temsilcisi Türkiye’de, bu toplumsal hareketlilik emperyalistler ve Türkiye burjuvazisi tarafından korkutucu bir hal almaya başlayınca 1969 Kanlı Pazar’dan itibaren devrimcilere saldırılar gerçekleşmiş ve 12 Mart askeri darbesiyle sosyalist harekete fiziki anlamda bir darbe vurulmak istenmiştir.

Bu ortamda faşist MHP’nin kadroları tarafından oluşturulan “komando kampları” nda çeşitli eğitimler verilen ülkücüler, devrimcilere karşı suikast ve komplolar düzenlemeye başlamıştı. Bu kamplarda, subaylar ve devlet kademelerinde görev alan gayri-nizami harp uzmanları eğitimler verirken, burjuvazi tarafından finanse ediliyor, kolluk kuvvetleri ise komandoların eylemlerine göz yumuyordu.

1975’ kadar tek yönlü devam eden bu saldırılarda 22 devrimci öğrenci öldürülürken, 1975’te kurulan Milliyetçi Cephe (MC) Hükümeti ile bu çeteler, sağcı iktidarın kolluk kuvvetleri gibi işlev görmeye başladı.

Demirel’in Adalet Partisi, Erbakan’ın Milli Selamet Partisi, Feyzioğlu’nun Cumhuriyetçi Güven Partisi ve Türkeş’in Miliyetçi Hareket Partisi tarafından kurulan I. MC Hükümeti’nin ilk yılında ülkede tam 23 devrimci öldürüldü.

Hükümetten güç alan komandolar, sokakları terörize etmeye devrimci, işçi ve Aleviler’e toplu saldırılar düzenlemeye başlamıştı.

1977 yılına kadar iktidarda kalan I. MC Hükümeti döneminde 197 sol görüşlü yurttaş komandoların düzenlediği suikast ve komplolar ile yaşamını yitirirken, 1 Mayıs 1977’de Taksim’de resmi olarak failleri halen bulunamayan ancak asıl failin kim olduğuna dair kuvvetli ipuçları olan, 34 yurttaşın yaşamını yitirdiği bir katliam yaşandı.

1977’de II. MC’nin kurulmasının ardından ise ülke, ülkücü komandolar aracılığıyla tam bir “kan gölü” halini aldı.

Bu süreden 12 Eylül 1980’e kadar geçen sürede devrimcilere, gazetecilere, Aleviler’e ve sendikacılara saldırılar artarken, komandolar tarafından birçok yerde bombalı saldırılar düzenlendi.

Aleviler’e yönelik Çorum ve Maraş katliamlarının da yaşandığı bu dönemin ardından gelen ve 24 Ocak Kararları’nın hayata geçirildiği faşist darbeye komandolar aracılığıyla zemin oluşturuldu.

TİT: İHTİYAÇ OLDUĞUNDA ORTAYA ÇIKARILAN ÇETE

Yine toplumsal muhalefetin etkin olduğu 1970’li yıllarda ortaya çıkan ve burjuvazi tarafından devrimcilere yapılan saldırılarda kullanılan Türk İntikam Tugayı (TİT) isimli faşist çete, 12 Eylül sonrası ortadan kayboldu.

Kürt siyasal hareketinin toplumsallaştığı 1980’lerin ardından Kürt siyasetçilere ve gazetecilere TİT imzasıyla tehdit içerikli mesajlar gönderen çete hakkında resmi kurumlar her ne kadar “böyle bir örgüt” yok dese de bu çetenin en azından isminin, toplumsal muhalefetin unsurlarına korku vermek amaçlı kullanıldığını düşünmek yanlış olmayacaktır.

1998’de o dönem İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Başkanı olan Akın Birdal'a İHD Genel Merkezi’nde gerçekleştirilen silahlı saldırı, TİT’in isminin geçtiği en önemli eylem olarak bilinirken; bu saldırının ardından yakalan kişiler, saldırıyı TİT adına üstlenmişlerdi.

AGOS, Evrensel ve Özgür Gündem gibi basın organlarına da TİT imzasıyla tehdit mesajları gönderildiği ortaya çıkmıştı.

HİZBULLAH: DEVLETİN DUYARLI ÇOCUKLARI

Kürt siyasal hareketinin 1980’li yıllarda toplumsallaşmasının ardından devlet tarafından Kürt kimliğine oluşturulan baskı, Kürt illerinde uygulanan teröre dönüştü. Bölgede kurulan Hizbullah isimli cihatçı çete Kürt siyasetçileri, devrimciler ve gazeteciler başta olmak üzere Kürt halkına uygulanan terörün “paramiliter” adı oldu.

Üniversitede de Kürt öğrencilere saldırılar düzenleyen Hizbullah, özellikle 1990’lı yıllarda Kürt illerindeki saldırılarını artırırken, devlet tarafından da büyük destek gördü.

Çete tarafından hedef seçilen kişiler Kürt illerinin meydanlarından güpegündüz kaçırılıyor ve saldırıya uğruyor, kolluk kuvvetleri ise bu olaylara seyirci kalıyordu.

Hizbullah’ın bu saldırılarını sıklaştırdığı dönemde hiçbir üyesi gözaltına alınmazken, kolluk kuvvetleri tarafından gözaltına alınan kişilerin Hizbullah’a verildiği iddiası ortalıkta dolaşıyordu. Bu olaya tanık olan Halil Güler isimli yurttaş, 1993'te Şırnak'ın Cizre ilçesinde sivil polisler tarafından gözaltına alındığını, sivil polislerin daha sonra kendisini korucubaşı Kamil Atak'a teslim ettiğini ve Atak’ın da kendisi Kuştepe'ye götürüp Hizbullahçılara verdiğini anlatırken, Kuştepe'nin nöbetiniyse Tank Taburu’nun tuttuğunu söylüyordu.

Kürt illerinde uygulanan devlet terörünün simgelerinden olan JİTEM isimli kontrgerilla çetenin kurucularından olduğu iddia edilen emekli albay Arif Doğan da Hizbullah'ı PKK'ya karşı devletin kurduğunu, kendisinin yapılandırdığını ve silah dağıttığını ileri sürmüştü.

PKK eylemlerinin azaldığı dönemde, Hizbullah’ın kontrolden çıkmaması adına devlet tarafından bir operasyon gerçekleştirilmiş ve İstanbul Beykoz’da yakalanan Hizbullahçılar’ın yaşadığı evlerde, işkencede kullanılan domuz bağları ve toplu mezarlar ortaya çıkarılmıştı.

Öte yandan cevlet tarafından yakalanan Hizbullahçılar'ın birçoğu daha sonra yargılandıkları mahkemeler tarafından serbest bırakılmıştı

Birçok dernek kuran Hizbullah, bugün HÜDA-PAR isimli cihatçı çete ile varlığını sürdürüyor.