7 soruda Reza Zarrab davası

ABD’de Reza Zarrab ve Halkbank yöneticisi Mehmet Hakan Atilla’nın tutuklu yargılandığı dava, henüz başlamadan Türkiye ile ABD arasında bir krize dönüşmüş durumda. AKP’nin 17-25 Aralık Yolsuzluk Operasyonları ile ilişkilendirdiği dava sürecini, 4 Aralık Pazartesi günü gerçekleştirilecek ilk duruşma öncesinde tüm boyutlarıyla ele aldık.  



27-11-2017 08:18

İleri Haber

AKP’ye yakınlığıyla bilinen sermayedar Reza Zarrab’ın geçtiğimiz yıl ABD’de gözaltına alınmasıyla başlayan süreç, ABD ile Türkiye arasındaki ilişkilerde yeni bir döneme girildiğini gösterdi. Zarrab, “ABD’nin İran’a yönelik ambargosunu delmek” ve “kara para aklamak” gibi suçlamalarla tutuklanırken, aynı süreç bir kamu kurumu olan Halkbank’ın Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla için de yaşandı. 

Zarrab ve Atilla’nın tutuklanmasının yanı sıra savcılık iddianamesinde AKP’li eski bakan Zafer Çağlayan’ın sanık olarak yer alması ile AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da adının geçmesi, süreci hızla bir krize dönüştürdü. AKP davanın arkasında Fethullah Gülen cemaatinin bulunduğunu iddia ederek, sürecin 17-25 Aralık Yolsuzluk Operasyonu’nun devamı olduğunu ilan etti. 

2’si tutuklu 9 sanıklı dava kapsamında ilk duruşma öncesinde 27 Kasım Pazartesi günü jüri seçimi yapılacak. 12 kişilik jürinin belirlenmesinin ardından davanın ilk jürili duruşması 4 Aralık Pazartesi günü gerçekleştirilecek. Kritik duruşma öncesinde şimdiden Türkiye ile ABD arasında krize dönüşen davanın hukuki ve siyasi boyutlarını derledik.

1-REZA ZARRAB KİMDİR?

1983 yılında İran’ın Tebriz kentinde doğan Reza Zarrab, daha sonra ailesiyle birlikte yaşamını Dubai’de sürdürdü. Zarrab’ın babası Hossein Zarrab, İran’ın önde gelen sermayedarlarından biriydi. Özellikle Mahmud Ahmedinejad’ın cumhurbaşkanı olduğu 2005-2013 yılları arasında öne çıkan Zarrab ailesi, İranlı bir başka sermayedar Babek Zencani ile birlikte ambargo döneminde İran’ın uluslararası para trafiğini yöneten isimler olarak biliniyordu. 

Henüz 14 yaşındayken Dubai’de döviz ticareti yapan ailesine ait şirketlerin başına geçen Reza Zarrab, 20’li yaşlarından itibaren Türkiye’de yaşamını sürdürmeye başladı. Türkiye’de şarkı sözü yazarlığı ile adını duyurmaya başlayan Zarrab, 2010 yılında şarkıcı Ebru Gündeş ile evlendi. 

Zarrab’ın Türkiye’deki ticari faaliyetleri ise 2010 yılında Royal Holding ile başladı. Kardeşi Mohammed Zarrab ile kurduğu şirket aracılığıyla ülkede inşaat, denizcilik sektörlerinde yatırımlarda bulundu, döviz ve altın ticareti yaptı. 2012 yılından itibaren Türkiye’nin altın ticaretinde önemli yer tutan faaliyetleriyle öne çıkan Zarrab’ın AKP ile olan yakınlığı da bu süreçte gündeme geldi. Zarrab’ın babası ve kardeşi 2013 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla Türk vatandaşı oldu. 

Zarrab’ın AKP ile olan bağlantıları ise 17 Aralık 2013 tarihinde başlatılan yolsuzluk operasyonlarıyla birlikte ortaya döküldü. Zarrab, Fethullah Gülen cemaatinin yargı ve emniyet teşkilatı içerisinde bulunan üyeleri tarafından gerçekleştirildiği belirtilen operasyon kapsamında dönemin İçişleri Bakanı Muammer Güler’in oğlu Barış Güler ve Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’ın oğlu Kaan Çağlayan ile birlikte gözaltına alındı. 21 Aralık 2013’te rüşvet ve kaçakçılık yaptığı suçlamasıyla tutuklanan Zarrab, AKP’nin yolsuzluk operasyonunu savuşturmasının ardından 28 Şubat 2014’te bakan çocuklarıyla birlikte tahliye edildi. 

