AB'den polis devleti adımları: Toplu basın sansürü geliyor

Dünyada siyasal gelişmelerde etkisi her geçen gün artan sosyal medyanın kontrol altına alınması çabaları sürüyor. Avrupa Birliği de sosyal medyadan hızla yayılan ve kontrol edilemeyen “fake news” haberleri bahane ederek bir sansür kurulu oluşturmanın adımlarını attı. Avrupa’da yükselişe geçen bir ivme yakalamış olan bu faşizan politikalar “işçi sınıfı” için acil uyarı niteliği taşıyor.



20-11-2017 13:12

Yazar: Alex Lantier (World Socialist Web Site)

Çeviri: Özer Erdin

Avrupa Birliği (AB) “sahte haber” (fake news) ile mücadele adı altında basını gözetim altında tutacak resmi bir kurulun hazırlığını yapıyor. Geniş yetkilerle donatılmış uzmanlar tarafından idare edilecek olan bu kurulun 2018’in başından itibaren faaliyete geçmesi bekleniyor. AB’nin konuya ilişkin olarak yapmış olduğu açıklama dikkatlice incelendiğinde devlet kontrollü sansürün aslı olmayan yanlış haberlere uygulanmasının söz konusu olmadığı, aksine Avrupalı egemen sınıfa karşı geliştirilen muhalif haberciliğin ve siyasetin hedef alındığı anlaşılmaktadır.

Bilindiği üzere gerçeği yansıtmayan ve ispatlanması mümkün olmayan ‘Fake News’ yani ‘sahte haber’ terimi ABD’de yapılan son başkanlık seçimi kampanyasında gündeme yerleşti. Söylentilere göre Ruslar, Donald Trump’ın 2016’da elde ettiği seçim zaferini Trump’ın lehine, Hillary Clinton’ın ise aleyhine yönelik manipüle etmişlerdi. Bu söylentilerin eşliğinde yapılmış olan başkanlık seçimi kampanyasında yükselişe geçen saldırgan talepler kapsamında eleştirel fikirleri ve sosyal eylemleri baskı altına almak amacıyla internet haberciliğinin sansürlenmesi de dile getirilmişti.

Eski FBI ajanı Clint Watts ABD Senatosu’nda verdiği bir ifade esnasında basına yönelik sansür uygulamasının ivedilikle harekete geçirilmesini talep etti. Watts’ın taleplerine tanıklık eden ve destekleyen senatörler ise Rusya’nın çok açık bir biçimde ABD’deki ırklar arası gerilimi arttırmanın yanında sosyal bölünmeyi kalıcı bir hale getirmek istediğini ileri sürdüler. Watts ayrıca açıklamalarına şu ifadelerle devam etti: “İç savaşlar söylemlerle başlar, silahla değil! Bu nedenle Amerikan İç Savaşı hâlihazırda başlamıştır. Bizler bir bütün halinde birlik olarak sosyal medya denen savaş meydanına bilgi isyanını bastırmak için akın edeceğiz. Aksi takdirde bu kirli isyan çok süratli bir biçimde devasa çatışmalara evrilecek ve neticede ülkemizi Amerika Parçalanmış Devletleri’ne dönüştürecektir.”

AB’nin kuruluş hazırlığını yapmakta olduğu resmi sansür dairesi de esasen aynı siyasi amaca hizmet edecek. Başka bir deyişle seçim yerine atama ile iş başına gelecek olan bürokratlar insanların internette ne okuyacaklarını veya ne söyleyeceklerini kontrol edebilecekler. Konuya ilişkin olarak AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Frans Timmermans, enformasyon ve dezenformasyonun iç içe geçtiği karmaşık bir dönemde yaşadığımızı ve bu nedenle AB’nin sahte haberlere dayalı bilgi kirliliğinden yurttaşlarını korumak için bir çeşit bilgi yönlendirmesi idaresini ele alacağını söyledi.

AB’nin geçenlerde yapmış olduğu bir basın açıklamasına göre ise AB Komisyonu ve atama yoluyla oluşturulmuş olan bir kurul, Ocak 2018’de bir uzman grup seçerek göreve başlamaları için talimat verecek. Söz konusu kurul gelecekte atacağı olası adımlarla “yurttaşların güvenliğini gözetip, doğru bilgileri onaylayarak, internette yer alan dezenformasyona engel teşkil edecek”. Bu noktada akla takılan soru şudur: Hangi bilginin onaylanacağına kim karar verecek? Kimin güvenilir, kimin sahte haber yaydığını kim bilecek? Bu sahte haberleri Facebook’dan veya Google arama sonuçlarından kim silecek? Cevap: Elbette Avrupa Birliği!

