8 MART DOSYASI | Kadınlar: Başkaldırı, ayaklanma, yükseliş…

Dünyada dinamik bir kadın hakları mücadelesinden söz edebiliriz; ama çoğunlukla birçok ülkede mücadele özellikle üreme hakları ya da şiddete karşı mücadele üzerinden şekilleniyor. Fakat ABD’de Trump karşıtı mücadele, emekçilerin hak kayıplarına karşı başkaldırısı, ırkçılığa karşı mücadele ve çevre mücadelelerinin bir arada güçlenmesi kadın hakları mücadelesinin de belli konulara sıkışmasının önüne geçtiği için dikkatleri toplamaya devam ediyor. Kadın hareketi yükselmeye devam ediyor ve 8 Mart 2018’de bunu görmeye devam edeceğiz.



07-03-2018 00:59

Meltem Kolgazi

Geçen yıl bütün dünyada 8 Mart “Kadın Grevi” büyük yankı uyandırdı. Dünya kadın hareketi için uzun zamandır görülmemiş nicelikte ve nitelikte gösteriler yapıldı. Elliden fazla ülkede grev çağrısının öne çıktığı 8 Mart yürüyüşleri düzenlendi. İsterseniz kadınların yükseliş sürecini ve Kadın Grevinin nasıl gündeme geldiğini yeniden hatırlayalım ve bu seneki 8 Mart’ta Kadın Grevi ile ilgili gelişmelere bakalım.

Başkaldırı…

2016 yılı, kadın hareketi için uzun bir süreden sonra yeniden dünya sahnesine çıkış yılı olarak kayıtlara geçti. Ekim 2016’da Arjantin’de yaşanan kadına yönelik şiddet olaylarından sonra “Ni Una Menos” (Bir Kişi Daha Eksilmeyeceğiz) koalisyonu tarafından yapılan “Kadın Grevi”[1] çağrısına yüz binlerce kadın katıldı. Kadınlar siyah giyinerek saat 13:00’de bir saatliğine greve çıktılar ve büyük bir yürüyüş düzenlediler. Yine Ekim ayında Polonya’da kadınlar siyah giyinerek zaten var olan kürtaj yasağının daha da ağırlaştırılması girişimine karşı büyük protestolara imza attılar. Polonya’daki grevin ve büyük yürüyüşlerin etkili olması ve kazanımla sonuçlanması kadın grevine bir mücadele yöntemi olarak daha fazla ilgi duyulmasını sağladı.

Kasım ayındaki (2016) Dünya Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü’nde birçok ülkede kitlesel eylemler düzenlendi. Türkiye’de de ‘İstismar Yasası’ olarak adlandırılan ve tecavüzcüleri aklayan yasa tasarısına karşı Kasım ayında etkili eylemler yapıldı ve yasa tasarısının geri çekilmesi yönünde bir kazanım sağlandı. Tüm dünyada 2016 Kasım’ında düzenlenen etkili eylemlerden sonra Arjantin’deki kadınların öncülüğünde birçok örgüt bir araya gelerek tüm dünya kadınlarına 8 Mart 2017 için bir “Kadın Grevi” çağrısı yayınladı. Dünya’da kadın hakları mücadelesindeki bu yükseliş ABD’de kadın düşmanı ve ırkçı yeni başkan Trump’a karşı düzenlenen “Kadın Yürüyüşü” ile de çakıştı ve Washington merkezli yürüyüşe Avrupa başta olmak üzere birçok ülkede büyük destek eylemleri gerçekleşti. ABD tarihinin en kalabalık eylemlerinden biri olan Kadın Yürüyüşünün ardından 8 Mart 2017’de önde gelen sosyalist feminist yazar ve akademisyenlerin çağrıcı olduğu, çok daha radikal taleplere sahip, iş bırakmanın da gerçekleştiği, özellikle renkli (beyaz olmayan) ve işçi kadınların sokağa çıktığı “Kadın Grevi” eylemleri düzenlendi.

