5 soruda Kudüs krizi

“İç siyasi tüketim ve prim malzemesi olarak kullanılan Filistinlilerin göndereceğiniz makarnaya, ağlak ifadelere ihtiyacı yok. Gölge etmeyin yeter.”



08-12-2017 15:47

Meryem Yıldırım / meryemyildirim@ilerihaber.org

ABD’nin Kudüs’ü başkent kabul etme kararını, bölgede yaşanan gelişmeler ışığında bu çıkışa uluslararası arenada verilen tepkileri ve Türkiye’nin Filistin ve İsrail politikalarını Ortadoğu uzmanı gazeteci yazar Alptekin Dursunoğlu ile konuştuk.

ABD Başkanı Donald Trump, Kudüs'e ilişkin önceki gün yaptığı açıklamada, “Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıyorum” demiş, Trump’ın açıklamalarının ardından bölge ve dünyada birçok ülke karşı görüş bildirmiş, ABD’nin kararının kabul edilemeyeceği mesajı verilmişti. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) ise yapacağı toplantıda Kudüs’ü de masaya gündem olarak koyacağını açıklamıştı.

‘ONE MİNUTE’ŞOVUNDAN “BANA MI SORDUNUZ GİDERKEN" E AKP…

Türkiye de ise Kudüs ve Filistin gündemi, yıllar önce Davos zirvesinde ‘One Minute’ şovu yapan, yardım götürdüğü sırada İsrail saldırısına uğrayan Mavi Marmara gemisiyle ilgili olayın yaşandığı dönemde siyasi çıkar sağlamak için ‘Filistin davasının şövalyeliği’ rollerine soyunup, sonrasında “Giderken bana mı sordunuz” sözleriyle, davayı para karşılığı İsrail’e satan AKP hükümeti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hafızalardaki sözleriyle yeniden yer buldu.

Bu hatırlatmalar ışığında, ABD’nin Kudüs kararından sonra bölge ve dünyada yaşanan gelişmeleri, AKP hükümetinin son dönemde iç politikada yaşanan sıkışıklıklarla birlikte değerlendirilerek, Filistin meselesinde olduğu gibi yamalı bohça haline gelen dış politikasını, Ortadoğu uzmanı gazeteci yazar Alptekin Dursunoğlu ile görüştük.

İşte 5 soruda Kudüs meselesi, bölgede ve iç siyasete yansımaları: 

'BÖLGESEL ŞARTLAR ELVERİŞLİ HALE GETİRDİ’

1. ABD’nin Kudüs çıkışı ne anlama geliyor? Daha öncede Obama Kudüs meselesine dair karar alıp, 6 ay sürelerle erteliyordu. Peki bu karar neden şimdi ‘ilan edildi’? ABD’nin Ortadoğu politikasında bir değişiklik anlamına mı geliyor bu?

Alptekin Dursunoğlu: ABD’de bir değişiklik yok. Sizin de söylediğiniz gibi, zaten kongre 1995 de bu kararı almış, şimdiye kadar da bütün ABD başkanları bunu ertelemişlerdi, uygulamamışlardı. Bu olay Trump’ın değil, ABD sisteminin bir kararı. Trump, başka sıra dışı şeyleri de yapmak istedi ama ABD sistemi izin vermedi. Peki neden Kudüs kararını Trump yapabildi? Bu bölgesel şartlarla ilgili bir durum. Bölgesel şartlar, ABD’nin 95’de hazırladığı bu ‘yemeği’ servis etmeye uygun haldeydi. Nedir bu şartlar?

‘FİLİSTİN DİRENİŞİNİN BEL KEMİĞİ SURİYE’YDİ, HARABEYE ÇEVRİLDİ…

Bölgede Filistin meselesini savunan, sahip çıkan, direnişin bel kemiği olan tek Arap ülkesi Suriye’ydi. Suriye 2011’den beri bir harabeye dönüştürüldü. Suudilerin manipüle edebildiği Arap Dünyası Suudiler eliyle sürekli şuna teşvik ediliyor: “Bölgede bizim düşmanımız İsrail değil, İran’dır.” Bu söylemle İsrail’den de ABD’den de destek almaya çalışıyor. Böyle olunca ABD için bütün şartlar hazır hale gelmiş oluyor.

