6 yıl, 313 hafta, 2187 gündür dinmeyen feryat: Roboski…

“Anneme gösterdiler, kabul etmedi. “Bu benim oğlum değil, o uzun boyludur. Beni öperken eğilirdi hep” dedi. Meğer gösterdikleri ağabeyimmiş…”



28-12-2017 08:55

Meryem Yıldırım / @meryem_yildrim

“Sobayı yakmıştım. Yatakları da kurmuştum. Odun yoktu, dışarı çıktım. Sesler vardı. Karanlık bir geceydi. Zor seçtim, baktım komşumuz Salih geliyor. “Hayırdır niye döndün?” dedim, ağabeyimi sordum. Salih, “Üzerimizde helikopterler dolaşıyordu, heronlar vardı. Yarı yoldan döndüm” dedi.

Koşarak eve girdim, anneme Salih’in döndüğünü, helikopterlerin dolaştığını, onun korkup döndüğünü ama ağabeylerimin gittiğini söyledim. Çok korkmuştum. O gece ağabeyim ilk kez çıkmıştı, hiç deneyimi yoktu. Bilmezdi ki ne yapılacak. Annem de çok korkmuştu. Titremeye başladı. Hemen telaşla sokağa attı kendini. Yolda biri anneme “Geri dön, askerler önlerini tutmuş, bir şey olmaz. Bir saatte eve gelirler” demiş. Annem eve geldi. Oturdu, kalktı, tekrar oturdu. Duramıyorduk ki yerinde. Telefonu aldı eline, kimi aradı, kiminle konuştu hatırlamıyorum. Kimdiyse, o demiş ki “Bir kişi yaralı, iki üç kişi sağ kurtuldu. Sen sadaka dağıt…"

HİÇ HİMSE KONUŞMUYORDU…HEPSİNİ ÖLDÜRMÜŞLER

Annem bunları duyar duymaz dışarı fırladı. Ben de arkasından koştum. Ayakları tutmuyordu, iki de bir düşecek gibi tökezliyordu. Sürekli dua ediyor, ağlıyordu. Arkamızdan gelen, sürekli dua ediyor bir yandan da ağlıyordu. Arkamızdan gelen herkes bizi geçiyordu. Hiç kimse konuşmuyordu . Yürüyorduk. Ayaklarımız bizi nasıl götürüyor bilmiyorduk. Bir saat filan geçti herhalde. Halime teyzeyi, Hazal teyzeyi gördük. Medine teyzenin elleri hamurluydu. Haberi alır almaz hamurun başından kalkıp fırlamış. Annemler birbirilerine çocuklarını anlatıyor, ağlaşıyor. O anda şimdi yine adını hatırlayamadığım biri elinde telsizle konuşuyordu, karşı sesi tanıdım; Servet’ti. Konuşmalarını dinledim. Servet, “İki üç kişi kurtulmuş, hepsini öldürmüşler, bulabildiğiniz battaniyeyi getirin” dedi. Kızlardan kimse yoktu.

Annemin peşine düşüp giden ben vardım. Gördüklerim, duyduklarım, aklım işlemiyordu sanki. O an sadece annem aklımdaydı…Onu bırakamıyordum, yürüyorduk karların içinde bata çıka, düşe kalka. Dualarla, gözyaşlarıyla, annelerin feryadı, yakarışı, göz gözü görmek karanlıkta kimse kimseye bakamıyordu. Ne kadar gittik, nereye geldik, neyin farkındaydık bilmiyordum ki…

CANSIZ BEDENİNİ ÖYLECE ATTILAR RÖMORKA…

Baktık birileri omuzlamış semerleri geliyorlar. Semerlerin arasında bedenler…Annem onlara doğru koştu. “Selamım!” dedi. Bu Salih dediler. Salih yaralıydı, halen yaşıyordu. Birisini daha getiriyorlardı. Tanıdım, Mehmet Ali’ydi. O da yaralıydı. Boğazına elimi dayadım, nabzı atıyordu. Burnundan, kulağından kan geliyordu. Bir umut yürüyorduk. Sınıra vardık. Üşümesinler diye ateş yakmışlar. Ateşin etrafı kalabalık, bir traktör duruyordu orada. Birini traktörün römorkuna koyuyorlardı. Annem “Bu kimin oğlu?” diye sordu. Sesi boşlukta çınladı…“Kör olayım senin için…” diye feryat etti. Kimin oğluydu? Cansız bedenini öylece attılar römorka.