Kadın Grevini, Kadın Yürüyüşü kadar yaygın bir kitleselliğe sahip değildi, fakat ABD solu için uzun yıllardır yapılan ve talepleri bakımından radikal olan en büyük kadın eylemi olduğunu söyleyebiliriz. Kadın Grevi çağrıcılarından biri olan Sosyalist Cinzia Arruzza, 2017 kadın grevi eylemlerinden sonra kendisiyle yapılan röportajda;“Ne düşünüyorsunuz, bir hareket görüyoruz diyebilir miyiz? ABD’de? Dünya çapında?” sorusuna şöyle cevap veriyor:

“Geçen yaz aynı soruya olumsuz bir yanıt veriyordum. Fakat şimdi cevabımı değiştirebilmekten mutluyum: Evet. Diğer ülkelerde grevin geniş bir medya görünürlüğü vardı. Ve belki de güçlü ve geniş anti-kapitalist feminist bir akım ve hareketlenmenin yeniden inşasına şahit oluyoruz. New York City’de 7000 kadar insanın katıldığı Grev böylesi radikal bir platformun bir eylem kapsamında yıllardır topladığı en büyük toplamlardan biri oldu.”

Geçen yıl bu değerlendirmeyi fazla iyimser bulmuştum ama yine de kadınların sokağa yüzünü döndüğü ve daha soldan bir arayış içerisinde olduğu gerçeğini değiştirmediğini ifade etmiştim. Yine Arruzza aynı röportajda “%99’un feminizmi” sloganının yüzünü işçi kadınlara dönen sınıf temelli bir arayışı ifade ettiğini belirtmişti.

“Bu Sel Hiç Durmayacak”

2016 sonu itibariyle başlayan yükseliş 2017 yılında da devam etti ve kadınlar dünyanın çeşitli ülkelerinde yine büyük eylemlere imza attılar. Polonya’da kürtajı yasaklayan yasa tasarısının geri çekilmesi sonrası gerici hükümetin doğum kontrolünü zorlaştırıcı uygulamaları hayata geçirmesine karşı protestolar devam etti. İrlanda’da kürtaj yasağına karşı devam eden mücadele sonuç verdi ve referandum kararı alındı. Çok sıkı bir kürtaj yasağı olan İrlanda’da önümüzdeki Mayıs ayında kürtajın yasalaşması için bir referandum düzenlenecek. Dünyada kürtajın tamamen yasak olduğu birkaç ülkeden biri olan Şili’de kitlesel eylemler sonuç verdi. Diktatörlük yasası gevşetilerek tıbben zorunlu ve tecavüz sonucu oluşan gebeliklerin sonlandırılmasına izin verecek şekilde değiştirildi. ABD’de de kadın hareketi dinamizmini korumaya ve örgütlenmeye devam etti. Bununla beraber Hollywood yapımcısı Harvey Weinstein’in film sektöründeki birçok kadını taciz ettiğinin ifşa edilmesi ile ABD’de ve dünya çapında milyonlarca kadın yaşadığı cinsel şiddeti #MeToo etiketini kullanarak paylaştı. Bu paylaşımların ardından birçok kadın örgütü kadınları tacizi saklamamaya ve tacize karşı hareket etmeye çağırdı. Tacize karşı mücadelenin emekçi kadınları sorunlarının bir parçası olarak ele alındığı ve hak mücadelesinin bir parçası olduğu üzerine çok önemli tartışmalar açıldı. Son olarak da kadınlar İran’da gerçekleşen başörtü çıkarma eylemleri ile dikkat çektiler. Türkiye’de 2017’de çeşitli illerdeki 8 Mart mitingleri ve gece yürüyüşü ardından ‘Müftülük Yasası’na ve son olarak Diyanetin açıklamalarına karşı eylemler düzenlendi. Kadınlar OHAL ve baskı koşullarına rağmen sokağa çıkmayı zorladılar ve AKP iktidarına karşı direnişin önemli bir aktörü olmaya devam ediyorlar. Sonuç olarak, geçtiğimiz 8 Mart’tan bu yana genel olarak değerlendirdiğimizde dünyada kadın hareketinin dinamizmini koruduğunu görüyoruz. Bu yıl da Ni Una Menos koalisyonu yaptığı 8 Mart çağrısında, kadınları bu dinamizme atıf yaparak “Bu Sel Hiç Durmayacak” başlığıyla uluslararası düzeyde greve çağırdı.[2]