Bölgenin büyük bir kesimi tamamen yapay bir Sünni-Şii ekseniyle bölünmüş durumda. Sünnilik ekseriyesi Suudi Arabistan önderliğinde hareket ediyor ve Suriye, İran, Filistin davasının aktörlerinden Hamas ve İslami Cihad ve tabi ki Suriye’de kendilerine çok ağır darbe vuran Hizbullah tehdit olarak sıralanıyor. Suudiler meseleyi ‘İran bölgeyi tehdit ediyor, Arap dünyasının iç işlerine karışıyor’ şeklinde izah ediyor. Bunun gerçekliğini tartışmaya gerek yok. Bölgenin her tarafından Suudilerin, Katar’ın askerleri var. İran ise 2011’den beri müttefiklerini; Suriye ve Irak’ı savunmaya çalışıyor…”

‘SUUDİLER IRAK’TA, SURİYE’DE, LÜBNAN’DA YENİLDİLER; YENİLDİKÇE SALDIRGANLAŞTILAR’

“Suudiler, İran saldırdığı için, İsrail’le bölgeyi müttefikleriyle savunduklarını söylüyor. Bu da gerçek değil. Suudi Arabistanla İsrail’in basın önünde-daha önce gizli saklı görüşüyorlardı-açıkça görüşmeye başladıkları, strateji ortaklığı dönüştürdükleri tarih 2015’tir. 2015, Suriye’nin İsrail’in eski savunma bakanı Moşa Yalom’un tabiriyle ‘omlet olduğuna’ inanıldığı bir dönem. Moşa Yalon, 2015’te aynen bu sözü söylemiştir. “Suriye artık omlet oldu, omlet de artık yumurta haline gelemez.” Yani o kadar emindiler ki Suriye’nin bölüneceğinden ve yıkılacağından, o güven içerisinde Suudilerle basın önünde açıkça görüşebiliyorlardı. Fakat, 30 Eylül 2015’den itibaren Rusya’nın sahaya inmesi, Rusya, İran, Hizbullah, Suriye ve Irak koordinasyonunun kurulması, terörle mücadeleye destek verip doğrudan sahaya inmeleri dengeleri değiştirdi. Ve Suudiler ile ABD’li müttefikleri Suriye’deki oyunu kaybettiler. Bunu niye söylüyorum: Suudiler IŞİD’in yenilmesiyle birlikte Suriye’de yenildiler, Irak’ta yenildiler. Husiler ve Yemen’lilerin direnciyle orada da yenildiler. Lübnan Başbakanını tutuklayarak istifaya zorladılar, bütün dünyaya kepaze oldular. Bütün cephelerde yenildikleri için öfkeleri artıyor ve daha da saldırganlaşıyorlar.”

‘KUDÜS KARARI, SÜNNİ BÖLGE ÜLKELERİNİN KOORDİNASYONUYLA ALINDI’

“Gelelim sorunuza: Trump’ın Kudüs’ü başkent ilan etmesi, bütün bu saydığım bölgesel şartlardan bağımsız değil ve sünni liderliği yapan bölge ülkeleriyle koordinasyonsuz değil.

Filistin meselesi iç politikada kullanım değeri olan bir mesele. Biz bunu Türkiye’de çok bariz bir biçimde görüyoruz. 2009’da Mavi Marmara meselesinden beri güya Türkiye Filistin meselesinin savuncusu, hamisi. Ya sadece TÜİK, Ekonomi Bakanlığı verilerine, raporlarına bakmak yeterlidir. Türkiye ile İsrail arasında en krizli olduğu dönemlerde Türkiye-İsrail ticari ilişkileri rekorlar kırıyor. Elçi çekmek dışında siyasi anlamda bir sorun yok ama bu mesele yoğun bir şekilde tüketim malzemesi yapılıyor.”