Bu süreçten itibaren adı Türkiye gündeminden hiç düşmeyen Zarrab’ın AKP ile ilişkisi de daha görünür hale geldi. Operasyonların ardından yandaş A Haber’e çıkartılan Zarrab, “Türkiye’nin cari açığının yüzde 15’ini tek başıma kapattım” diyerek övünürken, “ihracattaki üstün performansı” nedeniyle 2016 yılında Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin elinden ödül aldı.

2-SÜREÇ NASIL BAŞLADI?

Türkiye’de hızla yükselen Zarrab’ın, düşüşü de bir o kadar hızlı oldu. Eşi Ebru Gündeş ve çocuğuyla birlikte tatil için ABD’nin Florida Eyaleti’ne bağlı Miami kentine giden Zarrab, 19 Mart 2016’da ABD polisi tarafından gözaltına alındı. Zarrab 22 Mart 2016’da da “ABD’nin İran’a yönelik ambargosunu delmek”, “banka dolandırıcılığı” ve “kara para aklamak” gibi suçlamalarla tutuklandı. Zarrab’ın tutuklanmasının ardından Türkiye’deki şirketleri adlarını değiştirdi. 

Zarrab’ın tutuklanmasının ardından 1 yıl sonra 29 Mart 2017’de ise bu kez Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla, New York'taki john F. Kennedy Havaalanı'nda gözaltına alındıktan sonra aynı suçlamalarla tutuklandı. Zarrab ve Atilla’nın tutuklanmalarının ardından Halkbank hisseleri rekor düzeyde değer kaybetti. 

3-SANIKLAR KİM?

Davada tutuklu yargılanan Zarrab ve Atilla dışında 7 isim daha sanık olarak yer alıyor. Sanıklar arasında yer alan İran vatandaşı olan Camelia Jamshidy, Zarrab’ın sahibi olduğu Royal Holding’in, Abdullah Happani ise Zarrab’ın Royal Holding bünyesinde kurduğu doviz ticareti yapan şirketin çalışanı. Hossein Najafzadeh adlı sanık ise İran’da devlet kontrolündeki Exchange şirketinde üst düzey yönetici olarak görev yapıyor. 

Sanıklar arasında yer alan diğer isimler ise Türkiye’de üst düzeyde görevlerde bulunmuş kişiler. Bu isimlerden en öne çıkanı kuşkusuz Zafer Çağlayan. 17 Aralık Yolsuzluk Operasyonu sırasında oğlu tutuklanan ve Zarrab’da rüşvet aldığı iddia edilen AKP’li eski bakan Çağlayan hakkında iddianamede milyonlarca dolar rüşvet aldığı suçlamasına yer veriliyor. İddianamede Çağlayan’ın bakanlık görevindeyken rüşvet aldığı belirtilerek, "İran devleti lehine hizmet sunduğu, kara para aklama sistemini diğer üyelerini belli türde aldatıcı işlemlerde bulunmaya yönelttiği" savunuluyor.

İddianamede İran’a yönelik yaptırımların delinmesi noktasında önemli rol oynayan Halkbank’ın 2 yönetici hakkında daha suçlama bulunuyor. Atilla gibi Halkbank’ın eski CEO’su Süleyman Aslan ve Halkbank’ın eski genel müdür yardımcısı Levent Balkan da sanıklar arasında yer alıyor. İddianamede sanık olarak yer alan bir başka isim ise Zarrab’ın ağabeyi olan ve Türkiye’deki şirketlerinde ortak olan Mohammed Zarrab.

4-SUÇLAMALAR NE?

Dava kapsamında hazırlanan iddianamede 4 temel suçlama var: ABD’yi dolandırmak, ABD’nin İran’a yönelik ambargosunu ihlal etmek, bankacılık sahtekarlığı ve kara para aklama.

Sanıklar hakkında suçlamaların merkezinde İran’a yönelik ambargonun delinmesi yer alıyor. Batılı ülkelerin İran’a yönelik ambargosunun tarihi 1979’daki ‘İslam devrimi’ne kadar gidiyor. Bu süreçten itibaren İran’a yönelik ABD ve Avrupa Birliği tarafından uygulanmaya başlanan yaptırımlar, 1990’lı yıllarda İran’ın petrol yatırımlarına ağırlık vermesiyle birlikte sertleştirilmişti. 