Biraz geçti aradan bir genç geldi yanımıza. Anneme sordu “Selam da mı gitti?”. Annem “evet” dedi. Genç annemin yüzüne uzun uzun baktı. “Onu getirecekler birazdan” dedi.

AYAĞINDA TERLİK BİLE YOKTU…ANNEM KENDİNİ ATEŞE ATTI…

Annemin üzerinde ağabeyimin kazağı vardı. Hangi ara ne hızla yaptı anlayamadım kazağı paramparça etti, üzerinden çıkardı. Çığlık çığlığa kendini ateşe attı. İsmail dayı o ateşin içinden tek kolu ile çekti aldı annemi. Tek koluyla annemi bize geri verdi. Annemin kollarından tutup Ortasu’ya getirdiler. Öylece yürüdüm arkalarından. Oraya gelince fark ettim kış gecesi o karda, suda annemim ayağında terlik bile yoktu. Saat gecenin 1’i olmuştu. Cenazeleri halı sahanın oraya getirmişlerdi.

HANGİSİ AĞABEYİN?

Erkekler, kadınlardan hiç kimsenin oraya girmesine izin vermiyordu. Hamit dayımın yanına gittim. “Benim ağabeyimin yanına götür” dedim. Kolumdan tuttu. Halı sahaya soktu. “Hangisi ağabeyin?” dedi. Baktım…Baktım…Birisi “Bu senin ağabeyin” dedi. Baktım, “Hayır” dedim. “Uzun boylu değil bu…” Meğerse ağabeyimmiş. Ambulanslar gelmiş. Cenazeleri ambulanslara koymaya başladılar. Uludere Devlet Hastanesi'ne götürdüler. Biz de gittik annemle.

‘BU BENİM OĞLUM DEĞİL, O UZUN BOYLUDUR, BENİ ÖPERKEN EĞİLİRDİ HEP’

Hastanede her yer cansız, parça parça bedenlerle doluydu. Annem ağabeyimi görmemişti. Anneme gösterdiler. Kabul etmedi. “Bu benim oğlum değil, benim oğlum uzun boyluydu, bu değil. O beni öperken eğilirdi hep. Oğlum uzun boyludur” dedi. Gösterdikleri ağabeyimdi. Gecenin kaçı olmuştu bilmiyorum. Amcaoğlum Fadıl’ı aradım. Bir örtüyü kaldırdım indirdim, bir kafa gördüm. Fadıl’dı. Bedensiz…Bayılmışım. Kendime geldiğimde teyzem başucumda oturuyordu. “Ağabeyim nerede?” diye sordum.

Teyzem “Kalk, annen yok” dedi. Annemi bulamadık. O da kriz geçirmiş, hastanede bir odadaymış gece. Kimsenin orada kalmasına izin vermediler. O gece orada bir evde kaldık.

GÜN AĞARDIĞINDA İÇİMİZ SİMSİYAHTI

Gün ağardı. Ortalık aydınlanmaya başladı. İçimiz siyah olmuştu artık. Sabah erken saatlerde hastaneye gittik. Cenazelerin camiye götürüldüğünü söylediler. Camiden içeri girince yüreğim parçalandı. Bir tek Serhat’ın bedeninin tabuta koymuşlardı. Hepsine teker teker dokundum. İnsan bedeni demeye bin şahit lazımdı.

OĞLUMU NASIL KARA TOPRAĞIN ALTINA KOYALIM!