2. Tam bu noktada şunu sorayım. Kudüs meselesine ana akım medya tarafından çok hızlı bir şekilde emilize edildi. Son dönemde Zarrab davası, Man adaları belgeleri ortaya saçıldı. Zor bir dönemden geçen AKP hükümeti için yandaşların da bu çabasıyla birlikte değerlendirildiğinde bir ‘gündem kaçırma’ fırsatı olarak da değerlendirilebilir mi?

DURSUNOĞLU’NDAN AKP’YE: FİLİSTİN’İ İÇ SİYASİ TÜKETİM MALZEMESİ OLARAK KULLANMAKTAN BAŞKA NE YAPMIŞ?

“Onların niyetlerini, hedeflerini ben bilemem ama söylediğiniz durum, tarihsel gerçekliklerle son derece uyuyor. Yani 2009’dan bu yana yapılan şeyler…Sadece bir örnek vereyim: Hamas’ın liderlerinden Salih el Aruri Türkiye’deydi. Batı Şeria’da birkaç yerleşimcinin kaçırılıp öldürülmesinden dolayı İsrail bunu sorumlu tuttu, Türkiye ile ‘normalleşme anlaşması’ yaptıktan sonra Türkiye’ye baskı yaptı, Türkiye’de bu adamı kovdu, sınır dışı etti, Aruri Katar’a gitti. Katar ile Suudilerin krizi üzerine Katar da sahip çıkamadı, Alvari daha sonra Lübnan’a giderek Hizbullah’a sığındı. Siz güya Hamas’ın, Filistin’in ‘hamisisiniz’. Bunu bir araç gibi kullandınız ama Hamas’ın sıradan bir liderine (o dönem öyleydi) dair sahip çıkamadınız. Ama suçladığınız Suriye, Hamas’ın siyasi bürosuna yıllarca ev sahipliği yaptı. Arap Birliği’nde de Hamas’ı Mahmud Abbas’a karşı ve diğer Araplara karşı savunuyordu. Türkiye, Hamas’ı ve Filistin’i iç siyasi tüketim malzemesi olarak kullanmaktan başka ne yapmış? Somut olarak yapılan şey nedir?”

‘İÇ POLİTİKADA, SEÇİM MEYDANLARINDA MAVİ MARMARA’YI KULLANDILAR’

“Mavi Marmara’nın amacı İsrail’in Filistin’e ilişkin ambargosunu delmekti. Ablukayı tanımadığını göstermekti. Cumhurbaşkanı İsrail ile anlaştıktan sonra “Bana mı sordunuz giderken” dedi. Ona sormadılarsa, bu yanlış bir şey idiyse, saldırıdan itibaren iç politikada, seçim meydanlarında hep bunları söylediniz. Bunlar üzerinden propaganda yaptınız.”

‘İSRAİL’İN YIKTIĞI EVİNİ TAMİR İÇİN ÇİMENTO BİLE GEÇİREMEYEN GAZZELİLERİN MAKARNAYA İHTİYACI YOK’

“Daha sonra bir gemi yolladılar “işte biz yardım gönderiyoruz” diye. Yani götürüp İsrail’e teslim ediyorsun…Bu ablukanın delinmesi demek değil ki. Gazzelilerin senin göndereceğin yardıma, makarnaya ihtiyacı yok ki. Gazze bir açık cezaevi. Gazze’de insanlar bir avuç içi kadar toprak parçasından bir yere gidemiyor, seyahat edemiyor. Filistin diye 1967 toprakları kabul ediliyor uluslararası toplum tarafından. Ki bana göre 1948’de işgal edilen topraklar da Filistin topraklarıdır ama uluslararası toplum Filistin derken 1967 sınırlarını kabul eder. Yani Batı Şeria’yı ve Gazze’yi birlikte kasteder. Gazze’den Batı Şeria’ya, Batı Şeria’dan Gazze’ye birisi gidebiliyor mu? Adam İsrail’in yıktığı evi tamir etmek için çimento bile geçiremiyor.”

‘REKLAM ARACI OLARAK KULLANIYORLAR, FİLİSTİNLİLER DİLENCİNİZ DEĞİL’

“Bir yerden bir yere gidemiyor. Sorun bu ablukadır. Yoksa sizin oraya makarna göndermeniz, çocuk bezi göndermeniz değil ki. Bunların gönderilmesi Gazze ihya filan olmuyor. Bu Filistinlilere de bir hakarettir aynı zamanda. Sizin dilenciniz değiller.