Genel bir itaatsizlik çağrısı niteliği taşıyan Ni Una Menos çağrısı ile karşılaştırdığımızda, ABD’de yapılan Kadın Grevi çağrısı geçen yıl olduğu gibi bu sene de daha soldan bir nitelik taşıyor. Yine‘%99’un feminizmine ihtiyacımız var’ denilen çağrının imzacıları bu yıl Linda Alcoff, Cinzia Arruzza, Tithi Bhattacharya, Rosa Clemente, Angela Davis, Zillah Eisenstein, Liza Featherstone, Nancy Fraser, Barbara Smith, Keeanga-Yamahtta Taylor. Bu listenin neredeyse tamamı kendini sosyalist olarak tanımlıyor ve Trump karşıtı hareket içerisinde de aktif bir mücadele veriyor. Guardian’da yayınlanan çağrıda #MeToo çıkışına da atıfta bulunarak “8 Mart’ta cinsiyetçi şiddete karşı, şiddet uygulayan erkeklere ve onları koruyan sisteme karşı greve gidiyoruz”[3] deniliyor. Kadınların iş yerlerinde, ekonomik çaresizlik nedeniyle tacize maruz kaldığı vurgulanan çağrıda “çenemizi kapalı tutmuyoruz. Kapitalizm tarafından çenemizi kapalı tutmaya zorlanıyoruz” ifadeleri yer alıyor. “Ve işçi hakları için, göçmenlere eşit haklar için, eşit ücret ve geçinmeye yetecek kadar bir maaş için greve gidiyoruz, çünkü bu kolektif savunmanın araçlarından yoksun olduğumuz sürece işyerindeki cinsel şiddetin daha da büyümesine izin verilmiş olacak” şeklinde devam eden çağrı vurguyu emekçi kadınlara yaparak bitiyor: “8 Mart 2018 %99’umuz için bir feminizm günü olacak: Siyahi kadınların, heteroseksüel, biseksüel, lezbiyen ve trans işçi kadınların, yoksul ve dar gelirlilerin, parasız çalıştırılan hizmet görevlilerinin, seks işçilerinin ve göçmenlerin seferberliğinin günü olacak.”

Yükseliş…

Bu sene de 8 Mart’ta birçok ülkede Kadın Grevi çağrısı yapıldı. Birçok kadın hakları için, kapitalizme, şiddete ve ayrımcılığa karşı yürüyecek. Büyük kalabalıkların sokağa çıkmasını bekliyoruz. Geçen yıl olduğu gibi bu yıl da ABD’deki emekçi ve ezilen kadınları sokağa davet eden Kadın Grevi çağrısı yükselen kadın hareketi içerisinde özgün bir yer teşkil ediyor. Dünyada dinamik bir kadın hakları mücadelesinden söz edebiliriz; ama çoğunlukla birçok ülkede mücadele özellikle üreme hakları ya da şiddete karşı mücadele üzerinden şekilleniyor. Fakat ABD’de Trump karşıtı mücadele, emekçilerin hak kayıplarına karşı başkaldırısı, ırkçılığa karşı mücadele ve çevre mücadelelerinin bir arada güçlenmesi kadın hakları mücadelesinin de belli konulara sıkışmasının önüne geçtiği için dikkatleri toplamaya devam ediyor. Kadın hareketi yükselmeye devam ediyor ve 8 Mart 2018’de bunu görmeye devam edeceğiz.


[1] ABD ile birlikte bütün dünyada yankı uyandıran “Kadın Grevi” çağrısı yapan Arjantinli kadınlar 1975 yılında İzlanda’da gerçekleşen ilk kadın grevine referans veriyorlar. Yaklaşık 200 binlik bir nüfusa sahip İzlanda’da 25 bin kadının sokağa çıktığı ve hiçbir iş yapmadığı bir gün olarak tarihe geçen ilk kadın grevinden esinlendiklerini belirtiyorlar. Kadın grevi kadınların sadece işyerindeki üretimden gelen gücünü kullanmanın ötesinde yaşamın üretimi ile ilişkili tüm üretim gücünü kullanmaya yönelik bir eylem biçimi olarak kurgulanıyor. Üretimi durdurmanın yanında ev işi yapmama, çocukları babalara bırakma, alışveriş yapmamaktan seks yapmamaya kadar bir dizi şeyi kapsıyor. Kadınların karşılığı ödenen ve ödenmeyen yaptığı tüm işleri durdurmasını içeriyor.

[2]Bu sel hiç durmayacak: 8 Mart 2018 Küresel Kadın Grevi’ne çağrı, sendika.org, 17.01.2018.

[3]We need a feminism for the 99%. That's why women will strike this year, The Guardian, 27.01.2018.