Annem ve babam ağabeyimi elleriyle tabuta koydular. “Ben oğlumu evlendirecektim, damat yapacaktım. Seni kara toprağın altına nasıl koyalım” diye bağırıyor, feryat ediyor, ağlıyordu. Sonra cenazeleri ambulansa koydular. Köye doğru yol aldık, köye vardık. Cenazeler ambulanstan indirildi. Omuzlara alındı. Tek sıra halinde mezarlık yolunda insanlar diziliydi. Mezarlığa vardığımızda mezarlıkları kazıyorlardı. Ağabeyimin tabutunun üstüne gittim. Annem “Oğlum öpmeye doyamadım yüzünü, nasıl gömerler seni...” dedi. Koydular toprağa, ilk toprağı babam attı. Herkes ağlıyordu. Duaları okundu, sonra herkes evine gitti. “O eve giremeyeceğim diyordum.” Annem “Ben giriyorsam, sen de gireceksin” dedi. Acısı ona yetiyordu. Bir de ben üzemezdim, girdim.

OLMAYAN HAYATIMIZI HAYAT DİYE YAŞAMAK…

Ne kadar zor, olmayan hayatımızı “hayat” diye yaşamak…Acı kalıyor, olduğu gibi kalıyor. Unutulmuyor. Alışıyor insan. Annem adalet arıyor, katledilen gençlerimizi hakkını arıyor, hepimiz arıyoruz.

Unutursak kalbimiz kurusun…”

72 AY…

“Hakkari’nin Uludere ilçesinin Ortasu köyü ile Irak toprakları içerisinde bulunan bir yerdeki gruba ‘terörist’ zannedilerek Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından saldırı düzenlenmiştir…”

Çoğu çocuk ve genç 34 kişinin hayatını kaybettiği Roboski Katliamı AKP tarafından bu sözlerle dünyaya duyuruldu.

“Operasyon kazası” olarak nitelendirilen katliama ilişkin “Olay örtbas edilemez, gereği yapılacaktır” demesinin üzerinden tam 72 ay geçti.

Fakat “gereği yapılacak” sözü lafta kaldı, sorumluları yargılanmadı, ailelerin anma yapmaları yasaklandı, 28 Aralık 2011’de yaşanan Roboski Katliamının tüm boyutlarıyla araştırılması için verilen Meclis araştırması talebi ‘katliam’ ve ‘katledilenler’ ifadeleri ‘kaba’ bulunarak Meclis Başkanlığınca reddedildi.

6 YIL, 313 HAFTA, 2187 GÜN…

Hükümet adına ilk açıklamayı yapan dönemin AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik’in “Bilgiler terörist değil kaçakçı oldukları yönünde…Eğer yapılan bir hata, yanlış, kusur varsa, hukuk devleti mantığı içerisinde bu tespit edilecektir ve şüphesiz ki bunun gereği ne ise bu yapılacaktır. Bu insanların yüzde yüz kaçakçılık yaptıkları tespit edilse bile onların bombalanmaları gerekmiyor” ifadeleriyle itiraf ettiği katliamın üzerinden 6 yıl, 313 hafta 2187 gün geçmesine rağmen katliamın sorumluları hala adalet önüne çıkarılmadı.

O günü size, katliamda hayatını kaybeden 22 yaşındaki Selam Encü’nün kız kardeşi Newroz Encü’nün İleri Haber için kaleme aldığı yazıyla, bizzat onun ifadeleriyle anlatmaya çalıştık. Peki, katliamın sorumluları yargılandı mı? Davada neler yaşandı?

Anlatalım…

AKP İTİRAF EDİYOR: TERÖRİST DEĞİL, KÖY HALKI…

28 Aralık 2011 gecesi saat 21.39 -22.24 arası, Şırnak'ın Uludere ilçesindeki Ortasu/Roboski ve Gülyazı/Bujeh köylerinden 38 kişi ve yük için yanlarında götürdükleri katırlar TSK F-16’ları tarafından bombalandı. Saldırıdan yalnızca 4 kişi kurtulabildi 28'i aynı aileden 34 kişi savaş uçaklarının bombardımanında öldürüldü. AKP iktidarı, öldürülenlerin ‘terörist’ değil köy halkı olduğunu kabul etti.