Yani bu açıdan dediğiniz gibi gündemleri saptırmak olabilir. Bir de Filistin meselesi İsrail ile ilişkileri olan her rejimin kendisi için bir reklam aracıdır.”

‘FİLİSTİN HALKININ BEKLEDİĞİ HUGO CHAVEZ’İN YAPTIĞIDIR, AĞLAK İFADELER DEĞİL’

“Filistin halkının sizden beklediği makarna değil, bölge ülkesi bile olmayan Venezeula’da Hugo Chavez’in yaptığıdır. Güya Hamas’ın hamisi olan Katar “Kimse bizden tek taraflı fedakarlık beklemesin” derken, Chavez Filistin ile ilgisi olmamasına rağmen İsrail Büyükelçisini sınır dışı etti. Filistinliler, Arap dünyasından Hugo Chavez’ib tavrını bekliyor. Kimseden sadaka beklemiyor. Filistinlilere yapılacak en büyük katkı, İsrail ile ilişkileri Filistinlilerin istediği düzeye çekilmesidir. Yoksa ağlak ifadelerle, gösterilerle olmuyor. Bu sadece içeridekilerin duygularını sömürmektir, maalesef bunu da çok başarılı bir şekilde yapıyorlar.”

‘ULUSLARARASI TOPLUM KUDÜS’Ü BAŞKENT OLARAK ÇOKTAN TANIMIŞTI’

3. BMGK, Kudüs meselesinde bir toplantı yapacak. Buradan bir yaptırım çıkmasını beklenebilir mi?

“Ben buradan bir fayda çıkacağına inanmıyorum. Uluslararası toplum zaten ‘Batı Kudüs’ derken Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanımış zaten. Elçiliklerini çekmemiş olabilirler ama resmi beyanlara yansımış. Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak görüyorlar. O yüzden buradan ne çıkabilir ki? Bu sadece “ABD böyle bir adım attı, İslam dünyasının tepkisini çekti. Biz de buradan ABD’yi sıkıştıracak, İslam dünyasının hoşnutluğunu kazanacak bir iki laf da biz ederiz, bu işin primini yaparız derdinde. Herkes siyasi rantın peşinde. O yüzden buradan Filistinlinin derdine derman olacak bir şey çıkmaz. Umarım yanılırım çıkar ama şimdiye kadar hiçbir şey çıkmadı. Oslo Antlaşması 1992’de yapıldı. Filistinliler sorunlarını uluslararası görüşmelerle hukukla çözüleceğini düşündü. 1992’den 2017’ye elde edebildikleri hiçbir şey yok ve sürekli kayıp halindeler. 1992 öncesinde Kudüs’ün böyle bir durumu yoktu ama şu anda Kudüs’ü altın tepside sundular.

‘YAPILMASI GEREKEN TEK ŞEY İSRAİL’LE ANLADIĞI DİLDEN KONUŞMAK’

“Filistinlilerin bir şey elde edebilmesinin tek yolu, İsrail’e anladığı dilden cevap vermektir. İsrail bölgede yapay bir rejimdir, bu rejim güçle, tıpkı bir kanser timörü gibi yayılarak varlığını devam ettiriyor. Ve arkasında da kayıtsız şartsız sonsuz bir ABD ve uluslararası toplum desteği var.”

4. Hamas intifada açıklaması yaptı. Doğu Kudüs’de genel grev vardı. Filistin’teki örgütlerden de direniş çağrıları geliyor. Hizbullah’tan da intifadaya destek açıklaması geldi. Sizce Filistin halkı intifadaya hazırlıklı mı?

“2014’ten beri birtakım eylemler oluyordu. Bu çağrılar üzerine intifadanın büyüyeceğini ön görmek mümkün. “Direniş” bir slogan değil, gerçekten sonuç getiren çok gerçekçi bir seçenek. Somut örneğiyle söyleyeyim; İsrailliler hiçbir şey almadan işgal ettikleri yerden çekilmemişlerdir. Bunun iki istisnası var:

Bir Güney Lübnan, iki, Gazze. Burada İsrail’in anladığı dilden konuşan Lübnan ve Filistin direnişi bunu sağladı. Mesela İsrail Sina’dan çekildi ama neyin karşılığında çekildi; 80 milyonluk Mısır’e kapısına tabir yerindeyse ‘bekçi köpeği’ diye bağlayarak çekildi.