2005 yılında İran’da muhafazakar Ahmedinejad’ın cumhurbaşkanı olmasıyla birlikte İran’ın birkaç yıl önce başlattığı nükleer program hız kazandı. İran nükleer programın “uranyum zenginleştirme” olduğunu iddia ederken ABD ve Avrupa Birliği programın amacının nükleer silah geliştirmek olduğunu öne sürdü. İran’ın Batı ile arasında yaşanan nükleer krizde geri adım atmaması üzerine İran’a yönelik yaptırım kararları ekonomik ablukaya dönüştürüldü. 

Ürettiği petrolü ve doğalgazı satamayan, devlet yöneticilerinin ve şirketlerin mal varlıkları dondurulan İran, bunun üzerine ambargoyu delmek için uluslararası ticarette öne çıkan İranlı sermaye gruplarıyla yasadışı bir ağ yarattı. Zarrab’ın büyük rol oynadığı bu ağ sayesinde İran, Dubai üzerinden yürütülen altın ve döviz ticareti aracılığıyla petrol ve doğalgazını yasadışı yollardan satmaya başladı. 

İran’da 2013 yılında yapılan seçimlerde muhafazakar Ahmedinejad’ın yerini reformist Hasan Ruhani’ye bırakmasıyla birlikte Batı ile ilişkilerde yeni bir sayfa açıldı. 2016’da ABD ve Avrupa Birliği ile imzalanan nükleer anlaşma ile nükleer programından vazgeçen İran, bunun karşılığında ambargonun kaldırılmasını sağladı. Gerek ülkede reformistlerin güç kazanması gerekse de ambargonun kalkması, Ahmedinejad döneminde kurulan yasadışı ağın da boşa düşmesine yol açtı. Zarrab’ın tutuklanmasının yanı sıra bu ağ içerisinde yer alan İranlı sermayedar Babek Zencani de rüşvet ve yolsuzluk suçlamasıyla İran’da idam cezası aldı.

ABD’nin İran yönelik ambargoyu, Temsilciler Meclisi ve Senato aracılığıyla yasa haline getirmesi nedeniyle, ambargonun delinmesi ABD yasalarının delinmesi anlamına geliyor. Bu nedenle Zarrab ve diğer sanıklar, ABD yasalarını çiğnemek suçlamasıyla karşı karşıya bulunuyor. 

New York Güney Bölgesi Başsavcılığı tarafından dava kapsamında hazırlanan iddianamede Zarrab hakkında,  ABD’yi dolandırmaktan, ambargoyu ihlal etmekten, bankacılık sahtekarlığından ve kara para aklamaktan toplamda 90 yıl hapis cezası talep ediliyor. 

Hazırlanan iddianamede Zarrab ve şirketindeki çalışanlar arasındaki elektronik yazışmalar ve telefon konuşmaları ise suçlamalara delil olarak sunuluyor. Bu yazışmalarda çeşitli para transferi dekontlarının yer aldığı ve bunun İran’a yönelik ambargonun delinmesi sırasında ülkeler arasında gerçekleştirilen para trafiğini ortaya koyduğu belirtiliyor. 

5-DAVADA ERDOĞAN’IN ADI NASIL GEÇİYOR?

Davanın en kritik noktalarından biri ise iddianamede Erdoğan’ın adının geçmesi. Kasım ayı başında hazırlanan ek iddianamede Erdoğan’ın Zarrab'ın faaliyetlerinden haberdar olduğuna ve desteklediği belirtiliyor.

İleri Hatırlatıyor

İddianamede Erdoğan ile Zarrab arasındaki ilişkiye dair 3 kanıt sunuluyor. Bunlardan biri Zarrab'ın 19 Eylül 2013 tarihinde bir çalışanı ile yaptığı telefon görüşmesinin kaydı. Bu kayıtta Zarrab’ın “2 milyar yapsak bile önemlidir. Anlıyor musun? Benim için başbakanın (dönemin başbakanı Erdoğan) gözünde önemli, çünkü doğrudan ona gideceğim" ifadelerini kullandığı belirtiliyor. 

Bir diğer kanıt ise Erdoğan ile Zarrab arasında Nisan 2013'te bir düğünde, İran'a yönelik faaliyetlerde kullanılmak üzere bir bankanın satın alınması konusunda gerçekleştirilen görüşme. İddianamede Zarrab’ın bir telefon görüşmesinde, "Ona gittim ve yapacağım şey hakkında konuştum. O gün düğünde açıkladım. Geri döneceğim ve 'Sayın Başbakan onaylıyorsanız bana lisans verin' diyeceğim" ifadelerini kullandığı belirtiliyor. 