11 Haziran 2013’te Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, “taksirle ölme sebebiyet vermekten dolayı” Roboski Katliamıyla ilgili soruşturma dosyası hakkında görevsizlik kararı verip dosyayı Genelkurmay Askeri Savcılığı’na gönderdi. Genelkurmay Askeri Savcılığı, 7 Ocak 2014’te takipsizlik kararı verdi. Mağdurların ailelerinin avukatlarının karara itirazı reddedildi.

Dosya bunun üzerine Anayasa Mahkemesine (AYM) taşındı.

Dilekçe ve eklerinin idari yönden Anayasa Mahkemesinde yapılan ön incelemede, başvuruda eksiklikler tespit edildi, tamamlanması istendi. Ancak başvuru, “eksikliğin süresinde giderilmemesi” gerekçe gösterilerek, 24 Şubat 2015 tarihli kararla reddedildi.

AYM’nin kararı reddetmesi üzerine iç hukuk yolları tükenince, katliamı mağduru 281 kişi davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıdı.

AYM’NİN NEZDİNDE BİR PULLUK DEĞERİ OLAN DAVA: 34 CAN!

Saldırıda bir suç örgütü olabileceği gerekçesiyle dönemin Diyarbakır Savcılığının “Soruşturmayı özel yetkili savcılık yürütecek, Şırnak bize bağlı olduğu için biz yürüteceğiz” diyerek soruşturmaya üstlendiğini anlatan Roboski ailelerinin avukatı Mehmet Emin Aktar, “Ancak Diyarbakır savcılığı 2013 Haziran ayına kadar tek bir ifade almadığı gibi tek bir delil de toplamadı. Olayın asker kişilerce işlendiği iddiasıyla “görevsizlik” kararı vererek dosyayı Genelkurmay Askeri savcılığına gönderdi. Ama görevsizlik kararında hiç şüpheli yoktu. Yani görevsizlik kararı usule aykırı verilmişti. İtiraz ettik bu karara ama görevsizlik kararına karşı itiraz yolu düzenlenmemiş denilerek itiraz merciine gönderilmedi dilekçemiz” ifadeleriyle hukuki süreci özetledi.

“Takipsizlik kararının verildiği dönem son derece önemli” diyen Avukat Aktar, katliam davasının kamuoyunun dikkatinin yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarına odaklandığı bir dönemde üstünü kapatıldığına dikkat çekti. Aktar dava için verdikleri mücadeleyi İleri Haber’e şöyle anlattı: “Türkiye'nin gündemini 17/25 Aralık meşgul ettiği günlerde aradan çıkarılarak kapatılmak istendi dosya. Takipsizlik kararını okuyan bırakın hukukçuyu, herhangi bir yurttaş suç işlendiğini görür. Bu karara karşı yaptığımız itiraz reddedildi.”

AYM’nin bir pul eksikliğini gerekçe ederek davayı reddettiğini anlatan Avukat Aktar 34 canın katledilmesinin üstüne bir de yaşanan hukuk katliamını şu sözlerle anlattı: “AYM sadece bir vekaletnamede baro pulu eksiği tamamlanmadığından başvuruyu kabul edilemez buldu. Oysa dosyada çok sayıda avukatın vekaletnamesi var ve bunlarda eksik yoktu. AYM açıkçası ‘kimsenin soruşturma gereği duymadığı bir olaydan ben neden soruşturma açılması gerektiğini söyleyeyim’ dedi.”

YAKINLARINI KAYBEDEN MİLLETVEKİLİ FERHAT ENCÜ DE HAPİSTE…

Öte yandan katliamda 11 yakınını kaybeden Ferhat Encü, 7 Haziran seçimlerinde, 25. dönemde HDP Şırnak Milletvekili seçilerek Meclis’e girdi. Ardından yapılan 1 Kasım seçiminde de 26. dönem milletvekili olarak TBMM’deki yerini aldı.