Böylece tıpkı ABD gibi Avrupa burjuvazisi de daimi bir ivme kazanmakta olan bir dönüşüm ile askeri ve otoriter bir egemenlik metoduna dayanan bir yönetim modeline doğru emin adımlarla ilerlemektedir. Öte yandan AB’nin yapmış olduğu basın açıklamasına göre bu online bilgi kontrol mekanizmasının başlangıcını Mart 2015’de kurulmuş olan “East Strategic Communication Task Force” (East Stratcom/ Doğu Stratejik İletişim Grubu) oluşturuyor. Bilindiği üzere “East Stratcom” Ermenistan, Azerbaycan, Beyaz Rusya, Gürcistan, Moldova ve Ukrayna gibi doğu ülkelerinde AB politikalarının ve faaliyetlerinin proaktif iletişimi üzerine odaklanan Avrupa Birliği yönetiminin bir parçasıdır. East Stratcom’un kuruluş tarihi olan 2015’den kısa bir süre önce Washington ve Berlin, Şubat 2014’te başaralı bir operasyon ile Ukrayna’daki rejim değişikliğini organize ettiler. Faşist ve Moskova karşıtı milislerden kurulu sağ bir grup Kiev’deki Rusya yanlısı hükümeti devirdi. Darbe, Rusça konuşulan Doğu Ukrayna bölgelerinde şiddetli bir iç savaşın patlak vermesine neden oldu. Öyle ki bu iç savaş 2015’in başlarında da devam etmekteydi.

Bu dönemde AB, faşist karakterli olan Ukraynalı milisler ile zerre kadar sorun yaşamadı. Aslında AB Parlamentosu 2012’de bir karar çıkartarak Kiev’de yönetime gelen Swoboda’yı şeklen de olsa eleştirmişti. Söz konusu kararda Swoboda’nın ırkçı, antisemit ve yabancı düşmanı olması Avrupa’nın temel değerlerine aykırıdır deniyordu. Buna ilaveten AB Parlamentosu Ukraynalı demokratik partileri Swoboda ile birlikte çalışmamaları, Swoboda’yı teşvik etmemeleri ya da onunla birlikte koalisyon kurmamaları için de uyarıyordu. Ancak ABD ve Avrupa Emperyalizmi Swoboda’yı destekleyip yönetime getirdikten sonra Avrupa medyası, kararlaştırıldığı gibi Rus propagandası ile mücadele edeceğini bildiren AB’yi, Ukraynalı neo faşitler ile çalıştığına vurgu yaparak eleştirdi.

Ukrayna örneğinden hareketle “sahte haber” adı altında gerici politik kökün Avrupa genelinde ne kadar derine nüfuz ettiği ve East Stratcom özelinde nasıl biçimlendiği sanırız yeterince açıklanmıştır. Yine AB’nin basın açıklamasına göre East Stratcom, günlük Rus dezenformasyonu kampanyasının içeriğini teşhis etmek, incelemek ve buna karşılık olarak kuvvetli bir bilincin inşasını mümkün kılmak için kurulmuştu. Ayrıca bununla da yetinilmeyip etkili bir iletişim ağı kurularak AB politikalarını doğu bölgelerinde teşvik etmek amaçlanmıştı. Aslında burada şu denmektedir: “East Stratcom, AB’nin Ukrayna’da ve Doğu Avrupa’daki saldırgan politikasının ve neo faşist bağlantılarının üstünü örtmek için kurulmuştur.”

Avrupa’da yükselişe geçen bir ivme yakalamış olan bu faşizan politikalar “işçi sınıfı” için acil uyarı niteliği taşımaktadır. AB’nin hâlihazırda kurmakta olduğu sansür kurulu Swoboda gibi faşistleri ve sağ kanadı teşvik ve koruma amacı gütmektedir. Bu tür sansürler sayesinde internet ve kamusal yaşam Avrupa’da gözetim altına alınacaktır. Bu da tüm Avrupa’yı kapsayacak olan aktif bir polis devletinin inşa edilmekte olduğunun habercisidir.