İddianamede ayrıca Zarrab'ın, Erdoğan'ın oğlu Bilal Erdoğan ve başka aile üyeleriyle ilişkili "hayır kurumlarına" bağış yapması için yönlendirildiğine dair bilgiler de yer alıyor. 

6-AKP DAVA İÇİN NE DİYOR?

Türkiye ile ABD ilişkilerinde krize yol açan davaya ilişkin AKP cephesinden gelen tepkiler ise davanın 17-25 Aralık Yolsuzluk Operasyonları’nın devamı olduğu şeklinde. 

İddianamede de adı geçen Erdoğan, 17-25 Aralık sürecinde Zarrab için “Altın ihracatı yapan bir zat. Ülkeye katkısının olduğu biliyorum. Hayır işlerine girdiğini biliyorum” demişti. Dava sürecinde de Zarrab’ı savunmayı sürdüren Erdoğan, davaya atfen yaptığı açıklamada, "17 Aralık'ta en büyük tuzaklarından biri kuruldu. Bu başarısız olunca aynısını ABD'de kurdular” ifadelerini kullandı. 

Başbakan Binali Yıldırım da aynı şekilde davanın 17-25 Aralık süreciyle bağı olduğunu öne sürerek, “17-25 Aralık’ta terör örgütünün yargı yoluyla gerçekleştirmeye çalıştığı darbe tutmayınca bugün ABD’de görülen davaya FETÖ'cülerin bir şekilde sızmaları suretiyle tekrar denenmeye çalışılmaktadır. Bu davanın temelini hukuki dayanağı oluşturan deliller, bilgiler, belgeler FETÖ terör örgütünün 17-25 Aralık öncesi ülkemizde yaptığı kanunsuz hukuksuz işlerin bir sonucu olduğunun bilinmesini isteriz.” ifadelerini kullandı. 

Yıldırım açıklamasında ayrıca, davaya konu olan suçlamayı reddetmediklerini de üstü kapalı olarak itiraf ederek, “Onlar ambargo koydukları ülkelerle rahat rahat ticaret yapacaklar, Türkiye yapınca bu suç olacak. Buna kargalar güler.” diye konuştu. 

Türkiye’den davaya ilişkin ilk resmi adım ise 15 Kasım’da geldi. İtirafçı olacağı öne sürülen ve bu nedenle tutuklu bulunduğu yerin değiştirildiği iddia edilen Zarrab ile ilgili Dışişleri Bakanlığı tarafından ABD'ye yazılı olarak iletilen notada "kendisinden haber alınamayan Zarrab'ın can güvenliği konusunda endişe edildiği” belirtildi. 

Türkiye’den ikinci adım ise New York Güney Bölgesi Başsavcısı Joon H. Kim ile soruşturmayı başlatan eski başsavcı Preet Bharara hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma açılması oldu. Soruşturmayla ilgili "Duyunca şaka sandım” diyen Başsavcı Kim, Fethullah Gülen cemaatiyle hiçbir bağlantılarının olmadığını, hukukun üstünlüğüne inandıklarını ve buna uygun olarak Reza Zarrab hakkındaki soruşturma dosyasını açtıklarını belirtti.

7-ZARRAB İTİRAFÇI MI OLACAK?

Davayla ilgili en kritik gelişme ise Zarrab’ın savcılık ile işbirliğine giderek itirafçı olacağı iddiasıydı. ABD basınında Zarrab’ın avukatlarının davayla ilgili çeşitli belgeleri mahkemeye sunmadıklarına ve bunun Zarrab’ın itirafçı olacağına yönelik işaret olduğuna dair haberler yer aldı. 

Bu iddiayı güçlendirecek bir başka olay ise davada tutuklu yargılanan bir diğer sanık olan Atilla’nın ara duruşmada mahkemeye ilettiği belgelerde Zarrab’ın eylül ayından itibaren dava konusundaki hiçbir gelişmeye dahil olmadığını belirtmesiydi. 22 Kasım’da gerçekleştirilen son ara duruşmaya da katılmayan Zarrab, eğer 4 Aralık’taki ilk jürili duruşmaya katılmaz ise, itirafçı olduğu kesinleşmiş olacak.  

Öte yandan Zarrab’ın ABD’ye gitmeden önce ABD’li yetkililer anlaştığı ve bu kapsamda tutuklanacağı bilerek ABD’ye gittiği de iddia edilmişti. CHP İstanbul Milletvekili Eren Erdem, Zarrab’ın ABD'ye gitmeden önce İstanbul'da FBI ile temas kurduğunu öne sürmüştü.