Encü’nün Roboskili ailelerin adalet nöbetinde yaptığı konuşma, operasyonlar döneminde sokağa çıkma yasaklarının kaldırılması ve çatışmaların son bulması yönündeki çağrıları, sosyal medya hesaplarından yaptığı paylaşımlar gerekçe gösterilerek “Örgüt üyesi olmak” ve “Örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla hakkında 22 yıla kadar hapis cezası istemiyle iddianame hazırlandı.

Encü, 4 Kasım 2016'da evleri basılarak gözaltına alınan HDP Eş Genel Başkanlarının da dahil olduğu 12 milletvekili arasında yer alıyordu. İstanbul'dan gözaltına alınarak soruşturmanın başladığı Şırnak'a götürülerek, burada çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.

KATIRLAR DA ÖLDÜRÜLDÜ...

2015’te düzenlenen başka bir hava operasyonunda, 34 kişinin yakınlarının yaşadığı Gülyazı ve Roboski köylerinde, sınır kaçakçılığında kullandıkları katırlar da askerler tarafından öldürüldü.

UNUTULURSA KALPLER KURUR: SALDIRIDA YİTENLER…

Genceciktiler, hayatının baharında, çocuktular….

Saldırıda hayatını kaybedenlerin isimleri ve yaşları şöyle:

1. Özcan Uysal: 30/12/1993 Şırnak/Uludere doğumlu.

2. Seyithan Enç: 30/12/1993 Şırnak/Uludere doğumlu.

3. Cemal Encü: 1994 Şırnak/Uludere doğumlu.

4. Vedat Encü: 1994 Şırnak/Uludere doğumlu.

5. Selim Encü: 1973 Şırnak/Uludere doğumlu.

6. Selahattin Encü: 1995 Şırnak/Uludere doğumlu.

7. Nadir Alma: 1986 Şırnak/Uludere doğumlu.

8. Celal Encü: 1986 Şırnak/Uludere doğumlu.

9. Bilal Encü

10. Şirvan Encü: 1992 Şırnak/Uludere doğumlu.

11. Nevzat Encü: 1992 Şırnak/Uludere doğumlu.

12. Salih Encü: 1993 Şırnak/Uludere doğumlu.

13. Osman Kaplan: 1980 doğumlu.

14. Mahsun Encü: 1994 Şırnak/Uludere doğumlu.

15. Muhammet Encü: 1998 Şırnak/Uludere doğumlu.

16. Hüsnü Encü: 1981 Şırnak/Uludere doğumlu.

17. Savaş Encü: 1997 Şırnak/Uludere doğumlu.

18. Erkan Encü: 1998 Şırnak/Uludere doğumlu.

19. Cihan Encü: 1992 Şırnak/Uludere doğumlu.

20. Fadıl Encü: 1991 Şırnak/Uludere doğumlu.

21: Şerafettin Encü: 1994 Şırnak/Uludere doğumlu.

22. Hamza Encü: 1990 Şırnak/Uludere doğumlu.

23. Aslan Encü: 1994 Şırnak/Uludere doğumlu.

24. M.Ali Tosun: 1987 Şırnak/Uludere doğumlu.

25. Kimlik bilgileri 21 nolu cenaze ile aynı

26. Orhan Encü: 1992 Şırnak/Uludere doğumlu.

27. Salih Ürek: 1995 Şırnak/Uludere doğumlu.

28. Yüksel Ürek: 1995 Şırnak/Uludere doğumlu.

29. Adem Ant: 1992 Şırnak/Uludere doğumlu.

30. Hüseyin Encü: 1991 Şırnak/Uludere doğumlu.

31. Bedran Encü: 1996 Şırnak/Uludere doğumlu.

32. Serhat Encü: 1995 Şırnak/Uludere doğumlu.

33. Şivan Encü

34. Selam Encü: 1989 Şırnak/Uludere doğumlu.

BEN SELAM ENCÜ, SINAVA GİRİŞ PARASI İSTEMİŞTİM, BABAM 'BİRAZ BEKLEMEMİ' SÖYLEMİŞTİ. KAÇAĞA GİTTİM...

Ben Selam Encü'yüm; 


İstatistik değil, insanım ben. Benim de bir hikayem var...

Annemin göz bebeği, evin ilk çocuğuydum...