Bu son gelişmelerden hareketle tüm Avrupa’da on yıllardan beri gelişmekte olan demokratik yönetim biçimlerinin tarihsel çöküşü ile karşı karşıya olunduğu söylenebilmektedir. Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonraki çeyrek yüzyıl içinde uygulanan kesinti politikaları ile işçi sınıfı güçten düşürülmüş ve emekçiden esirgenen mali kaynaklar ile Nato’nun Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Doğu Avrupa’daki kirli savaşları finanse edilmiştir. Bunun neticesinde Avrupa kapitalizmi iflas etmiştir. Wall-Street’in tetiklemiş olduğu 2008 Krizi’nden neredeyse 10 yıl sonra ekonomik ve sosyal eşitsizlik, demokratik yönetim biçimleri ile bağdaşmayan bir boyut kazanmıştır. Kitlesel işsizliğin yanında geleceksiz kılınmış genç kuşakların etkisiyle çarpık sosyal dengesizliğe duyulan öfke patlamaya teşne bir noktaya ulaşmıştır. Avrupa Radyo ve Televizyon Birliği’nin 2017’nin başında “Generation What” adı altında yapmış olduğu bir ankette Avrupalı yetişkin gençlerin yarısından fazlasının mevcut düzene karşı çıkacak bir toplumsal ayaklanmaya katılmak için hazır oldukları sonucuna varıldı. Bu haberleri edinen Avrupa Emperyalizmi, mevcut toplumsal muhalefete politik baskı ve otoriter yönetim modellerinin güçlü kılınması ile cevap vermek istemektedir. Başka bir deyişle Avrupa Emperyalizmi kendi kirli siyasetine yapılan eleştirileri “Fake News” ve Rus propagandası adı altında fişlemek yoluna girmiştir.

Bu nedenle şu sıralar İspanya, AB kaynaklı “sahte haber” propagandasının merkezinde yer almaktadır. 1 Ekim’de Katalonya’da yapılmış olan bağımsızlık referandumuna oy kullanmak için giden barışçıl seçmenlere polisin hunharca saldırmasından sonra başkent Madrid, Barselona’da düzenlenen kitlesel eylemlere rağmen seçilmiş hükümeti görevinden uzaklaştırdı. Berlin, Londra ve Paris, Madrid’i destekleyen açıklamalarda bulundular. Hatta İspanyol General Fernando Alejandre Katalonya’yı askeri bir harekâtla tehdit etti. General Alejandre daha da ileri giderek İspanya Ordusu’nun tüm tarihsel uğraklarını överek göklere çıkarttı. Alejandre böylece Katalonya’nın faşist diktatör Franco tarafından işgal edildiği 1939 İspanya İç Savaşı’nı aba altından sopa gösterirmişçesine gündeme getirmiş oldu.

Bu esnada ise Avrupa medyasının, İspanyol Hükümeti’nin ve East Stratcom’un İspanya’nın tutumuna dayalı olarak yönetilen eleştirileri tam bir koro eşliğinde “Fake News” olarak damgalamış olmaları gözden kaçtı. Geçtiğimiz pazartesi İngiliz The Guardian gazetesi şöyle bir ifadeye yer verdi: “East Stratcom temsilcileri Brüksel’de yaptıkları bir açıklamada Katalonya’da düzenlenmiş olan referandum hakkında yapılan haberlerde dezenformasyon faaliyetlerinin olduğunu tespit ettiklerini duyurdular. Referanduma ilişkin olan medya haberlerinde görülen patlama da bu tespit ile uyuşmaktadır.”

Sonuç olarak egemen elit sınıf Ukrayna’da olduğu gibi “sahte haber” ve “Rus propagandası” adı altında mevcut siyasi gerilimleri çarpıtarak bizzat kendi ülkelerinde ayağa kalkacak muhalif hareketleri engellemek istemektedirler. Rusya’nın ve Doğu Avrupa’daki müttefiklerinin Katalonya’daki siyasi krizi kışkırtmak ya da AB’ye zarar vermek için kullanmak istediklerine dair olan görüşler ise bizzat İspanya’nın kendi beyanatları ile çürütülmüştür. 1 Ekim Referandumu’ndan bir hafta sonra başkent Madrid, Moskova’nın İspanya’ya sunduğu siyasi desteğe vurgu yaparak övgü dolu sözlerle minnettar olduklarını açıkladı. Özetle Avrupa’da bir polis devletinin kurulmasına yönelik artan dinamik ve sözde Rusya kaynaklı “sahte haberler” ile mücadele adı altında uygulanmaya çalışılan basın sansürüne karşı muhalif yayın organlarının haberciliği bir kez daha önem kazanmaktadır.

Orijinal makale için: http://www.wsws.org/de/articles/2017/11/17/2017-n17.html