Acıya direnişin öyküsü

Ben’in Gemisi bizleri sürprizlerle dolu, eğlenceli bir yolculuğa çıkarırken şu mesajı da iletmeyi ihmal etmiyor: Nasıl, kiminle mutlu, özgür olacağımıza ve kalacağımıza biz karar vermeliyiz ve bunun için direnmeye devam etmeliyiz. Giel’in dediğine benzer bir şekilde sizleri bu büyülü yolculukla baş başa bırakalım: Artık hiçbir şey eski gibi olmamalıdır.



09-04-2017 09:30
Hande Yumak

Normal olmak istemeyen bir garip ailenin acı’ya direnişinin gülümseten öyküsü...

Bir yakınınızı kaybettikten sonra ne hissedersiniz? Beklenilen ya da değil, bir ölüme nasıl tepki verirsiniz? Onunla nasıl başa çıkarsınız?

Pieter Koolwijk’in kaleme alıp, Linde Faas’ın resimlediği ve Erhan Gürer’in Türk okurlarla buluşturduğu Ben’in Gemisi, yukarıdaki sorulara zaman zaman hüzünlendiren zaman zaman güldüren bir üslupla cevap arıyor.

Giel ve ailesi, dışarıdan bakıldığında son derece normal hatta sıradanlar; Giel, sokakta fark etmeden yanından geçeceğiniz türde biri, annesi de olağanüstü olmayan bir kadın ve çok sıradan bir adamla evlenmiş ve çok normal bir aile olmuşlar.

Çok normal görünen bu ailenin aslında hiç de öyle olmadıklarını kitabın henüz ilk sayfalarından öğreniyoruz. Normal değiller çünkü arka bahçelerinde ölen oğulları Ben gömülü. Ben de sıradan bir çocuk ve her çocuk gibi onun da sevdiği şeyler var: gemiler, denizler ve harika maceralara yelken açmak. Kardeşi Giel’le maceralar yaşayacaklarına birbirlerine söz vermişler. Ancak Ben, karşıya geçerken sola bakmış ama sağa bakmamış veya tam tersi... Bu cümle kitapta ara ara tekrarlanarak, tam ağlayacağınız ya da en azından hüzünleneceğiniz zamanlarda sizi güldürüveriyor; ölümü hele ki bir çocuğun ölümü gerçeğini yok saymasa da bu ölümün ardından duyulabilecek büyük acıyı olumlamaya ya da rengini değiştirmeye gayret ediyor. Bu mizahi ve olumlu tavır sayesinde de eser boyunca bu ölümü belki de bir daha hiç aklınıza getirmiyorsunuz ya da onun size olumsuz şeyler çağrıştırmasına izin vermiyorsunuz.

Ben’in arka bahçede bir mezarda yatıyor olmasına şaşırırken öğreniyorsunuz ki bu mezar, sıradan bir mezar değil; özel olarak Ben için yapılmış ahşaptan bir gemi, mavi ve beyaz Ben’in en sevdiği renkler ki Giel ve babası bunu birlikte boyamışlar. Anneleri gerçekten yelkenler yapmış ve pruvasına şunlar yazılmış:

Ben’e

Bu gemiyle her zaman

düşüncelerimizde olsun diye.

Ben, ölmüş olabilir ama sevdiği gibi bir geminin içinde, ailesinin bahçesindeki mezarında, hep onlarla birlikte. Giel’in abisine ihtiyaç duyduğu zaman bahçeye çıkması yeterli, şehrin öbür ucuna gitmek zorunda değil.

Elbette bu durumdan ailenin komşuları rahatsızlar, hem soldaki hem sağdaki komşular hem de: Bay ve Bayan Sirke ile Bay ve Bayan Kulakkurdu. Sık sık Giel ve ailesinin evine gelerek Ben’in mezarının bahçeden taşınması için Giel’in babasını ikna etmeye çalışıyorlar. Bu ziyaretlerin birinde Bay Kulakkurdu, şaka yollu bir de çatıya gözetleme kulesi inşa edin önerisinde bulunuyor ve macera hız kazanıyor. Giel’in babası bu fikre bayılıyor ve evdeki hummalı çalışmalarına bir yenisini daha ekliyor.

Gözetleme kulesini başka harika, güzel, şaşırtıcı şeyler de takip ediyor. Ev, yavaş yavaş ya da belki de akıl almaz bir hızla değişmeye, gelişmeye, dönüşmeye devam ediyor. Giel, babasının yaratıları karşısında zaman zaman şaşkınlığa ve tedirginliğe kapılsa da içten içe mutlu, huzurlu ve şanslı hissediyor kendini çünkü o, sıradan bir ailenin çocuğu değil. Kitap boyunca sürekli sorguladığımız kavramlardan biri de bu: ‘’Normal nedir? Normal olmak zorunda mıyız?’’

Komşular, yetkililer aileyi rahat bırakmıyorlar çünkü bildiğimiz, alışmaya mahkum edilmek istediğimiz gibi toplumun alışılagelmiş kalıplarına, standartlarına, normlarına uymak zorunda.  Biz ne diyorsak o, ben nasıl istiyorsam sen öyle giyineceksin ya da giyinmeyeceksin; bu düşünce, inanç ya da inançsızlık seni daha iyi insan ya da vatandaş yapar vb.

Ben’in Gemisi bizleri sürprizlerle dolu, eğlenceli bir yolculuğa çıkarırken şu mesajı da iletmeyi ihmal etmiyor: Nasıl, kiminle mutlu, özgür olacağımıza ve kalacağımıza biz karar vermeliyiz ve bunun için direnmeye devam etmeliyiz.

Giel’in dediğine benzer bir şekilde sizleri bu büyülü yolculukla baş başa bırakalım:

Artık hiçbir şey eski gibi olmamalıdır.


KÜNYE: Pieter Koolwijk, Ben’in Gemisi, çev: Erhan Güler, resimleyen: Linde Faas, Can Çocuk, 2016, 64 sayfa.