"Roboskî'de hamuru acı ile yoğrulmamış hikâye yoktur" demişti ya Yüksel, doğrudur. Fakat  "bizi mutlu kılan şey şartlardan çok, ruhumuzdur" demiş Voltaire; acı ile yoğrulmuş ama mutluyduk...İçine kapanık sayılırdım, utangaçtım...Bir kız sevdiğimi en yakın dostum Ferhat'a bile söyleyememiştim. Allah'tan o dalıp dalıp gidişlerimi fark etmişti de kaynayan içimi dökecek bir gönül bulmuştum...

İki yıllık inşaat bölümünü bitirmiş, inşaat mühendisliğine geçiş için sınava hazırlanıyordum. Sınava giriş parası istediğimde babam "biraz beklememi" söylemişti; bu söz yokluğun diğer adıdır Roboskî'de ve bu sözü duyan her evlat gibi ben de babama kaçağa gitmem için müsaade etmesini söyledim. Daha önce hiç kaçağa gitmemiştim, babam direndi, göndermek istemedi. Çok ısrar edince çaresiz gönderdi... 

Yoldayken 40 lira için beni bu karda kışta kıyamette, kelle koltukta bu sefere çıkaran düzene her nefesimde lanet ettim. Bu ilk kaçağımdı, sonum oldu! 

Göğün gündüz gibi aydınlanması ile bir araya toplandık. Kaçakçı olduğumuzun işaretiymiş bu, asker bilirmiş... Bilirmiş de tepemize kıyamet gibi yağan ateş gülleleri neydi? Ciğerime kadar yaktı bomba, göğsüm paramparça savruldu kayalıklara. Kimseye duyuramadım sesimi, sükûtumun çığlıkları arşa değmekteydi oysa... 

Annem haber almış. Etrafın ateşe verildiğini söylemişler. Kimse 'oğlun yandı!' diyememiş, nasıl desinler ki! Yağmur-çamur dememiş, ilikleri üşüten soğukta onca yolu koşarak gelmiş, Roboskî'nin diğer anneleri gibi... Bizden geriye kalan parçalar toplanıp katırlara yüklenirken, kadınlar üşümesin diye yakılan ateşe iki kere atmış kendini annem, zor tutmuşlar...Paramparça olmuş ve yanmış bir sürü ceset içinde oğlunu aramış, ona en kısasını göstermişler, 'oğlum uzun boyludur' demiş, 'beni öperken hep eğilirdi' demiş. Beni ayaklarımdan tanımış annem, arza basan bütün ayakları sıralasanız benim ayaklarımı bulabilir aralarından...

Ölmüş bir evladın yüzünü görememek nasıl büyük bir acıdır bilir misiniz? Ben annemden bilirim..."Kekê Can"ım Ferhat'la beş aydır görüşmüyorduk, çok özlemiştim onu, helalleşemeden ayrıldık...Sevdiğime, "yağmur damlacığıma" söyleyin; melekler getirene dek cennette onu bekleyeceğim...

Ben Selam Encü'yüm, mühendis olacaktım. 23'üncü yaşıma giremedim, bir bahar daha göreydim ne olurdu?! 

Belki kızacaksınız ama bir çift sözüm var; 

Eğer beni öldüren bombalar adalet'i de öldürmediyse, 

Adalet talep ediyorum...

Herkesin hakkı değil mi adalet?

Yoksa

O kocaman, pahalı bombalarını beni öldürmekte harcadığı için devletten özür dilemeli, 

Hedefi şaşırmayıp beni öldürdüğü için Genelkurmay'a teşekkür mü etmeliyim!?
Roboskiye Adalet Platformu bombalanarak öldürülen 34 kişini hayat hikâyesini 'Roboski Mektupları' adıyla yayınlamış, 34 gün boyunca her gün yayınlanan bu hikâyeler Cumhurbaşkanlığı Başbakanlık, Adalet bakanlığı ve İçişleri Bakanlığına faks ve mail yoluyla gönderilmişti. Selam Encü'nün hikayesine de mektupta bu şekilde yer verilmişti.