Lübnan, eğer Hizbullah direnişi olmasaydı bugün Golan’da, Barı Şeria’da, Doğu Kudüs’te gördüğümüz İsrail yerleşimlerini Güney Lübnan’da da görecektik. Golan 1967’de işgal edildi, 80’de de ilhak edildi. Doğu Kudüs 1967’de işgal edildi, başkent ilan edilerek ilhak ettiler. Lübnan’da bu şekilde olacaktı eğer direniş olmasaydı.”

DİRENİŞ BİR SLOGAN DEĞİLDİR’

“Dolayısıyla “direniş” slogan, altı boş bir laf değil, gerçekçi bir seçenek ve bunun tarihsel olarak kanıtı var. Bu gerçekleşmiş.

Filistinlilerin gerçek dostları var. Onlara silah veren, direnişi sürdürebilmeleri katkı koyan dostları var. Filistinlilerin en büyük dostunu 2011’de boşu boşuna viraneye çevirmediler. Suriye neden hedef alındı? Bölgede diktatörlükle yönetilen ülke sadece Suriye miydi? ABD ve İsrail müttefiki Katar, Suudi Arabistan, Ürdün demokrasi cenneti miydi? Bunlara hiçbir şey olmuyor ama “diktatörlüğün ortadan kaldırılması” adına, “demokrasi”, “özgürlük” adına on binlerce cihatçı, İslamcı, militan toplanıyor, Suriye’ye akın ediyor ve milyarlarca dolar harcanıyor. 1948’den bu yana hanginiz Filistin için cihad edip, oraya insan sevk ettiniz?”

‘FİLİSTİNLİLERİN GERÇEK DOSTLARI VAR, SİZ GÖLGE ETMEYİN YETER’

“Hangi devletiniz o kadar para döküp Filistin’e tek bir kurşun verdi?

Bu desteği veren sadece düşman olarak niteledikleri Suriye, İran ve şeytan olarak nitelendirdikleri Hizbullah’tı. Bunların yıkılması, bu şekilde tahrip edilmesi boşu boşuna değildi, bilinçli yapıldı.”

Filistin direnişi sizden lütuf, hatta yardım, silah filan da beklemiyor. Gölge etmeyin o bile yeter.”

‘ABD’NİN 95’TE ALDIĞI KUDÜS KARARI, BÖLGEDEKİ SÜNNİ ÜLKELERİN SAĞLADIĞI ŞARTLARLA GERÇEKLEŞTİRİLDİ’

5. Peki önümüzdeki süreçte gelişmelere göre Trump’tan bir geri adım atma olur mu? Çünkü Trump sansasyonel çıkışlarıyla bilinen biri? Geri adım atabilir mi?

“Hayır. Çünkü bu ABD için büyük bir prestij kaybı olur. Eğer bir geri adım olursa da Trump’ın bahsini ettiğiniz tuhaf yapısından dolayı olur. Ama sanmıyor, bu zaten Trump’ın kişisel kararı değil, 1995’te ABD’nin aldığı bir karar. ABD başkanları şartlar müsait değildi yapamadı, şimdi müsait. Şartları müsait hale getiren de Suudi Arabistan liderliğindeki bölgenin ‘sünni ülkeleri’. 

Bu tabiri de tanımlamak açısından kullanıyorum. Bölgedeki gelişmeler tamamen siyasi. Mezhep meselesi; çoğunlukta İslam dünyasında olan çoğunlukta olan ‘Sünniliği’ Suudi Arabistan liderliğinde konsolide etmek açısından, düşmanlaştırmak açısından “Suriye’de, İran’da Şii reijmi var” denilerek insanların cehaleti sömürülerek yapılıyor. Yoksa devletlerin umurunda değildir din ve mezhep. Bunların hiçbir gerçekçiliği yok…”